<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>TrakyaGuvercin.com &#187; Güvercin Genetiği</title>
	<atom:link href="http://www.trakyaguvercin.com/kategori/guvercin-genetigi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.trakyaguvercin.com</link>
	<description>Trakya güvercin dünyası</description>
	<lastBuildDate>Thu, 26 Aug 2010 22:23:44 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Osmanlı&#8217;da kuş köşkleri</title>
		<link>http://www.trakyaguvercin.com/osmanlida-kus-koskleri/</link>
		<comments>http://www.trakyaguvercin.com/osmanlida-kus-koskleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Dec 2009 06:22:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güvercin Genetiği]]></category>
		<category><![CDATA[Güvercin Irkları]]></category>
		<category><![CDATA[güvercin kafesleri]]></category>
		<category><![CDATA[kuş yuvaları]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı güvercinleri]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı zamanında güvercin yetiştiriciliği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trakyaguvercin.com/?p=1789</guid>
		<description><![CDATA[
Osmanlı mimarisinden başka hiçbir mimaride eşi ve benzeri bulunmayan kuş köşkleri Lâleli&#8217;deki Caminin çevresinde, Nur-u Osmaniye Camisi ağırlık kulelerinde, Büyük Çekmece&#8217;deki Koca Sinan Köprüsü&#8217;nde, Üsküdar Ayazma, Selimiye, Cedit Valde, Amasya Sultan Beyazıt ve Tokat Ulu camilerinde, Edirne&#8217;de Merzifonlu Mustafa Paşa Çeşmesi&#8217;nde bulunuyor.
Korunmaya muhtaç kuşların barınmaları için yapılan kuş köşkleri, Osmanlı&#8217;nın kuş sevgisini günümüze taşıyor. Osmanlı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.trakyaguvercin.com/resimler/osmanlida-kus-koskleri.jpg" alt="osmanlida-kus-koskleri" title="osmanlida-kus-koskleri" width="400" height="266" class="aligncenter size-full wp-image-1790" /><br />
Osmanlı mimarisinden başka hiçbir mimaride eşi ve benzeri bulunmayan kuş köşkleri Lâleli&#8217;deki Caminin çevresinde, Nur-u Osmaniye Camisi ağırlık kulelerinde, Büyük Çekmece&#8217;deki Koca Sinan Köprüsü&#8217;nde, Üsküdar Ayazma, Selimiye, Cedit Valde, Amasya Sultan Beyazıt ve Tokat Ulu camilerinde, Edirne&#8217;de Merzifonlu Mustafa Paşa Çeşmesi&#8217;nde bulunuyor.</p>
<p>Korunmaya muhtaç kuşların barınmaları için yapılan kuş köşkleri, Osmanlı&#8217;nın kuş sevgisini günümüze taşıyor. Osmanlı mimarisinden başka hiçbir mimaride eşi ve benzeri bulunmayan kuş köşklerinin ilk örnekleri 16. yüzyıla kadar dayanıyor<br />
<span id="more-1789"></span><br />
Kuşların uçma özelliklerinden kaynaklanan özel bir kuvvete sahip oldukları düşüncesi, Osmanlı toplumunun mistik bir inanışıydı. Osmanlı insanı, kuşların, yaşanılan âlemden yükselerek çıktıkları, Gök Tanrı&#8217;ya rahatça ulaştıkları ve yer ile gök arasında serbestçe dolaştıkları inancını yüzyıllarca korumuştu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Vefa Çobanoğlu, Osmanlı&#8217;nın kuşlara saygı ve sevgi duyduğunu belirtirken, Osmanlı&#8217;da kuşları rahatsız etmenin ve öldürmenin günah, kuşlara yuva yapmanın ve kuşların beslenmelerine yardım etmenin ise sevap sayıldığını söylüyor.</p>
<p>Korunmaya muhtaç kuşlar<br />
Çobanoğlu&#8217;nun verdiği bilgiye göre, eski Osmanlı şehir evlerinde, insanlarla birlikte yaşayan leylek, güvercin, kumru, kırlangıç ve serçe gibi kuşlar, eski düşünce ve inanışlar nedeniyle kutsal hayvan sayılırdı.</p>
<p>Kuş köşkleri, serçe, saka ve kırlangıç gibi korunmaya muhtaç küçük kuşlar için yapılırdı. Kuş köşkleri, hayvan sevgisinden doğmuş korunaklardı. Çobanoğlu, kuş köşklerine sanatsal değer taşıyan büyük binaların en çok güneş alan cephelerinde rastlanıldığını belirtiyor: &#8220;Bu küçük köşkler, insan elinin ya da kedi, köpek gibi hayvanların erişemeyecekleri yükseklikteki emniyetli yerlere, yağmur ve kardan korunmaları için konsolların geniş saçak altlarına, duvar köşelerine ve taştan zarif evciklere yapılmıştır.&#8221;</p>
<p>Yrd. Doç. Dr. Çobanoğlu, Osmanlı döneminde, köpeklere, kedilere ve atlara karşı da büyük bir sevgi duyulduğunu söylüyor ve hayvanların korunması için tesisler oluşturan Osmanlı&#8217;nın, süslü evler yapmış olduğunu vurguluyor. Mimarların zevklerine göre işlenilen kuş köşklerine kuşların girebilmeleri için kapılar, hava almaları için pencereler ve alt süsler yapılmış. İstanbul yangınlarının, ahşap evlere zarar vermesi nedeniyle bu sanat eserleri kül olup tarihe karışmış. Geriye, sadece taş binalarda bulunan bazı örnekleri kalmış. Hayal mahsulü birer sanat eseri olan kuş köşklerinde pencereler, saçaklar, kubbeler, balkonlar, cihannümalar, alemler, şehreşinler, sütunlar gibi yapı unsurları yer alıyor.<br />
<img src="http://www.trakyaguvercin.com/resimler/trakyaguvercin.jpg" alt="trakyaguvercin" title="trakyaguvercin" width="300" height="225" class="aligncenter size-full wp-image-1791" /><br />
Kuş köşklerinin ilk yapıldığı yer: Hayır evleri<br />
Yrd. Doç. Dr. Çobanoğlu, Bursa&#8217;daki hayır evlerini, ilk kuş köşklerinin yapıldığı yer olarak gösteriyor. Bursa Leylek Hastanesi&#8217;nin ve Üsküdar Kediler Hastanesi&#8217;nin, dünyada eşi ve benzerine rastlamak mümkün değil.</p>
<p>İstanbul&#8217;un Perşembe Pazarı semtindeki hanlarda pek çok kuş köşkü var. Fermeneciler Yokuşu&#8217;nda, Sandalcılar Sokağı&#8217;nda, Valde Hanı civarında kuş köşkleri sıralanmış; fakat çoğu köşk harap halde.</p>
<p>Laleli Camii çevresinde, Nur-u Osmaniye Camisi ağırlık kulelerinde, Büyük Çekmece&#8217;deki Koca Sinan Köprüsü&#8217;nde, Üsküdar Ayazma, Selimiye, Cedit Valde, Amasya Sultan Beyazıt ve Tokat Ulu camilerinde, Edirne&#8217;de Merzifonlu Mustafa Paşa Çeşmesi&#8217;nde birçok kuş köşkü bulunuyor.</p>
<p>Doğubeyazıt, Tokat, Amasya, Kayseri, Niğde, Antakya, İzmir, Bolu, Bursa, Tekirdağ, Kırklareli, Edirne, Filibe ve Tırnova gibi Anadolu ve Rumeli&#8217;nin, hiç umulmayan köşelerindeki binalarda da kuş köşkleri karşımıza çıkıyor. Minik kuşlar, insanı unutan 21. yüzyılda bile 16. yüzyılın duyarlı yüreklerinden taşan hayvan sevgisiden nasipleniyor</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trakyaguvercin.com/osmanlida-kus-koskleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuyruk üstü yağ bezesi</title>
		<link>http://www.trakyaguvercin.com/kuyruk-ustu-yag-bezesi/</link>
		<comments>http://www.trakyaguvercin.com/kuyruk-ustu-yag-bezesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Aug 2009 19:14:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gurkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güvercin Genetiği]]></category>
		<category><![CDATA[Kuyruk üstü yağ bezesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trakyaguvercin.com/?p=1518</guid>
		<description><![CDATA[Bir Alman yetiştirici kuyruküstü olmayan güvercinlerle ilgili gözlemlerinde kuyruk telek sayısı 14 ve daha fazla olan ırklarda kuyruküstü bezesi bulunmadığını ve aynı zamanda bu güvercin ırklarının hastalıklara karşı daha duyarlı olduğunu bildirmiştir. Gerçi bu ırklar içerisinde bazı bireylerde küçük de olsa kuyruküstüne rastlamak mümkündür.
Kuyruküstü bezesinin herkesçe bilinen fonksiyonu tüylerin yağlanmasıdır. Güvercinlerde kuyruk ustu bezesinin bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="postbody"><!--  google_ad_section_start -->Bir Alman yetiştirici kuyruküstü olmayan güvercinlerle ilgili gözlemlerinde kuyruk telek sayısı 14 ve daha fazla olan ırklarda kuyruküstü bezesi bulunmadığını ve aynı zamanda bu güvercin ırklarının hastalıklara karşı daha duyarlı olduğunu bildirmiştir. Gerçi bu ırklar içerisinde bazı bireylerde küçük de olsa kuyruküstüne rastlamak mümkündür.</p>
<p>Kuyruküstü bezesinin herkesçe bilinen fonksiyonu tüylerin yağlanmasıdır. Güvercinlerde kuyruk ustu bezesinin bu fonksiyonu su kanatlılarına nazaran çok daha önemsizdir. Güvercinlerde bu amaçla deride oluşan “kepeklenme” öne çıkmaktadır. Uzunca bir süre yıkanma olanağı verilmeyen güvercinlere bu olanak tanındığında suda yoğun bir “toz” göze çarpar. İşte bu toz deri kepeklenmesidir. Yine de güvercinlerde de tüylerin yağlanması, tüylerin su geçirgenliğinin azaltılması, tüylerin düzgün “istifi” için kuyruküstünden salgılanan yağ kullanılmaktadır. Aynı zamanda soğuk günlerde tüyler arasındaki hava muhafaza edilerek kuşun vücut sıcaklığını daha yavaş olarak dışarıya vermesi sağlanmakta, bir tur izolasyon oluşturulmaktadır. Bu anlamda bir yorum yapılacak olursa tüylerini yağlayamayanlar, yani kuyruküstu bezesi bulunmayanlar vücut sıcaklıklarını korumak için daha fazla enerji harcamak zorunda kalacaklardır. Metabolizmaları da buna bağlı olarak ısı üretme işiyle daha fazla ilgilenmek durumundadır. Bu arada bağışıklık sistemi ikinci plana itilebilir ve dolayisiyla bu kuşlar hastalıklara daha duyarlı olabilirler.</p>
<p>Kuyruk ustu bezesi ile ilgili araştırma sayısı kısıtlıdır. Özellikle güvercinlerde yok denecek kadar az araştırmaya rastlanmıştır. Bu nedenle aşağıda, farklı kanatlı türlerinde kuyruküstu bezesi ile ilgili bazı araştırmalardan önemli olan noktalar özetlenmiştir.</p>
<p>Kaya güvercininde (yabani güvercin) kuyruküstü bezesinin cerrahi yöntemlerle uzaklaştırılmasının kuşun genel durumuna ve görünüşüne bir etkisinin olmadığı sonucuna varılmıştır. Benzer şekilde bıldırcınlarda yapılan bir çalışmada kuyruküstü bezesi uzaklaştırılmış olanlarla kuyruküstü bezesi mevcut olanlar arasında vücut gelişimi, vücut sıcaklığı ve hematolojik değerler (kan değerleri) arasında bir fark bulunamamıştır. Ancak bu çalışmalarla ilgili olarak dikkat edilmesi gereken nokta gözlemlerin belli bir süre ile kısıtlı olmasıdır.</p>
<p>İsketelerde yapılan bir çalışmada, kuyruküstü bezesinin büyüklüğü ve salgı miktarı ile kuş üzerinde bulunan tüy akarlarının (kuşçular yanlış olarak tüy biti diyorlar) sayısı arasında pozitif bir ilişki saptanmıştır. Yani kuyruküstü bezesi büyük ve daha fazla yağ salgılayanlar üzerinde daha fazla sayıda akara rastlamışlar. Araştırıcılar kuyruküstü bezesi salgısının kokusunun sözkonusu parazitler üzerinde çekici bir etkisi olduğu kanaatine varmışlardır. Buna göre akarlar açısından kuyruk ustu bezesi olmayan güvercin ırklarının daha avantajlı olması gerekir.</p>
<p>Tavuklarda yapılan ilginç bir araştırmada belli sayıda tavuk iki gruba ayrılmış ve bir gruptaki hayvanların kuyruküstü bezesi uzaklaştırılmıştır. Altmış gün sonra yapılan incelemelerde sağlam gruptaki tavukların tüylerinde bulunan mikroorganizma (mikrop) türleri ile kuyruküstü bezesi uzaklaştırılmış gruptaki tavukların tüylerinde bulunan mikroorganizma türlerinin birbirlerinden farklı oldukları görülmüştür. Sağlam grupta patojen olmayan (hastalık yapmayan) ve hatta salgıları ile (antibiyotik) patojen mikroorganizmaların çoğalmasını önleyen türlere rastlanırken, kuyruküstü alınmış gruptaki tavukların üzerinde yalnızca patojen (hastalık yapıcı) mikroorganizmalara rastlanmıştır. Herhalde kuyruk ustu salgısı, tavukların üzerinde simbiyotik (tavuk ile ortak) olarak yaşamlarını sürdüren mikroorganizmalar için besin ortamı görevini görüyor.</p>
<p>Tüm bunların yanısıra kuyruküstü bezesi salgısının bir tür fungusit (mantar oldurucu) olduğu bilinmektedir. Tavuklarda yapılan çalışma ve kuyruküstü salgısının son olarak anılan özelliği de, kuyruküstü olmayan ırkların hastalıklara daha duyarlı olabilecekleri savını güçlendirmekte ve açıklamaktadır.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trakyaguvercin.com/kuyruk-ustu-yag-bezesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuş Sütü , Kursak Mayası</title>
		<link>http://www.trakyaguvercin.com/kus-sutu-kursak-mayasi/</link>
		<comments>http://www.trakyaguvercin.com/kus-sutu-kursak-mayasi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Aug 2009 19:13:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gurkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güvercin Genetiği]]></category>
		<category><![CDATA[Kursak Mayası]]></category>
		<category><![CDATA[Kuş Sütü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trakyaguvercin.com/?p=1515</guid>
		<description><![CDATA[KUŞ SÜTÜ (MAYA) NASIL OLUŞUR ?
Yazar: Yahya Kemal Yılmaz
Kuş sütünün nasıl oluştuğunu bilinirse bakıcıların altına ne zaman yumurta sürülmesi gerektiği daha açık hale gelir.Metin Avrupalı tanınmış kuşbilimci ve güvercin uzmanı ve yetiştirici Dr.JP Stosskopf&#8217;nin vermiş olduğu izin ile dilimize tarafımdan çevrilmiştir.
Yavruların onsekizinci günde yumurtadan çıkmasından itibaren yaklaşık bir hafta boyunca erkek ve dişi güvercinlerin kursakda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="postbody"><strong><em>KUŞ SÜTÜ (MAYA) NASIL OLUŞUR ?<br />
Yazar: Yahya Kemal Yılmaz</em></strong></span></p>
<p><strong><em>Kuş sütünün nasıl oluştuğunu bilinirse bakıcıların altına ne zaman yumurta sürülmesi gerektiği daha açık hale gelir.Metin Avrupalı tanınmış kuşbilimci ve güvercin uzmanı ve yetiştirici Dr.JP Stosskopf&#8217;nin vermiş olduğu izin ile dilimize tarafımdan çevrilmiştir.</em></strong></p>
<p><strong><em>Yavruların onsekizinci günde yumurtadan çıkmasından itibaren yaklaşık bir hafta boyunca erkek ve dişi güvercinlerin kursakda ürettikleri ürüne denir.Tabi ki hiç bir ortak ölçüte sahip olmadığı ekmek içinin görüntüsünü andıran,daha çok epey kuru bir süt pıhtısı görüntüsü veren ürün kuş sütü olarak da adlandırılır (yaklaşık % 72 ila 75 arası bir miktardan fazla su içermez,inek sütünde bu % 92 dir).Kuluçkanın sonlarına doğru bulamacın artması için bazı besleyicilerin bayat ekmek vermesi bu benzerliktendir ve soruna değişik bir bakış şeklinden başka bir anlam ifade etmez.</em></strong></p>
<p><strong><em>Ağız erkek ve dişi güvercinlerin kursak çeperlerine özgü bir üründür.Tümden inek sütü gibi ve inek memesine özgü üretim gibidir.</em></strong></p>
<p><strong><em>Bu da bir kaç yasayı içine alır:</em></strong></p>
<p><strong><em>-ilkin ağız normal üreme çemberi üzerinde belirlenmiş bir noktada üretilir (herhangi bir zaman değil,bundan bahsedeceğiz).</em></strong></p>
<p><strong><em>-ikincisi bu ağızın kimyasal yapısı tam olarak sabittir ve yetiştirici tarafından verilen besinlerle direkt hiç bir bağlantısı yoktur.Kursak ağızını oluşturmak için gerekenleri organizma kendi içinden toplar.</em></strong></p>
<p><strong><em>Kuluçkanın sekizinci gününden itibaren kursak çeperi kalınlaşmaya,kanlanmaya başlar, kursağın yan kısımlarını kaplayan salgılar kuluçkanın bitiminde ağız oluşturmak için yavaş yavaş elverişli hale dönüşür.Kursak bezesi sistemi yumurtlamadan yavruların çıkışına kadar yirmi kat genişleyecek bir hacme sahiptir.Bu üreme bezlerinin ve hipofiz bezinin kumanda etmesiyle direkt onlara bağımlıdır.</em></strong></p>
<p><strong><em>Kuluçkanın başından itibaren ortasına kadar erkeğin testikülleri hacimlerinin % 90 ını aşamalı olarak kaybederler.Bu testiküller yumurtaların açılmasından bir kaç gün sonra tekrar büyüyecekler ve dölleyici olacaklardır.Dişilerde aynı olayı over üzerinde tesbit ederiz.O halde kursak bezlerinin evriminin üreme bezlerini dinlenmeye ittiği sağlam bir bağlantı vardır.</em></strong></p>
<p><strong><em>Bu olay direkt olarak hipofiz bezlerinin etkisi altında olmaktadır.Kuluçka hipofizer bir hormonun üretimini tetikler: kursak çeperinin gelişimi için prolaktine mutlaka gerek vardır.</em></strong></p>
<p><strong><em>Bu çeperler kuluçkanın onaltıncı gününden itibaren kuş sütü üretmeye elverişlidir. Ancak bu yeterli değildir,üretime başlamak için aynı bir motordaki gibi bir kıvılcım gerekmektedir.Ağız üretiminin başlaması sinirlerden gelecek bir emirle olur:ebeveynin yumurta içindeki yavruların kımıldadıklarını ve gaga vurduklarını hissetmeleri gerekmektedir.Eğer küçük bir yavru direkt olarak kuluçka süresi sonundaki bir çiftin altına sürülecek olursa en az oniki ila onsekiz saatden önce ağız ile (kaymak da denir) beslenemeyecektir.Yani bu geçiş erken olmuştur.En az onaltıncı günden önce ağız olmadığı için güvercinler bakıcılık yapamazken,sürülen yumurtaların çıkmasıyla su ve bir parça tohumla beslenen yeni yavrular çarçabuk ölecektir.</em></strong></p>
<p><strong><em>Buna karşılık kendilerininkinden iki üç gün sonra yumurtlanmış yumurtalara yatırılırlar ise,yavruların çıkışında tabi ki bakıcılarda ağız olacaktır.Ancak bilindiği gibi kuluçka süresi bu kadar uzamaz.Eğer yetiştiriciliğin ilk günleri içinde bütün kurallarda hayal kırıklığından kaçınılmak isteniyorsa tabi ki yumurta değiştirmek için en uç seviyede bir dikkat gerekmektedir.</em></strong></p>
<p><strong><em>Kuş sütünün ortalama karışımı aşağıdadır (L.Binet araştırmas?) % 76.5,yağ % 8, protein % 14,mineraller % 1.5 ve şeker % 0.Bu tabi ki kuşdan kuşa değişir ama çok az. Karşılaştırarak belirtelim ki inek sütü % 4 protein ve % 3.5 de yağ içerir.Buna karşılık yaklaşık % 4.5 şeker (laktoz) içerir.</em></strong></p>
<p><strong><em>En hızlı büyümeyi sağlayan sütlerin (güvercin,tavşan) protein,yağ ve mineraller yönü-den kesinlikle zengin ama şeker yönünden de çok fakir olduğunu belirlemek ilginçtir.</em></strong></p>
<p><strong><em>Herkez iyi ya da çok iyi bakıcılar olduğunu bilir.Bunların sütlerinin niteliği tabi ki bazı nedenlere direkt olarak bağlıdır. Analizlere göre zenginlik bir güvercinden diğerine % 10 ila 12 arasında değişebilmektedir.Olgulara inanmak gerekir.Bakıcı tohumlardan olan tayinini yer ama ağızı üretmek için gerekenleri vücudundaki depolardan alır.Eğer tayin sütün oluşturulması için kullanılmış olan maddelerin tekrar yerine konmasına yetersiz kalırsa güvercin erir,açığını kapatamaz ve durum böyle devam ederse bu onun uçuş ya da üreme geleceğini etkiler(yavruların büyümesinin gecikmesi,sonraki yumurtlamanın gecikmesi, dölleme ve döllenme sorunu,vs&#8230;).Sekiz gün kuş sütü ile beslendikten sonra, ağız hemen hemen tamamen kaybolunca yavrulara tabii olarak derhal günlük tayin ile bakılmaya başlanılır.</em></strong></p>
<p><strong><em>Üretilen sütün miktarı şüphesiz çiftin sağlık durumu ile de direkt olarak bağlantılıdır. Her bir olumsuzluğun üretilen süt üzerinde miktar kadar nitelik olarak da olumsuz etkisi vardır.En kötüleri de şöyledir:</em></strong></p>
<p><strong><em>-Kıl kurtlarını yoğun bir şekilde taşıyan güvercinlerin yumurtalarından çıkan yeni yavrular zayıflamış,kursakları boş bir şekilde,ana babalarında süt olmadığından,aç kalarak kırksekiz saat içinde ölürler.</em></strong></p>
<p><strong><em>-Besleme sırasında süt çoğalan trikomonasi üst sindirim yollarına taşır.Yavru ilk aldığı besinle ana babasındaki asalakların saldırısına uğramıştır,ölür.</em></strong></p>
<p><strong><em>Bunlar kuluçka sırasında,yumurtaların çıkmasından az bir zaman önce,bakıcıların paraziti bulaştıracak zaman bulamayacakları şekilde antiparaziter ürünleri uygulamanın gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. </em></strong></p>
<p><span class="postbody">Kuş sütünün nasıl oluştuğunu bilinirse bakıcıların altına ne zaman yumurta sürülmesi gerektiği daha açık hale gelir.Metin Avrupalı tanınmış kuşbilimci ve güvercin uzmanı ve yetiştirici Dr.JP Stosskopf&#8217;nin vermiş olduğu izin ile dilimize tarafımdan çevrilmiştir.</p>
<p>Yavruların onsekizinci günde yumurtadan çıkmasından itibaren yaklaşık bir hafta boyunca erkek ve dişi güvercinlerin kursakda ürettikleri ürüne denir.Tabi ki hiç bir ortak ölçüte sahip olmadığı ekmek içinin görüntüsünü andıran,daha çok epey kuru bir süt pıhtısı görüntüsü veren ürün kuş sütü olarak da adlandırılır (yaklaşık % 72 ila 75 arası bir miktardan fazla su içermez,inek sütünde bu % 92 dir).Kuluçkanın sonlarına doğru bulamacın artması için bazı besleyicilerin bayat ekmek vermesi bu benzerliktendir ve soruna değişik bir bakış şeklinden başka bir anlam ifade etmez.</p>
<p>Ağız erkek ve dişi güvercinlerin kursak çeperlerine özgü bir üründür.Tümden inek sütü gibi ve inek memesine özgü üretim gibidir.</p>
<p>Bu da bir kaç yasayı içine alır:</p>
<p>-ilkin ağız normal üreme çemberi üzerinde belirlenmiş bir noktada üretilir (herhangi bir zaman değil,bundan bahsedeceğiz).</p>
<p>-ikincisi bu ağızın kimyasal yapısı tam olarak sabittir ve yetiştirici tarafından verilen besinlerle direkt hiç bir bağlantısı yoktur.Kursak ağızını oluşturmak için gerekenleri organizma kendi içinden toplar.</p>
<p>Kuluçkanın sekizinci gününden itibaren kursak çeperi kalınlaşmaya,kanlanmaya başlar, kursağın yan kısımlarını kaplayan salgılar kuluçkanın bitiminde ağız oluşturmak için yavaş yavaş elverişli hale dönüşür.Kursak bezesi sistemi yumurtlamadan yavruların çıkışına kadar yirmi kat genişleyecek bir hacme sahiptir.Bu üreme bezlerinin ve hipofiz bezinin kumanda etmesiyle direkt onlara bağımlıdır.</p>
<p>Kuluçkanın başından itibaren ortasına kadar erkeğin testikülleri hacimlerinin % 90 ını aşamalı olarak kaybederler.Bu testiküller yumurtaların açılmasından bir kaç gün sonra tekrar büyüyecekler ve dölleyici olacaklardır.Dişilerde aynı olayı over üzerinde tesbit ederiz.O halde kursak bezlerinin evriminin üreme bezlerini dinlenmeye ittiği sağlam bir bağlantı vardır.</p>
<p>Bu olay direkt olarak hipofiz bezlerinin etkisi altında olmaktadır.Kuluçka hipofizer bir hormonun üretimini tetikler: kursak çeperinin gelişimi için prolaktine mutlaka gerek vardır.</p>
<p>Bu çeperler kuluçkanın onaltıncı gününden itibaren kuş sütü üretmeye elverişlidir. Ancak bu yeterli değildir,üretime başlamak için aynı bir motordaki gibi bir kıvılcım gerekmektedir.Ağız üretiminin başlaması sinirlerden gelecek bir emirle olur:ebeveynin yumurta içindeki yavruların kımıldadıklarını ve gaga vurduklarını hissetmeleri gerekmektedir.Eğer küçük bir yavru direkt olarak kuluçka süresi sonundaki bir çiftin altına sürülecek olursa en az oniki ila onsekiz saatden önce ağız ile (kaymak da denir) beslenemeyecektir.Yani bu geçiş erken olmuştur.En az onaltıncı günden önce ağız olmadığı için güvercinler bakıcılık yapamazken,sürülen yumurtaların çıkmasıyla su ve bir parça tohumla beslenen yeni yavrular çarçabuk ölecektir.</p>
<p>Buna karşılık kendilerininkinden iki üç gün sonra yumurtlanmış yumurtalara yatırılırlar ise,yavruların çıkışında tabi ki bakıcılarda ağız olacaktır.Ancak bilindiği gibi kuluçka süresi bu kadar uzamaz.Eğer yetiştiriciliğin ilk günleri içinde bütün kurallarda hayal kırıklığından kaçınılmak isteniyorsa tabi ki yumurta değiştirmek için en uç seviyede bir dikkat gerekmektedir.</p>
<p>Kuş sütünün ortalama karışımı aşağıdadır (L.Binet araştırmas?):su % 76.5,yağ % 8, protein % 14,mineraller % 1.5 ve şeker % 0.Bu tabi ki kuşdan kuşa değişir ama çok az. Karşılaştırarak belirtelim ki inek sütü % 4 protein ve % 3.5 de yağ içerir.Buna karşılık yaklaşık % 4.5 şeker (laktoz) içerir.</p>
<p>En hızlı büyümeyi sağlayan sütlerin (güvercin,tavşan) protein,yağ ve mineraller yönü-den kesinlikle zengin ama şeker yönünden de çok fakir olduğunu belirlemek ilginçtir.</p>
<p>Herkez iyi ya da çok iyi bakıcılar olduğunu bilir.Bunların sütlerinin niteliği tabi ki bazı nedenlere direkt olarak bağlıdır. Analizlere göre zenginlik bir güvercinden diğerine % 10 ila 12 arasında değişebilmektedir.Olgulara inanmak gerekir.Bakıcı tohumlardan olan tayinini yer ama ağızı üretmek için gerekenleri vücudundaki depolardan alır.Eğer tayin sütün oluşturulması için kullanılmış olan maddelerin tekrar yerine konmasına yetersiz kalırsa güvercin erir,açığını kapatamaz ve durum böyle devam ederse bu onun uçuş ya da üreme geleceğini etkiler(yavruların büyümesinin gecikmesi,sonraki yumurtlamanın gecikmesi, dölleme ve döllenme sorunu,vs&#8230;).Sekiz gün kuş sütü ile beslendikten sonra, ağız hemen hemen tamamen kaybolunca yavrulara tabii olarak derhal günlük tayin ile bakılmaya başlanılır.</p>
<p>Üretilen sütün miktarı şüphesiz çiftin sağlık durumu ile de direkt olarak bağlantılıdır. Her bir olumsuzluğun üretilen süt üzerinde miktar kadar nitelik olarak da olumsuz etkisi vardır.En kötüleri de şöyledir:</p>
<p>-Kıl kurtlarını yoğun bir şekilde taşıyan güvercinlerin yumurtalarından çıkan yeni yavrular zayıflamış,kursakları boş bir şekilde,ana babalarında süt olmadığından,aç kalarak kırksekiz saat içinde ölürler.</p>
<p>-Besleme sırasında süt çoğalan trikomonasi üst sindirim yollarına taşır.Yavru ilk aldığı besinle ana babasındaki asalakların saldırısına uğramıştır,ölür.</p>
<p>Bunlar kuluçka sırasında,yumurtaların çıkmasından az bir zaman önce,bakıcıların paraziti bulaştıracak zaman bulamayacakları şekilde antiparaziter ürünleri uygulamanın gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır.<br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trakyaguvercin.com/kus-sutu-kursak-mayasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güvercinler Hakkında Bilgiler</title>
		<link>http://www.trakyaguvercin.com/guvercinler-hakkinda-bilgiler/</link>
		<comments>http://www.trakyaguvercin.com/guvercinler-hakkinda-bilgiler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Aug 2009 18:52:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gurkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güvercin Genetiği]]></category>
		<category><![CDATA[Güvercinler Hakkında Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trakyaguvercin.com/?p=1509</guid>
		<description><![CDATA[Güvercinin kemiklerinin ağırlığı, tüylerinden daha hafiftir..
Kuluçkaya yatmış olan bir kuşun, belirli aralıklarla yumurtalarını
çevirmesinin nedeni nedir?
Kuşlarda kuluçkaya yatma, vücut ısısı yardımıyla yumurta içindeki embriyo
gelişiminin tamamlanmasına yardımcı olur. Karnın alt kısmında, kuluçka
bölgesi adı verilen ve kuluçka zamanında tüyleri dökülen bölgedeki kılcal
damarlardan yumurtaya geçirilen ısı, embriyonun gelişim sürecini
tamamlamasında önemli rol oynar. Çoğu kuş türünde, kuluçka esnasında
yumurtaların çevrilmesi davranışı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="postbody">Güvercinin kemiklerinin ağırlığı, tüylerinden daha hafiftir..</p>
<p>Kuluçkaya yatmış olan bir kuşun, belirli aralıklarla yumurtalarını<br />
çevirmesinin nedeni nedir?</p>
<p>Kuşlarda kuluçkaya yatma, vücut ısısı yardımıyla yumurta içindeki embriyo<br />
gelişiminin tamamlanmasına yardımcı olur. Karnın alt kısmında, kuluçka<br />
bölgesi adı verilen ve kuluçka zamanında tüyleri dökülen bölgedeki kılcal<br />
damarlardan yumurtaya geçirilen ısı, embriyonun gelişim sürecini<br />
tamamlamasında önemli rol oynar. Çoğu kuş türünde, kuluçka esnasında<br />
yumurtaların çevrilmesi davranışı görülür. Bunu, vücuttan yumurtaya geçen<br />
ısının ve yumurta içeriğindeki besin maddesinin (yolk), yumurta içerisinde<br />
homojen (eşit) bir şekilde dağılmasını sağlamak amacıyla yaparlar. Ayrıca<br />
embriyonun gelişim sürecinde, doku farklılaşması için gerekli olan hücre<br />
göçlerinde yerçekiminin etkisi vardır. Yumurtanın çevrilmesi sayesinde,<br />
yerçekimi etkisi de düzgü;n bir şekilde dağıtılarak, hücre göçünün seyrine<br />
de yardımcı olunur.<br />
____________________________________________________________________________<br />
Güvercinler Niye Takla Atar?</p>
<p>Güvercinlerde iki farklı nedenle görülen, iki farklı tip takla var.<br />
Bunlardan ilki, havada uçarken hafifçe yan dönme şeklinde görülen ve aslında<br />
güvercinlerle beslenen gökdoğan gibi yırtıcı kuş türlerine karşı kazanılmış<br />
olan bir savunma uyumu. Bu, doğal olarak artık genlerine yerleşmiş ve bir<br />
yaşam biçimi haline gelmiş bir özellik. Taklacı güvercin olarak bilinen<br />
ırklarda görülen takla davranışı da, bu şekilde bir uyum olarak kazanılmış<br />
ve ırk özelliği haline gelmiş. Diğeriyse, vitamin eksikliği ya da bir virüs<br />
nedeniyle ortaya çıkabilen, beyine giden sinir hücrelerinin üzerini kaplayan<br />
myelin kılıfın erimesine neden olan ve havalanırken ya da uçarken denge<br />
kaybı nedenli takla atma, yürürken daireler çizme, başın arkaya doğru<br />
yatması (stargazing: yıldız sayma) gibi belirtilerle kendini gösteren<br />
hastalık. Bu takla zaten diğerinden belirgin olarak ayrılıyor ve sıklıkla<br />
hayvanların kontrollü bir şekilde beslenmesiyle iyileştirilebiliyor.</p>
<p>_________________________________________________________________________</p>
<p>Kuşlar uyurken niye ayaklarını yukarı çekerler?</p>
<p>Bazı kuşların uyurken bir bacaklarını gövdelerine doğru çekmelerinin nedeni<br />
bu hareketin kuşun vücudundan ısı kaybını önlemesi olarak açıklayabiliriz.<br />
Kuşların bacakları üzerinde tüyler bulunmadığı için bu açık bölgelerden ısı<br />
kaybı oldukça yüksek olabiliyor. Zaten dikkat edilirse kuşların uyuma<br />
sırasında vücut yüzeylerini olabildiğince küçültecek bir şekil aldıklarını,<br />
örneğin bacaklarını gövdeye doğru çekmenin yanı sıra başlarını da iyice<br />
gövdelerine gömdüklerini gözlemleyebiliriz.</p>
<p>_________________________________________________________________________</p>
<p>Yavru kuşlarda beslenme</p>
<p>Kuşlarda kursağın içi kuluçka periyodunun erken devrelerinde prolaktin<br />
hormonu salgısı tarafından hızla değişime uğrar. Kursakta kursak sütü adı<br />
verilen protein ve yağca zengin bir beyaz sıvı salgılanır. Bu sıvı<br />
yavruların yumurtadan çıktıkları ilk günlerde beslenmesini sağlar. Doğada<br />
yavru olarak bulunan kuşların ilk günlerde insan eli altında beslenip<br />
yaşatılması çok zordur. Annenin ilk günlerde mutlaka ağız sütünü vermesi<br />
gerekir. Eğer yavru 4 &#8211; 5 günlükse yaşama şansı nispeten fazladır. Ama<br />
gelişme hızı doğadaki yavru kuşlara göre nispeten düşüktür. Yavru kuşların<br />
sindirim sistemleri henüz tam anlamıyla gelişmediği için ilk zamanlarda sıvı<br />
gıdalara daha sonraki aşamalarda ise yavaş yavaş katı gıdalara geçilmesinde<br />
fayda vardır.Bu geçiş kademeli olması gerekir aksi taktirde yavru da<br />
sindirim bozuklukları görülür. Besleme aşaması kursağın şişkinliğine göre<br />
ayarlanır. En güzel yemleme az ve sık yemleme biçimidir.<br />
Gerekli malzemeler: Bir enjektör, Ilık su (soğuk su verilmemeli), Yumurta<br />
sarısı (Esansiyel amino asit içeriği bakımından zengin) , Milupa bebek<br />
maması.<br />
Kuşlara mamayı hergün taze formda sunmalısınız. Mamalar çok çabuk hava<br />
şartlarında bozulabilir<!--  google_ad_section_end --></span><span class="gensmall"><br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trakyaguvercin.com/guvercinler-hakkinda-bilgiler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güvercin Fiziği</title>
		<link>http://www.trakyaguvercin.com/guvercin-fizigi/</link>
		<comments>http://www.trakyaguvercin.com/guvercin-fizigi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Aug 2009 18:51:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gurkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güvercin Genetiği]]></category>
		<category><![CDATA[Güvercin Fiziği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trakyaguvercin.com/?p=1507</guid>
		<description><![CDATA[DIŞ GÖRÜNÜŞ
Başlıca karakteristikleri vücutlarının çok değişik renklerde tüylerle kaplı olmaları ve gövdelerinin iki yanında yer alan kanatları ile uçabilmeleridir. Kuşların vücudunun bazı yerleri gaga, ayak, parmaklar ile akbaba gibi bazı kuşlarda boyun kısmı tüysüzdür. Kuşlarda ayaklar yürümeye, yüzmeye, tırmanmaya ve tutunmaya yarar. Ayaklar genellikle sert pullarla kaplıdır. Bazı türlerde ayakların hatta tırnaklara kadar parmaklarında tüylerle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="postbody">DIŞ GÖRÜNÜŞ</p>
<p>Başlıca karakteristikleri vücutlarının çok değişik renklerde tüylerle kaplı olmaları ve gövdelerinin iki yanında yer alan kanatları ile uçabilmeleridir. Kuşların vücudunun bazı yerleri gaga, ayak, parmaklar ile akbaba gibi bazı kuşlarda boyun kısmı tüysüzdür. Kuşlarda ayaklar yürümeye, yüzmeye, tırmanmaya ve tutunmaya yarar. Ayaklar genellikle sert pullarla kaplıdır. Bazı türlerde ayakların hatta tırnaklara kadar parmaklarında tüylerle kaplı olduğu görülür. Paçalı güvercinler buna iyi birer örnektirler. Değişik şekillerdeki gaga sert keratinden oluşur. Bazı türlerde gaga yumuşak bir deriyle kaplıdır. Gaga yapıları kuşların beslenme tarzlarına bağlı olarak çok değişik şekillerdedir.</p>
<p>TÜYLER</p>
<p>Kuş tüyleri karmaşık bir yapıdadır. Keratinleşmiş deri hücrelerinden oluşmaktadır. Telek adı verilen kanat ve kuyrukta yer alan büyük tüyler uçmaya ve dönmeye yaramaktadır. Vücudu bir kiremit örtüsü gibi kaplayan dış tüyler ise kuşu ıslanmaktan korur, alttaki ince ve yumuşak tüyler ise vücudun ısı kaybetmesini önler. Güvercinlerde kanat telekleri kabaca el telekleri ve kol telekleri olarak iki gruba ayrılabilir. El telekleri, genellikle 10 tanedir. Kanat ucundan bilek eklemine kadar sıralanır. Uçmayı sağlayan ana tüyler bunlardır. Kol telekleri adı verilen ikinci bir sıra ise, bilek ekleminden dirseğe kadar uzanır. Bu telekler ikinci derecede uçma tüyleridir. Sayıları kuş türüne göre değişmektedir. Güvercinlerde genellikle 18 adettir. Kuyruk telekleri, kuyruktaki büyük tüylerdir. Uçarken dümen görevi yaparlar. Sayıları güvercinlerde genellikle 12 dir. Bazı türlerde 14 ya da 16 ya kadar çıkabilmektedir. Kuyruk telekleri son kuyruk omuruna bağlanmışlardır. Buradaki kasların hareketlerine bağlı olarak hareket ederler. Örtü telekleri, uçma tüylerinin ve kuyruğun dibinde kiremit gibi dizilmiş kısa tüylerdir. Kanatların alt ve üstünde birkaç sıra örtü tüyü bulunur. Uçma teleklerine en yakın olan örtü tüyleri en büyük olanlardır. Hav tüyleri, teleklerin altında yer alır ve kuşun vücut ısısını korumaya yarar. Renkleri genellikle beyaz ya da gridir.</p>
<p>TÜY DEĞİŞİMİ</p>
<p>Memelilerde ve kuşlarda kıllar, tüyler, tırnaklar dış etkilerle devamlı yıprandıklarından zamanla bunların yerine yenileri oluşur. Bu yenileme işi bazen yavaş yavaş ( memelilerde deri, tırnak, kuşlarda pençe ve gaga ) bazen de belli zamanlarda ve oldukça hızlı bir şekilde oluşur. (kıl ve tüy değiştirme) Genellikle, kuşlar bütün tüylerini senede bir defa, bazıları iki defa değiştirirler. Bazı kuşlar küçük örtü tüylerini senede iki defa, kanat ve kuyruk teleklerini ise bir defa değiştirirler. Tüy değiştirme yavaş olduğundan, genellikle 1-3 ay sürdüğünden kuşlar tamamen çıplak kalmaz ve uçma yeteneklerini kaybetmezler. Örneğin güvercinler bu şekilde tüy değiştirir. Fakat kaz, ördek, kuğu, turna ve bazı bataklık kuşları uçma teleklerini birden döktüklerinden birkaç hafta uçamazlar. Bu durumlar dışında değişik tüy değiştiren türler de vardır. Bazılarında erkek ve dişi değişik zamanlarda tüy değiştirir. Tüy değiştirme genellikle yavaş ve belli bir sıraya göre olur. Güvercinlerde kanat teleklerinin değişimi, el teleklerinde bilekte başlar ve el uçlarına doğru ilerler. Kol teleklerinde ise, hem iç hem de dış taraftan içe doğru değişir. Kuyruk teleklerinde ise değişim içten dışa doğru olur. Tüy değişimi derideki tüy yuvasında yeni tüyün büyümesi ve üstteki yıpranmış tüyün atılmasıyla oluşur. Bu tüy yenilemede bazı kuş türlerinde renk değişikliklerine de rastlanır. Yılda iki defa tüy değiştiren kuş türlerinde genellikle yaz ve kış renklerinde farklılıklar olur.</p>
<p>AYAK YAPILARI</p>
<p>Kuşlarda iskeleti oluşturan arka ekstremiteler yürüme bacaklarıdır. Bacağın üst kısmında yer alan uyluk kemiği ve diz eklemi bacak kasları ve karın tüyleri tarafından örtüldüğünden dışardan görülmez. Alt bacaktaki kaval kemiği kamış kemiği ile birleşerek but kemiğini oluşturmuştur. But kemiğinden sonra bilek ve tarak kemiklerinin birleşmesinden oluşan oldukça uzun ayak kemiği gelir. Bu kemiğin alt ucundaki çıkıntılara ikinci, üçüncü ve dördüncü parmaklar bağlanır. Birinci (arka) parmağı olan kuşlarda bu parmak ayak kemiğinin iç kenarındaki çıkıntıya bağlanır. Beşinci parmak yoktur. Parmak sayısı genellikle 3-4 tür. Birinci parmak 2, ikinci parmak 3, üçüncü parmak 4 ve dördüncü parmak 5 parçalıdır. Parmaklar bazı türlerde öne ve arkaya dönebilir. Ayaklar keratin pullarla kaplıdır. Kuşlarda ayaklar yaşam ve hareket tarzlarına göre değişik yapılar gösterir</p>
<p>GAGA YAPILARI</p>
<p>Gaga, besinin tutulması, yakalanması, taşınması, parçalanması gibi işlemlerin yanı sıra düşmanlara karşı bir savunma aracı olarak da kullanılır. Tüylerin düzeltilmesinde, yuva yapımında ve daha bir çok işte kullanılır. Dolayısıyla kuşlarda yaşam biçimine uygun gaga biçimleri gelişmiştir. Keratinden oluşan gaga üst ve alt gaga olmak üzere iki kısımdır. Üst gaga, üst çene ve burun kemiklerinin, alt gaga ise alt çene kemiklerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Üst gaga burundan itibaren devam eden sırt kısmı, genellikle az veya çok eğik olan gaga ucu ve keskin gaga kenarlarından oluşur. Gaga kenarlarında Çoğunlukla diş şeklinde çıkıntılar veya testere gibi tırtıklar bulunur. Alt gaga ise her iki alt çene kemiği uçlarının birleştiği gaga ucu ile çene kemikleri arasını örten, bazı türlerde yumuşak bir deriden oluşan gaga altından oluşur. Birçok kuşta ve güvercinlerde üst gaga dibinde yumuşak ve genellikle sarı renkte bir deri vardır. Ceroma adı verilen bu kısım sinirlerle donatıldığından dokunmada önemli görevler üstlenmiştir. Bir kısım bataklık ve su kuşlarında bu deri bütün gagayı örter. Burun delikleri ceromanın kafatası ile birleştiği yerden ya da ceromanın içinden açılır. Kuşların beslenme tarzına bağlı olarak çok değişik şekillerde gagalara rastlanır. Yırtıcı kuşların gagaları kanca gibi kıvrık, keskin ve güçlüdür. Bu gagaları ile deri, et ve hatta kemikleri parçalarlar. Tohum yiyen kuşlarda gagalar kalın ve koniktir. Bataklık ve sulak alanlarda yaşayan kuşların gagaları genellikle uzundur. Böcek yiyen kuşların gagaları ince ve sivridir. Pelikan gagası ise alt çenedeki esnek derisiyle büyük bir kepçe gibidir. Gaga şekilleri de kuşların tanınmasında ipuçları verir.</p>
<p>İSKELET YAPILARI</p>
<p>Kuşların genel yapısı yürüme ve uçma hareketlerini rahatça yapmaya uygun bir şekilde oluşmuştur. Yürürken ve dururken gövdenin ağırlık merkezi ayakların üzerine düşer. Bu sırada kanatlar katlanmış durumda gövdenin iki yanına yapışık olarak durur. Kuşların iskeleti incelendiğinde kemiklerin ince, içlerinin boş ve birçok yerinde belirli delikler olduğu görülür. Akciğerlerden itibaren çeşitli yerlerde bulunan hava keseleri kemiklerle bağlantılıdır. Bu durum kuşların uçmalarını kolaylaştırmaktadır. Şekil 1 de bir güvercinin iskelet yapısı görülmektedir.</p>
<p>KAFATASI</p>
<p>Kuşlarda kafatası, beyin ve soğancığın korunduğu kubbemsi ve iyi kaynaşmış kemiklerden meydana gelir. Kafatası üzerinde büyük göz çukurları, burun delikleri ve boynuzumsu bir maddeden yapılmış olan üst ve alt gaga yer alır. Eklemli ve oynak olan gaga, kafatası ve alt çene ile bağlantı halindedir. Günümüzde yaşayan hiçbir kuşta diş bulunmaz.</p>
<p>BOYUN</p>
<p>Kuşlarda boyun çok hareket edebilecek bir yapıda gelişmiştir. Boyunda yer alan omur sayısı genellikle 14–15 arasındadır. Bütün kuş türlerinde bu sayı 10 ile 26 arasında değişmektedir.</p>
<p>GÖĞÜS</p>
<p>Kuşlarda göğüste yer alan omur sayısı 3–10 arasında değişir. Güvercinlerde bu sayı 3 tanedir. Göğüste birbirine ve göğüs omurlarına bağlı 5-10 kaburga kemiği vardır. Göğüs kemiği iri, geniş ve yassıdır. Yalnız göğsü değil karın kısmını da kaplar. Göğüs omurlarından sonra gelen sırt ve bel omurları, leğen kemiği ile kaynaşmıştır. Kuşlarda ön üyeler kanat şeklini almıştır. Kanatlar kuvvetli kaslarla göğüs kemiğine bağlanmıştır. Kanadı omurgaya ve göğse bağlayan kemiklerden kürek kemikleri sırt tarafına doğru uzamışken, sırt kargacık kemikleri göğüs ile kaynaşmış, köprücük kemikleri ise uçta birleşerek lades kemiğini oluşturmuşlardır.</p>
<p>KANATLAR</p>
<p>Kanatlar, kısa bir pazı kemiği ve uzun ön kol kemikleri ile körelmiş el kemiklerinden ibarettir. El, birbirine kaynaşmış uzunca bir orta el parçası, başparmak, orta büyük parmak ve buna bitişik küçük parmak olmak üzere 3 parmaktan oluşur. Duruş ve yürüyüş halinde kolun üst kısmı geriye, alt kısmı öne ve el kısmı geriye kıvrık bir şekilde durur.</p>
<p>AYAKLAR</p>
<p>Ayaklar, sırt omurlarıyla birleşmiş ve bütünleşmiş leğen kemiğine bağlıdır. Kısa ve kuvvetli olan uyluk kemiği öne doğru yatık, gövdenin yan etleri içinde gizlenmiştir. Bu nedenle diz eklemi dışardan görülmez. Arkaya doğru eğik duran baldır oldukça iri ve uzundur. Kaval kemikleri kaynaşmıştır. Bilek ve ayak kemikleri kaynaşarak boru şeklinde parmaklara eklenmiştir. Beşinci parmak kaybolmuştur. Parmak sayısı genel olarak 3-4, deve kuşlarında 2 dir. Güvercinlerde parmak sayısı 4 tür. Arkaya dönük birinci parmak 2, içe bakan ikinci parmak 3, ortadaki üçüncü parmak 4, dıştaki dördüncü parmak ise 5 eklemlidir. En uç eklemde tırnak oluşmuştur. Güvercinlerde tırnaklar alttan gelen kısımlarla yenilenen bir yapıdadırlar. Parmak sayısı ve eklemler kuş türlerine göre çok değişiklikler gösterir. İskelet kaslarla çevrilidir. Kanatlar çok kuvvetli kaslarla bağlı olup ayrıca ayak kasları da oldukça güçlüdür.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trakyaguvercin.com/guvercin-fizigi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>güvercin anatomisi</title>
		<link>http://www.trakyaguvercin.com/guvercin-anatomisi/</link>
		<comments>http://www.trakyaguvercin.com/guvercin-anatomisi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Aug 2009 18:46:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gurkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güvercin Genetiği]]></category>
		<category><![CDATA[güvercin anatomisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trakyaguvercin.com/?p=1501</guid>
		<description><![CDATA[BEYİN VE OMURİLİK
Beyin, kafatası boşluğu içinde yer alır. Kuşlarda beyindeki koku alma duyusu büyük ölçüde körelmiştir. Bunun yerine orta beyinde bulunan görme ve işitme lobları çok gelişmiştir. Güvercinlerde kafatası ile beyin arasında bulunan ferromanyetik bazı tanecikler, yerin manyetik alanına karşı duyarlı birimler haline gelmişlerdir. Güvercinler bu sistem sayesinde yerin manyetik alanındaki değişimleri hissedebilmektedirler. Bu sistem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="postbody">BEYİN VE OMURİLİK</p>
<p>Beyin, kafatası boşluğu içinde yer alır. Kuşlarda beyindeki koku alma duyusu büyük ölçüde körelmiştir. Bunun yerine orta beyinde bulunan görme ve işitme lobları çok gelişmiştir. Güvercinlerde kafatası ile beyin arasında bulunan ferromanyetik bazı tanecikler, yerin manyetik alanına karşı duyarlı birimler haline gelmişlerdir. Güvercinler bu sistem sayesinde yerin manyetik alanındaki değişimleri hissedebilmektedirler. Bu sistem güvercinlerin çok uzaklardan uçurulduklarında bile yönlerini kolaylıkla bulabilmelerine yardımcı olmaktadır. Omurilik omurga kanalının son ucuna kadar uzanır. Omurilikten ayrılan sinir sistemi, bütün organlara ve kaslara kadar dağılır.</p>
<p>KALP, AKCİĞERLER VE SOLUNUM SİSTEMLERİ</p>
<p>Kuşların kalpleri dört gözlüdür. Kalp atışları memelilerden daha hızlıdır. Kalplerinin vücutlarının ağırlığına oranı, diğer omurgalılara göre daha fazladır. Solunum organları ve akciğerler küçüktür. Memelilerde olduğu gibi göğüs boşluğunda serbest halde bulunmayıp, gövde boşluğunun duvarına yapışıktırlar. Kuşlarda kısa olan bronşlar bir çok kollara ayrılmaktadır. Bu kollardan bir çok hava kesesi kuşun vücudunun değişik bölümlerine yayılır. Bu hava keseleri hava deposu işlevini görürler. Hava keseleri kuşun gövde, kanat ve ayaklarını hareket ettirmesi sonucu sıkışır ve açılırlar. Bu sayede ciğerlere hava gönderimi sağlanır. Kuşlarda diğer memeli hayvanlarda bulunan diyafram olmadığı için, ciğerlere hava körüklenmesi ve solunum bu yolla sağlanmaktadır. Uçurulmayan güvercin ve evcil kümes hayvanlarında rastladığımız durduğu yerde kanat çırpma hareketinin nedeni solunumu devam ettirme eyleminden kaynaklanmaktadır. Kuşlarda yer alan bu hava keselerinin bir diğer işlevi de vücut sıcaklığının korunmasını sağlamaktır. Bu mekanizma beyindeki bir merkez tarafından idare edilmektedir. Bir güvercinde kalbin vücut ağırlığına oranı % 14, Vücut sıcaklığı 43 derecedir. Dakikadaki kalp atış sayısı 220, solunum sayısı 450 dir. Dakikadaki kanat çırpma sayısı 8, yatay uçuşta hızı saatte 80 km. dir.</p>
<p>BÖBREKLER VE BOŞALTIM SİSTEMİ</p>
<p>Kuşlarda böbrekler iri ve uzunca bir yapı gösterir ve sırt kemiğinin iç çukuruna gömülmüş durumdadır. Böbrekten çıkan idrar kanalları bağırsağın arka tarafına uzanır ve eşey deliğinin (kloak) orta kısmına açılır. İdrar kuşlarda sulu değildir. Beyaz, yoğun ve çabuk katılaşan bir maddeden ibarettir. Deve kuşu haricinde hiçbir kuşta idrar kesesi bulunmaz. Bunun nedeni kuşların aslında sıvı olan idrardaki suyu tekrar emerek vücuda kazandıran bir yapı geliştirmiş olmalarındandır. Böylelikle kuşlar uzun süre susuz idare edebilecek bir yapı kazanmışlardır. Tane ve tohumla beslenen güvercin gibi kuşlarda su içme ihtiyacı diğer kuşlara oranla daha fazladır. Kuşlarda böbrekler, sadece azotlu atıkların atılmasına değil vücuttaki su ve tuz miktarına göre glikozun düzenlenmesinde de görev alır.</p>
<p>KURSAK, ÖN MİDE, TAŞLIK VE SİNDİRİM SİSTEMLERİ</p>
<p>Kuşlarda sindirim sistemi de değişiklik gösterir. Kuşlarda ağız kısmında diş bulunmaz. Bazı kuşlardaki gaga kenarlarındaki testeremsi çıkıntılar ve diğer oluşumlar beslenmeleri ile ilgilidir. Ağız içinde boynuzumsu bir madde ile kaplı ve hareketli olan dil, besinleri almaya ve yemek borusuna göndermeye yarar. Şekil 3 de bir güvercinin sindirim organları görülmektedir.</p>
<p>KURSAK VE ÖZOFAGUS</p>
<p>Yemek borusu kuşun boyun uzunluğuna göre şekil alır. Güvercinlerin de dahil olduğu tanelerle beslenen bazı kuşlarda ve yırtıcılarda yemek borusu genişleyerek kursak denilen bir yapı ortaya çıkartmıştır. Alınan besinler ilk önce kursakta yumuşatılır. Kursak oluşumu aslında dişlerin olmayışının doğal bir sonucu olarak gelişmiştir. Kursağın esas görevi alınan besinleri ilk aşamada depolayarak mideye yavaş yavaş geçmelerini sağlamaktır. Bunun yanı sıra kursağın diğer bir önemli görevi de özellikle tohum ve tane yiyen güvercin gibi kuşlarda besinlerin yumuşatılıp hazırlandıktan sonra yavrulara kusularak verilmesini sağlamaktır. Çünkü yavrular gagaları gelişene kadar yaklaşık 1 ay süre ile kendi başlarına yem yiyemezler. Güvercinlerde yavrular gagalarını anne ya da babalarının yutaklarına sokarak kusmalarını sağlarlar böylelikle depo edilmiş besine ulaşırlar. Tane ve tohum ile beslenen güvercin gibi kuşlarda, tanelerin öğütülmesini sağlamak amacı ile kursakta bir miktar taş bulundurulur. Kuş, uygun büyüklükteki taşları bu amaçla yutar. Bu taşlar kursakta bir tür değirmen taşı görevi görüp tanelerin öğütülmesini sağlarlar. Kursağın girişinde başlangıcında Özofagus denilen bir bölüm yer alır. Beyindeki hipofiz bezinin salgıladığı prolaktin adı verilen bir hormonun etkisi ile özofagus’tan bir çeşit salgı salgılanır. Bu salgı sadece Columbidae (güvercingiller) ailesine özgüdür ve diğer kuş türlerinde bulunmaz. Kursak sütü olarak adlandırılan bu salgı halk arasında “kuşsütü” olarak bilinmektedir. Kuluçka döneminin sonuna doğru sadece bir hafta süre ile salgılanan bu sıvının besleyici değeri çok yüksektir. Yeni yavrular kursaktaki yarı sindirilmiş besinlerle beslenmeye hazır olana kadar ilk günlerinde bu salgı ile beslenirler.</p>
<p>ÖN MİDE VE KASLI MİDE ( TAŞLIK )</p>
<p>Bütün kuşlarda yemek borusu alt kısımda genişler ve oval bir şekil alarak mideyi oluşturur. Mide kuşlarda genel olarak iki bölümden meydana gelmektedir. Bunları Ön mide ve Kaslı mide (taşlık) olarak adlandırabiliriz. Ön mideye birçok salgı bezi bağlıdır. Ön mideden sonra güçlü kaslardan oluşan ve iç kısmı sertleşmiş, boynuzumsu bir madde ile kaplı taşlık da denilen kaslı mide gelir. Kaslı mide alınan besinlere göre değişiklik gösterir. Yırtıcı kuşlarda bu mide zayıf kaslıdır. Tane yiyen kuşlarda ise sert kaslı ve içi karşılıklı sert iki plakadan oluşur. Kursak ve ön mideden geçerken yumuşayan besinler burada mide hareketleriyle parçalanır ve öğütülürler.</p>
<p>İNCE BAĞIRSAK</p>
<p>Kimyasal sindirimin büyük bir kısmı ve besinlerin emilmesi burada olur. İnce bağırsak tane yiyen güvercin gibi kuşlarda diğer kuşlara göre oransal olarak daha uzundur. Kısa olan kalın bağırsağın sonunda bir çok kuşta uzunca bir kör bağırsak bulunur. Kalın bağırsak anüse açılır.</p>
<p>KLOAK</p>
<p>Kalınbağırsağın dışa açıldığı, dışkının ve idrarın belli bir süre tutulduğu kısımdır. Sindirilmiş besinlerdeki su burada tekrar vücut içine geri emilir. Atık maddeler ise anüs yolu ile dışarı atılır. Kloak’ın bir diğer işlevi de eşeysel üretimin akıtıldığı yerdir. Kuşun cinsiyetine göre sperm ya da yumurta kanalı burada bulunur. Bakınız şekil 4</p>
<p>ÜREME ORGANLARI</p>
<p>Erkeklerde : Böbreklerin ön yan tarafına ikişer tane yumurta biçiminde testisler bulunur. Testislerden çıkan bir sperm kanalı kloak’ın orta kısmına açılır. Kloak’a açılmadan önce sperm kanalı bir şişkinlik yapar. Çiftleşme zamanı bu testisler şişer ve genellikle soldaki daha büyük olur. Kuşların çoğunda güvercinlerde de olduğu gibi çiftleşme organı (penis) yoktur. Yalnız ördekgiller familyası mensuplarında anüsün karına bakan iç duvarından ucu dışarı çıkabilen penis benzeri bir yapı bulunur. Penis üzerindeki oluk, sperma kanallarından çıkan spermayı dişiye iletmeye yarar. Leylek ve balıkçıllarda ise penis körelmiş, anüsün iç duvarında bir siğil şeklini almıştır. Tavuklarda yumurtadan yeni çıkmış yavrularda bu penis benzeri yapı iyi göründüğü için erkek ve dişi civcivler birbirlerinden kolaylıkla ayırt edilebilir.</p>
<p>Dişilerde : Üreme organı yumurtalık ve yumurta kanalından ibarettir. Yumurta kanalı, kloak’ın orta kısmına açılır. Sağ yumurtalık ve yumurta kanalı körelmiş veya tamamen ortadan kalkmıştır. Çiftleşme ve yumurtlama zamanı sol tarafta bulunan üzüm salkımı şeklindeki yumurtalık ve dolambaçlı döl kanalı olağan üstü büyür. Yumurta kanalı yapısal ve işlevsel olarak birbirinden ayrılan beş bölgeden oluşur. Her dişinin eşey organında erkek eşey organını karşılayan ve aynı bölgede anüsün iç duvarında yer alan bir klitoris (bızır) bulunur.</p>
<p>DUYU ORGANLARI</p>
<p>Kuşlar görme ve işitme duyuları çok gelişmiş olan canlılardır. Buna bağlantılı olarak diğer algılama sistemleri fazla gelişkin değildir. Körelen duyuların başında ise koklama gelmektedir.</p>
<p>GÖRME</p>
<p>Kara omurgalıları içinde, hatta tüm omurgalılar içinde görme yeteneği en iyi gelişmiş ve vücuduna göre gözü en büyük olan hayvan grubu kuşlardır. Kuşların duyu organları arasında çok önemli bir yere sahip olan gözler, yön, uzaklık, şekil, renk, derinlik, hareket ve büyüklük gibi nesnelerle ilgili özelliklerin tümünü algılamaktadır. Kuşların büyük bir bölümünde gözler kafanın iki yanında yer alır. Sadece gece yırtıcılarında gözler kafanın ön tarafındadır. Kuşlarda gözlerin çok az hareketli olmasına karşın baş ve boyun büyük hareket kabiliyetine sahiptir. Göz kapakları çok hareketlidir. Göz kapaklarından ayrı olarak gözü örtebilen hareketli ve saydam bir zar (nicitans) bulunur. Bütün kuşlarda daralıp genişleyebilen göz bebekleri yuvarlaktır. Retina tabakası ön kısma nazaran daha geniştir. Göz çevreleyen katı tabakanın içinde ve cornea kenarlarının arkasında kemik tabakacıklarından oluşan bir halka vardır. Cornea tabakası bütün kuşlarda kuvvetli bir şekilde kubbeleşmiştir. Retina tabakasının büyüklük ve gelişmişliğine paralel olarak keskin ve net görebilme çok gelişmiştir. Durdukları yerde bir dairenin 300 derecelik sahasını görebilirler. Renk görme olayı bir çok canlıda gelişmemişken kuşlarda vardır. Örneğin köpeklerin renk görmedikleri düşünülürse kuşlar bu konuda oldukça yeteneklilerdir. Bir güvercinin 20 renk tonunu birbirinden ayırt edebildiği saptanmıştır. (insanda bu rakam 160 dır.)</p>
<p>İŞİTME</p>
<p>İşitme organı olan kulak gözlerin hemen arkasında, başın iki yanında yer alır. Kuşlarda da kulak, iç, orta ve dış kulak olmak üzere üç kısımdan ibarettir. Fakat dış kulak pek dikkati çekmez. Genellikle dıştan bir tutam kalem tüyü ile çevrili ve örtülüdür. Bazı kuşlarda kulağı çevreleyip örten kalem tüylerinin rengi değişiktir. Sadece bazı türlerde örneğin baykuşlarda dış kulak kepçesi gelişmiştir. Kuşların 40–30.000 Hz’lik sesleri duydukları saptanmıştır. Kural olarak 100 Hz’den daha düşük sesleri çok az duyarlar. En duyarlı oldukları ses aralığı 1000–3000 Hz arasıdır.</p>
<p>KOKU ALMA</p>
<p>Koku alma duyusu kuşların genelinde körelmiş ve zayıftır. Koku alma organı burun üst gaganın dip kısmında yer alır. Çoğunlukla tam olmayan bir ara perde ile ayrılmış burun boşluğunda koku alma görevini taşıyan midye şeklinde bir çift oluşum vardır. Her iki burun deliği üst gaga dibine yakın bir yerde bulunur. Bazı kuşlarda burun delikleri sert kıllarla örtülüdür (kuzgun). Bazılarında ise (fırtına kuşları) boru şeklinde uzamış ve birbiriyle birleşmiştir.</p>
<p>TAD ALMA</p>
<p>Tat alma organı dil ve gaganın iç kısmıdır. yumuşak olan dil dibi ile damakta yer alan tomurcuklar vasıtasıyla tat alma olayı gerçekleşir. Kural olarak tat alma duyusu iyi gelişmemiştir.</p>
<p>DOKUNMA DUYUSU</p>
<p>Gaga ve dil dokunma organı vazifesini de görmektedir. Çulluklar,ördekler ve genellikle diğer su kuşlarında yumuşak gaga derisi üzerinde yer alan cisimcikler gaganın dokunma organı olarak iş görmesini sağlar. Ayrıca böceklerle beslenen diğer bazı kuşlarda (ağaçkakanlar) oldukça uzun olan dilleri de dokunma vazifesini görür.<!--  google_ad_section_end --></span><span class="gensmall"><br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trakyaguvercin.com/guvercin-anatomisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde Güvercin Yetiştiriciliğinin İçinde Bulunduğu Durum</title>
		<link>http://www.trakyaguvercin.com/ulkemizde-guvercin-yetistiriciliginin-icinde-bulundugu-durum/</link>
		<comments>http://www.trakyaguvercin.com/ulkemizde-guvercin-yetistiriciliginin-icinde-bulundugu-durum/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Aug 2009 10:28:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gunay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güvercin Genetiği]]></category>
		<category><![CDATA[güvercin]]></category>
		<category><![CDATA[güvercin dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[güvercinler hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[trakya güvercin lilanları haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trakyaguvercin.com/?p=471</guid>
		<description><![CDATA[Ülkemizde güvercin yetiştiriciliği köklü bir geçmişe ve kültüre sahiptir. Daha önceki dönemleri gözardı etsek bile, sadece Türklerin yaşamaya başladığı andan itibaren Anadolu’da yaklaşık 1000 yıldır güvercin yetiştirilmektedir. Türklerden önceki dönemlerde ise Anadolu’da güvercin yetiştiriciliğinin tarihinin günümüzden 5000 yıl öncesine kadar gittiği arkeolojik bulgularla belirlenmiştir. Güvercin yetiştiriciliği konusunda dünya üzerinde böylesine köklü bir geleneğe sahip ülke [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde güvercin yetiştiriciliği köklü bir geçmişe ve kültüre sahiptir. Daha önceki dönemleri gözardı etsek bile, sadece Türklerin yaşamaya başladığı andan itibaren Anadolu’da yaklaşık 1000 yıldır güvercin yetiştirilmektedir. Türklerden önceki dönemlerde ise Anadolu’da güvercin yetiştiriciliğinin tarihinin günümüzden 5000 yıl öncesine kadar gittiği arkeolojik bulgularla belirlenmiştir. Güvercin yetiştiriciliği konusunda dünya üzerinde böylesine köklü bir geleneğe sahip ülke sayısı çok azdır. Uygarlıklar beşiği olarak da bilinen Anadolu, kendine özgü bir kuş kültürü geliştirmiştir. Bir çok evcil güvercin ırkına ev sahipliği yapmış, ırkların geliştirilmesi ve dünyaya yayılmasında öncülük etmiştir. Günümüzde dünya üzerinde bulunan güvercin ırklarının çoğu Anadolu kökenlidir. Neslini koruyamadığımız bir çok güvercin ırkımız bulunmakla birlikte, bugün ülkemizde 80’den fazla güvercin ırkı yetiştiriliyor olması bile, sahip olunan zenginlik hakkında bir fikir vermektedir. Ülkemizde böylesine köklü bir gelenek temelinde yükselen önemli bir güvercin kültürü bulunmakla birlikte, ülkemiz güvercin yetiştiriciliği dünya üzerinde ne yazık ki hak ettiği yerde bulunmamaktadır. Bunun nedenleri üzerinde düşündüğümüzde ülkemizdeki güvercin yetiştiriciliğinin başlıca sorunları ile karşı karşıya geliriz.<br />
<span id="more-471"></span></p>
<p>BİLİMSEL BİLGİ ÜRETİMİ VE PAYLAŞIMININ YOKLUĞU </p>
<p>Ülkemiz güvercin yetiştiriciliğinin kanımızca en önemli sorunu, bilimsel bilgi eksikliği ve bilimsel bir tarzın genel olarak geliştirilememiş olmasıdır. Güvercin yetiştiriciliği ülkemizde yüz yıllardır atadan dededen öğrenilen yöntemlerle devam etmiştir. Yeni bilgi üretimi ve paylaşımı neredeyse hiç yoktur. Böyle olduğunda her yeni kuşak aslında bilinen şeyleri yeniden keşfetmek durumunda kalmıştır. Sonuçta yerinde sayan, gelişmeye kapalı, güdük bir yapı oluşmuştur. Bilimsel tarzın temelini, bilginin sistematik olarak yeniden üretilip geliştirilmesi oluşturur. Geliştirilen bilgi depolanır ve depolanan bilgiler ise paylaşıma açılır. Paylaşılan bilgiler, yeni bilgilerin geliştirilmesini sağlar. Böyle olduğunda, sorunlara daha geniş çerçeveden bakabilme ve kendi içine kapalı sistemin dışına çıkabilme fırsatını da yakalayabiliriz. Ülkemizde güvercin konusunda yapılmış araştırma, neredeyse yok denecek kadar azdır. Ulaşabilen yazılı dokümanların çoğu ise bilimsel nitelikte olmayıp haber niteliği taşımaktadır. Buradan çıkan sonuç, ülkemizde güvercin yetiştiriciliği konusunda bir bilgi üretiminin bulunmadığıdır. Bilginin üretilmediği yerde bilimsellikten ve gelişmeden bahsedemeyiz. Bilgi üretiminin olmayışının ülkemize özgü çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Her şeyden önce güvercin yetiştiriciliği bir hobidir ve işin ticari boyutu, örneğin tavukçuluk alanında olduğu gibi fazla değildir. Konunun diğer bir yanı da bu hobi ile uğraşanların ağırlıklı çoğunluğunu oluşturan kesimin ne yazık ki bilgi talebinde bulunmamasıdır. Ülkemizde güvercin yetiştiricilerinin çoğunluğu eğitimsiz kişilerdir. Bilgiye talep olmadığında bilginin üretimi de olmamaktadır. Ülkemizde güvercin yetiştiriciliği konusunda bilgi açlığı çeken ve konuya daha bilimsel bakan kişilerin oranının tüm yetiştiricilerimiz içinde %10’dan fazla olmadığını düşünüyoruz. Ancak ülkemiz güvercin yetiştiriciliğini geliştirebilecek ve bugün bulunduğu kısır döngünün dışına taşıyabilecek kesim bu %10’luk kesimdir. Son yıllarda, özellikle de son dört yıldır internetin sağladığı hızlı iletişim ve bilgi paylaşımı sonucu yetiştiricilerimiz birbirleri ile bağlantı kurmaya, bilgi paylaşmaya, hatta sanal ortamda da olsa örgütlenmeye başlamışlardır. Bütün bunlar sevindirici gelişmelerdir. </p>
<p>ÖRGÜTLENME </p>
<p>Ülkemizde güvercin yetiştiriciliğinin yaygın olduğu illerimizin hemen hemen hepsinde bir “güvercin sevenler derneği” bulunur. Bu derneklerin varlığına bakarak örgütlü olduğumuz, hatta bir federasyona ihtiyaç duyduğumuz bile söylenebilir. Ancak bizler bu kanıda değiliz. Bizce önemli olan dernek sayısı değil, derneklerin niteliğidir. Bu derneklerin çoğu bildiğimiz gibi aynı zamanda birer kuşçu kahvesidir. Buralar boş zamana sahip insanların oyalandıkları ve vakitlerini kağıt oyunları geçirdikleri yerlerdir. Daha çok ticari bir yapıları vardır. Belli günlerde kuş ihaleleri yapılır vb. Bizler kuşçular kahvesi mantığı ile ülkemiz güvercin yetiştiriciliğinin geliştirilebileceğini düşünmüyoruz. Ülkemizin konuya ciddi ve bilimsel yaklaşan bir örgütlenmeye ihtiyacı vardır. Böyle bir örgütlenmenin zamana ve gelişmelere bağlı olarak ülkemizde ileride oluşabileceği düşüncesindeyiz. Türkiye Güvercin Kültürü Kulübü, bu gelişim içinde Ankara’da ortaya çıkmış sanal bir örgütsel süreçtir. </p>
<p>BAĞLANTILI DİĞER SORUNLAR </p>
<p>Yukarıda açıklamaya çalıştığımız şekilde bilimsel bilgi üretim ve paylaşım eksikliği ile örgütlenme yokluğu ülkemiz güvercin yetiştiriciliğinin temel sorunlarını oluşturmaktadır. Bu temel sorunlar çerçevesinde gelişen bir çok yan sorun daha sayılabilir. Bu yan sorunların gerçek anlamda çözümlerinin temel sorunlarımızın çözümü ile yakından ilişkili olduğunu düşünüyoruz. Bu sorunlar şöyle sıralanabilir: </p>
<p>1) Yurt içi ve yurt dışında bir imaj sorunu yaşamaktayız. Güvercin yetiştiricileri eski devirlerden beri sözüne güvenilmeyen, başıboş, aylak takımından insanlar olarak görülmektedirler. Osmanlı devleti döneminde güvercin yetiştirenlerin mahkeme şahitliği bile kabul edilmemektedir. Ne yazık ki bu belirlemeler belli oranlarda günümüze kadar taşınmıştır. Elbette bu konumda olan kişilerin sorumluluğunu tüm yetiştiricilere mal etmek doğru bir tavır değildir. Bizlerin bu kötü imajdan arınabilmek için doğru ve sistemli bir çalışma içine girmemiz gerekmektedir. Bu konuda organize bir çalışma içine girilmemiş olması olumsuz imajın devamında en önemli etkendir. Ancak iyi ve sistemli bir halkla ilişkiler organizasyonu yaratarak bu imajı kırabiliriz. Düzenlenecek bilimsel sempozyumlar, basın açıklamaları ve düzeyli haberlerle yeni imajımızı kabul ettirmek çok zor olmayacaktır. Yurt dışında ise kötü bir imaj sahibi olmaktan çok, imaj sahibi olamama gibi bir sorunla karşı karşıya olduğumuz söylenebilir. </p>
<p>2) Yetiştiricilik bilincinin gelişmemiş olması, örgütlü bir yapımızın bulunmaması, yurt dışında kendi ırklarını koruyamayan, onlara sahip çıkamayan bir ülke konumuna düşmemize yol açmıştır. Uluslararası güvercin birliklerinin onayladığı ırklar listelerinde Türk güvercin ırklarının yer almıyor olması ülkemiz adına çok üzücü bir durumdur. Buna bazı ülkelerin bizim ırklarımızı kendi ırkları gibi dünyaya lanse etmeleri de eklenince sorun daha da vahim bir hal almaktadır. Ülkemizdeki güvercin ırklarını tespit etmek ve bunların standartlarını belirlemek acil sorunlarımızdan biridir. Buna bağlı olarak ırkların korunması ve çeşitli şekillerde kırılmasını önlemek gerekmektedir. Kendi standartlarımızı belirleyip ilan ettiğimizde yurt dışı imaj sorununa da büyük oranda çözüm bulabiliriz. </p>
<p>3) Güvercinlerimize marka takılması ve bir marka kayıt sisteminin geliştirilmesi, markasız güvercin alım satımının önlenmesi önemli bir görev olarak bizleri beklemektedir. Bu durum ırklarımızın kendi içinde kalitesini yükselteceği gibi aynı anda ülkemizde hayli yaygın olan güvercin hırsızlıklarına da bir çözüm olabilir. Markasız güvercin değersiz olarak kabul edilirse ve pazarda alıcı bulamazsa çalıntı kuşları tespit edebilmek çok kolay olacaktır. </p>
<p>4) Güvercin yetiştiriciliğimizde ticari kaygılar ön plana çıkmıştır. Ticari kaygıların ön plana çıkması bazı ırklarımızın bozulmasına yol açmaktadır. Sırf pazarda daha iyi para edecek diye özellikle performans ırklarımızda görüntü ön plana çıkartılmakta ve farklı kırmalarla ırkın özellikleri geriletilmektedir. Bu durum ırklarımızı yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bırakmaktadır. Irk standartlarının netleştirilmesi ve bu konuda kararlı bir birliktelik izlenmesi acil bir gerekliliktir. </p>
<p>5) Gösteri, yarış ve kupa gibi organizasyonların belli bir ciddiyetle ele alınması şarttır. Bu tür organizasyonların yetiştiriciliğimizi doğru yönde teşvik etmesi esas olmalıdır. Kuş pazarı gibi genel satış mekanlarının Avrupa standartlarına uygun ve hayvan haklarına saygılı bir biçimde yeniden yapılandırılması gerekmektedir. </p>
<p>TÜRKİYE GÜVERCİN KÜLTÜRÜ KULÜBÜ </p>
<p>Yukarıda sıralamaya çalıştığımız bir çok sorun bizleri bir kulüp çatısı altında birleşerek daha örgütlü bir şekilde çaba göstermeye yöneltti. Oluşturmaya çalıştığımız Türkiye Güvercin Kültürü Kulübü bu çabanın bir sonucu olarak ortaya çıktı. Kulübümüzün öncelikli amacı Ankara’daki güvercin yetiştiricilerini bir araya getirerek daha örgütlü ve bilinçli bir birliktelik yaratabilmektir. Güvercin yetiştiriciliğinin bir kültür olduğunu vurgulayabilmek, bu kültürün kaynaklarını ortaya çıkartmak, kültürel dokumuz içindeki yerini ve önemini belirleyerek, güvercin kültürümüzü ülke içinde ve dışında hak ettiği konuma yükseltmek temel uğraşı alanımız olacaktır. Bu kültürü oluşturabilmek için uygun olan bütün kitle iletişim araçlarının kullanılması gerektiği kanısındayız. Güvercin konusunda ülkemizde özellikle eksikliği hissedilen bu araçlar, kitap, dergi, bülten, poster, afiş, takvim, kartpostal gibi her türlü basılı yayının yanı sıra VCD, DVD, interaktif CD gibi görsel materyali de içermektedir. Sempozyumlar, tanıtım toplantıları, paneller ve internet üzerinden tanıtımla birlikte, baskılı t-shirt, gift-shop gibi görsel ve hediyelik eşya üretimi de yapılması gereken halkla ilişkiler çalışmalarının bir parçasını oluşturmaktadır. Bütün bu alanlarda aktif ve etkin bir yapı oluşturabilmeyi hedefliyoruz. Bunun için uzun bir süreç ve yoğun bir çalışma gerektiği açıktır. Bu süreçte ülke genelinde tüm yetiştiricilerimizin ilgi ve desteğini beklemekteyiz. Kulübümüz bizlerle aynı amaçları paylaşan tüm güvercin severlere açıktır. Bu birlikteliğin ileride bütün yurda yayılabilmesi ya da örnek oluşturabilecek bir model olması en büyük dileğimizdir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trakyaguvercin.com/ulkemizde-guvercin-yetistiriciliginin-icinde-bulundugu-durum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Manyetoreseptörler</title>
		<link>http://www.trakyaguvercin.com/manyetoreseptorler/</link>
		<comments>http://www.trakyaguvercin.com/manyetoreseptorler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2009 20:47:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gurkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güvercin Genetiği]]></category>
		<category><![CDATA[güvercinler nasıl yön bulur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trakyaguvercin.com/?p=422</guid>
		<description><![CDATA[
Hayvanların yön bulmada dünyanın manyetik alanını kullandıkları görüşü, ilk olarak Rus doğa bilimci Middendrof tarafından ortaya atılmıştır. Dünyanın manyetik alanı,çekirdekte ergimiş halde bulunan ve hareketli olan demirden kaynaklanır. Manyetik alan, yer kürenin içinden, okyanuslardan ve atmosferden geçip bir kutuptan diğerine ulaşan oval biçimli akış çizgileri olarak tanımlanır.
Akış çizgileri,jaomanyetik ekvatorda yatay durumdayken kuzeye ve güneye gidildikçe [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-medium wp-image-645 alignleft" title="posta-008" src="http://www.trakyaguvercin.com/resimler/posta-008-400x280.jpg" alt="posta-008" width="242" height="169" /></p>
<p><span class="postbody">Hayvanların yön bulmada dünyanın manyetik alanını kullandıkları görüşü, ilk olarak Rus doğa bilimci Middendrof tarafından ortaya atılmıştır. Dünyanın manyetik alanı,çekirdekte ergimiş halde bulunan ve hareketli olan demirden kaynaklanır. Manyetik alan, yer kürenin içinden, okyanuslardan ve atmosferden geçip bir kutuptan diğerine ulaşan oval biçimli akış çizgileri olarak tanımlanır.</span></p>
<p>Akış çizgileri,jaomanyetik ekvatorda yatay durumdayken kuzeye ve güneye gidildikçe daha dik açılarla kesişir hale gelir. Alanın şiddeti,manyetik kutuplara yaklaşıldıkça artar,ekvatorda ise daha zayıftır.Bu alan şiddetini ve eyim açısını saptayan bazı organizmalar, bu bilgiyi alan bulmada kullanırlar. İleri organizmalardan kuşlar, balinalar, bazı balıklar; ve bunların dışında bazı mikro organizmalar bu manyetik alanı saptayabilen ve manyetoreseptör adı verilen alıcılara sahiptirler.<br />
<span id="more-422"></span><br />
1975�te Massachussettes Üniversitesi�nde yapılan bir mikrobiyoloji çalışmasında, bir çamur örneğindeki bir grup bakterinin sürekli toplu halde lamın kuzey ucuna doğru ilerlediği; ışığın etkisi yok edilince, mikroskobun yönü değiştirilince, yerleri değiştirilince bile bakterilerin bu hareketlerine devam ettikleri;ancak lama bir mıknatıs yerleştirilip hareket ettirilince bakterilerin farklı yöne hareket ettiği,mıknatısın bir kutbundan kaçıp diğerine gittikleri görülmüştür.Bu deneyin sonucunda da bu bakterilerin manyetik alandan etkilendikleri yargısına varılmıştır.Daha sonra yapılan elektron mikrografisi çalışmalarında bu bakterilerde küçük bir yoğun madde zincirinin varlığı ortaya çıkarılıp bu maddenin manyetit yani mıknatıs taşı olduğu belirlenmiştir.</p>
<p>Manyetoreseptörler,kuşlarda göç yollarının belirlenmesi gibi köpek balıklarında da besin bulmada kullanılır.Lorenzini ampülü denilen organlarda bulunan bu reseptürer,elektrik üreten balıkların etrafında oluşan elektromanyetik dalgalardan etkilenirler.</p>
<p>Manyetit,Çamur bakterilerinin sitoplazmalarındaki dizilerden başka güvercinlerin kafa taslarıyla beyinleri arasındaki küçük siyah taneciklerde ve pelajik balinaların serebral kortekslerindeki belirli böldelerde de görülür. bu ileri organizmalarda da manyetit,yerin manyetik alanından etkilenir ve ilişkili bulundukları sinir hücrelerinde impuls meydana getirirler.Bu impuls da merkeze iletilerek değerlendirilir ve hayvan,gerekli hareketi gerçekleştirir.Sinir impusunun meydana gelmesi,bir membran olayıdır.Membranın iç ve dış tarafındaki sıvı,iyonların türü,konsantrasyonları ve dolayısıyla elektrik yükü bakımından farklıdır.Dinlenme halindeki bir sinir hücresinde,iç ve dış sıvılar arasında iç negatif olmak üzere 70-90 mili volt potansiyel fark vardir.Potansiyel fark, &#8211; ve + elektrik yüklerinin birbirini çekmesinden ve bir araya gelme eyilimlerinden kaynaklanır.Ancak bu yükleri taşıyan iyonların bir araya gelmek için hareket etmeleri (akım) ortamdaki yük taşıyabilecek parçacıklara bağlıdır.Hücre zarı yapısının çoğunluğunu oluşturan lipit moleküllerinin ise yük taşıma yetenekleri oldukça azdır.Sinir hücresinin iç kısmı, -;dış kısmı ise + yüklüdür.Dış kısım,Na+ ,iç kısmı ise K+ iyonunca zengindir.Sinir uyarılınca içerisi +;dışarısı -yük kazanır ve membran depolarize olur. Na+, dışarı, K+ iyonları içeri doğru hareket eder.İçerideki Na+ konsantrasyonu belirli bir düzeye ulaşınca giriş durur.Bundan önce K+ iyonları dışarı çıkmaya başlar.Böylece yeniden dinlenme potensiyeline geçilir.Ancak,iyonların yerleri normal değildir.İyonların normal yerine dönmesi de sodyum-potasyum pompa sistemiyle (aktif taşıma) Metabolik enerji kullanılarak gerçekleştirilir.</p>
<p>HAYVANLARIN DENİZLERDEKİ GEZİNTİLERİ</p>
<p>Bu hayvanların uzun mesafelerde, alışık olunmayan su canlılarıyla birlikte gezinti kabiliyetleri gerçekten etkileyicidir.Hayvanların denizcilik kabiliyetleri, gizemli oluşlarındandır. Çünkü onların kullandıkları yön duyuları işaretlerini almamız sınırlıdır. Hissi işaretlerini almamız çok yavaş gelişiyor. Bu da bazı hayvanlarda görülen deniz gezintisi yönteminin duyu sisteminin farklılığındandır.Bazı duyu sistemlerinden,konaklama veya çeşitli gezintilerde faydalanılır. Diğer sistemlerin durumu,yeterine uygun olmadığından bir veya birkaç sitem birlikte üstün olur. Sistemlerdeki bu fark, araştırmacıların, taşmanın son derece güç olduğu, tek değişkenle meşgul olunan deneysel kontrolü yapar. Bu şimdilik aşikardır. Örneğin, aşamaları değiştirirken kuşlar kara parçalarını görülebilir belirgin işaretleri, sesleri, güneşi ve başlama pozisyonlarını (konaklama,gezintiyi), manyetik alanı kullanırlar.</p>
<p>KADRAN</p>
<p>Arılar, yiyecek kaynaklarının bulunduğu yerden kovanlarına kadar olan yolu izleyip bulmak için gök yüzünde polarize ışıktan ve güneşin pozisyonlarından yararlanırlar ve bu yöntemle biyolojik özellikleri olan sallanma dansıyla (waggle dance) eşleriyle haberleşirler.Belirli kuşlar,karadan yoksun uçsuz bucaksız okyanuslarda gezintiye çıkarlar.Gök yüzünde gece karanlığı belirdiğinde ,bahçe ötücüleri gibi bazı tür gece kuşları,yıldız yolları münasebetiyle doğuya göç ederler.Geceleri ilerleme ve geliştirme için planlanmış biçimde kubbelerin çevresinde yer yüzü rotasını çizercesine hareket ederler. Kuşlar,tasarlanmış gök yüzü münasebetiyle kendi kendilerine doğru yöne yani doğuya ilerlerler.Sürekli olarak yer yüzü ekseni pozisyonu da dönüşümlü nöbet için karşılanmıştır.Tasarlanmış gök yüzünün pozisyonundaki keyfi değişimler,kuşların oryantasyonundaki haberleşme değişimlerini üretir.Bu görünen,sonra yer yüzünün selestial referanslarına bağlı rotasyonunu karşılama yerine,kuşlar,arılar ve diğer selestial geziciler, iç zamanları gönderir.asgari anlaşılan,selestial işaretlerde zaman karşılama oryantasyonu mekanizması,genellikle kadran olarak adlandırılır.Eğe bir arı veya kuş gündüz-gece liste programları şafak ve akşam karanlığı ile saatlerce değiştirilmişse kendi iç kadranına yanlış zaman girecektir ve suni evrelerdeki gece-gündüz dönüsü değişimindeki sapma bedeli ile doğacaktır.</p>
<p>JEOMANYETİK İŞARETLER</p>
<p>Uzun zamandan beri bazı hayvanların göç ve gezinti için erin manyetik alanından faydalandıkları,onca yolun algılamasının bu şekilde güçlendirdikleri düşünülmektedir.Bilinen sınır taşlarından yoksu olan evcil güvercinler,güneşin görülmediği bulutlu günlerde yuvalarının yolunu bulabilirler.Normalde kısa bir uçuşta sonra doğru tarafa yönelirler.Bununla beraber küçük bir şey kafalarına yer etmişse yada manyetik alanı algılayamayacakları şekile uzaklaştırılmışlarsa yanılabilirler.Lokal manyetik anomaller,demir tortuları yüzünden,salıverilen evcil güvercinlerin geri dönmemesine neden olur.Eurycea�lar,karmaşık karanlıkta evlerini yolunu bulabilirler ve onun manyetik alandaki güveni laboratuarda test edilmiştir.Verilen alandaki eğitimden sonra alanın değişik yerlerinden değişik pozisyonlarda test edilip oryantasyon için alandan faydalandığı görülmüştür.Bu durumun iki önemi vardır.Birincisi,Salamanderler ağır hareket ederler,manyetik alanı bulma kabiliyetleri,doğrudan keşif yapabilmeleri için ortaya çıkan,hayvanın içinde teşvik edilen elektrik akımını düzenlemek için dolaylı yanıttan ziyade alan içinde hızlı hareket etmesi sonucu isteni.İkincisi, Salamanderler, su içinde hareket ederler.,elektrik akımı manyetik alanın doğrudan işareti olmayabilen suyun hareketi ile düzenlenir.</p>
<p>Bir hayvan manyetik alanı doğrudan keşfedebilir mi? Bu soruya şu anda kesin yanıt verilemez.Bunula beraber manyetitler,biyolojik orjinin biyolojik orjinin manyetik materyalleri, güvercinlerin kafa tasları ile beyinleri arasındaki küçük siyah parçacıkta görülür.Yerin manyetik alanının kuvvet çizgileri ilişkilerinin yüzme tanıklığını veren balinalar,Cerebral cortex�te manyetit alanları içerir.ayrıca bilinmeyen sahil şeridi sularındaki balinaların karaya oturması faciası,yüzdüğü alandaki jeomanyetik karışıklık zamanıyla yüksek istatistiksel önemde görülür.</p>
<p>Arılar ve çamur bakterileri de manyetit içerirler. Gerçi manyetitin hazır bulunuşu manyetik alan keşfi için duyu fonksiyonunun açıklığındandır. Manyetik sinyalleri sinir uyarımlarına dönüştüren gerçek reseptör hücreler,bu durumun kimliğini sağlayamamıştır. Arılar ve çamur bakterileri, yerin manyetik alanını algılama davranışları gösterirler. Kuzey enlemindeki çamur bakterileri, kuzeye döner. Oysa bunlar, oysa bunlar, güney yarı küreden güneye dönmezler. Bu fark, bakterinin manyetik farklılıkların oryantasyonundan kaynaklanır. Bu oryantasyon, onlara derin çamurda belli bir açı ile yüzme yeteneği verir. Eğer yapay manyetik alandaki su damlasına konulurlarsa su damlasının haberleşilebilir tarafına toplanırlar ve manyetik alan ortamdan kaldırıldıktan sonra ters tarafa yüzerler.</p>
<p>Amerikan yılan balığı,jeomanyetizm üzerine kurulan denizcilik için deniz organizmalarında mevcut olan yöntemlerden bir başkasına örnektir. Bu türlerin larvaları, Sargosso denizindeki yumurtlanmış alanlardan Amerika�nın Atlantik sahillerine göç ederler. Bu iki nokta arasındaki uzaklık, yaklaşık 1000 kilometredir. Yerin manyetik alanını kullanabilecekleri iddiaları, yein düşük yoğunluğundan dolayı büyük bir olaydır. Bunula beraber, yılanbalıklarının sistemleri, hassasalıcılardır. Okyanus akıntısındaki deniz suyunun hareketleri, büyük bir jeneratör gibi görülür, kondüktör gibi su fonksiyonları için yer kürenin manyetik alanında hareket eder. Jeoelektrik alanlar, okyanus akıntılarıyla düzenlenir (Golf-Strim gibi). Bu da yaklaşık 0,5 m.V/cm şiddetine varır. Bu 20 kilo metreye düşen 1,0 volta eşittir. Elektrik akımı, balıkların sistemlerinde bulunan elektro reseptörler tarafından belirgin bir şekilde meydana getirilen küçük gradyantlardaki voltajdan üretilir. Klasikleşmiş durum yılan balıklarına elektrik alanındaki değişimlerin yanıtında kalp oranındaki yavaşlamayı öğretmede kullanılmıştır. Önce öğretilmiş, yılan balıkları 0,002 mikro volt/cm�den daha düşük direkt akım alanlarında değişm yanıtta, kalp atışlarının yavaşladığı gözlenmiştir. Çünkü okyanusta meydana gelen alanlar daha da büyütülmüş, iki veya üç düzenlemedir. Bu,jeoeoloktrik alanın yılan balığı üzerindeki etkiyi gösterir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trakyaguvercin.com/manyetoreseptorler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güvercinlerin Vücut Yapıları</title>
		<link>http://www.trakyaguvercin.com/guvercinlerin-vucut-yapilari/</link>
		<comments>http://www.trakyaguvercin.com/guvercinlerin-vucut-yapilari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2009 20:39:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gurkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güvercin Genetiği]]></category>
		<category><![CDATA[Güvercinlerin Vücut Yapıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trakyaguvercin.com/?p=414</guid>
		<description><![CDATA[Güvercinlerin vücut yapıları bağlı bulundukları ana sınıftan yani kuşların genelinden pek farklı değildir. Bu yazı kapsamında genel olarak kuşlarla ilgili bilgiler verilecek güvercinlere özgü durumlar ise ilave edilecektir. Latince’de Aves olarak adlandırılan kuşlar sınıfı, omurgalılar grubunda sürüngenlerle memeliler arasında yer alır. Bu sınıf üyelerinin karakteristik özelliği ön üyelerinin uçmaya yarar şekilde kanada dönüşmüş olması, vücutlarının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güvercinlerin vücut yapıları bağlı bulundukları ana sınıftan yani kuşların genelinden pek farklı değildir. Bu yazı kapsamında genel olarak kuşlarla ilgili bilgiler verilecek güvercinlere özgü durumlar ise ilave edilecektir. Latince’de Aves olarak adlandırılan kuşlar sınıfı, omurgalılar grubunda sürüngenlerle memeliler arasında yer alır. Bu sınıf üyelerinin karakteristik özelliği ön üyelerinin uçmaya yarar şekilde kanada dönüşmüş olması, vücutlarının tüylerle örtülü bulunması, yumurta ile çoğalmaları ve sıcak kanlı olmalarıdır. Kuşlar sabit sıcaklığa sahip hayvanlardır. Vücut sıcaklıkları 38–40 derece arasındadır. Çoğu türlerde kemiklerin içi boş olduğundan hafif bir iskelete sahiptirler. İskelet ve vücut yapıları ile gerek dış, gerekse iç organları hemen hemen bütün kuşların aynıdır. Omurgalılar içersinde bu karakteristikleri ile başlı başına ayrı bir grup oluşturmaktadırlar.</p>
<p><span id="more-414"></span></p>
<p>DIŞ GÖRÜNÜŞ</p>
<p>Başlıca karakteristikleri vücutlarının çok değişik renklerde tüylerle kaplı olmaları ve gövdelerinin iki yanında yer alan kanatları ile uçabilmeleridir. Kuşların vücudunun bazı yerleri gaga, ayak, parmaklar ile akbaba gibi bazı kuşlarda boyun kısmı tüysüzdür. Kuşlarda ayaklar yürümeye, yüzmeye, tırmanmaya ve tutunmaya yarar. Ayaklar genellikle sert pullarla kaplıdır. Bazı türlerde ayakların hatta tırnaklara kadar parmaklarında tüylerle kaplı olduğu görülür. Paçalı güvercinler buna iyi birer örnektirler. Değişik şekillerdeki gaga sert keratinden oluşur. Bazı türlerde gaga yumuşak bir deriyle kaplıdır. Gaga yapıları kuşların beslenme tarzlarına bağlı olarak çok değişik şekillerdedir.</p>
<p>TÜYLER</p>
<p>Kuş tüyleri karmaşık bir yapıdadır. Keratinleşmiş deri hücrelerinden oluşmaktadır. Telek adı verilen kanat ve kuyrukta yer alan büyük tüyler uçmaya ve dönmeye yaramaktadır. Vücudu bir kiremit örtüsü gibi kaplayan dış tüyler ise kuşu ıslanmaktan korur, alttaki ince ve yumuşak tüyler ise vücudun ısı kaybetmesini önler. Güvercinlerde kanat telekleri kabaca el telekleri ve kol telekleri olarak iki gruba ayrılabilir. El telekleri, genellikle 10 tanedir. Kanat ucundan bilek eklemine kadar sıralanır. Uçmayı sağlayan ana tüyler bunlardır. Kol telekleri adı verilen ikinci bir sıra ise, bilek ekleminden dirseğe kadar uzanır. Bu telekler ikinci derecede uçma tüyleridir. Sayıları kuş türüne göre değişmektedir. Güvercinlerde genellikle 18 adettir. Kuyruk telekleri, kuyruktaki büyük tüylerdir. Uçarken dümen görevi yaparlar. Sayıları güvercinlerde genellikle 12 dir. Bazı türlerde 14 ya da 16 ya kadar çıkabilmektedir. Kuyruk telekleri son kuyruk omuruna bağlanmışlardır. Buradaki kasların hareketlerine bağlı olarak hareket ederler. Örtü telekleri, uçma tüylerinin ve kuyruğun dibinde kiremit gibi dizilmiş kısa tüylerdir. Kanatların alt ve üstünde birkaç sıra örtü tüyü bulunur. Uçma teleklerine en yakın olan örtü tüyleri en büyük olanlardır. Hav tüyleri, teleklerin altında yer alır ve kuşun vücut ısısını korumaya yarar. Renkleri genellikle beyaz ya da gridir.</p>
<p>TÜY DEĞİŞİMİ</p>
<p>Memelilerde ve kuşlarda kıllar, tüyler, tırnaklar dış etkilerle devamlı yıprandıklarından zamanla bunların yerine yenileri oluşur. Bu yenileme işi bazen yavaş yavaş ( memelilerde deri, tırnak, kuşlarda pençe ve gaga ) bazen de belli zamanlarda ve oldukça hızlı bir şekilde oluşur. (kıl ve tüy değiştirme) Genellikle, kuşlar bütün tüylerini senede bir defa, bazıları iki defa değiştirirler. Bazı kuşlar küçük örtü tüylerini senede iki defa, kanat ve kuyruk teleklerini ise bir defa değiştirirler. Tüy değiştirme yavaş olduğundan, genellikle 1-3 ay sürdüğünden kuşlar tamamen çıplak kalmaz ve uçma yeteneklerini kaybetmezler. Örneğin güvercinler bu şekilde tüy değiştirir. Fakat kaz, ördek, kuğu, turna ve bazı bataklık kuşları uçma teleklerini birden döktüklerinden birkaç hafta uçamazlar. Bu durumlar dışında değişik tüy değiştiren türler de vardır. Bazılarında erkek ve dişi değişik zamanlarda tüy değiştirir. Tüy değiştirme genellikle yavaş ve belli bir sıraya göre olur. Güvercinlerde kanat teleklerinin değişimi, el teleklerinde bilekte başlar ve el uçlarına doğru ilerler. Kol teleklerinde ise, hem iç hem de dış taraftan içe doğru değişir. Kuyruk teleklerinde ise değişim içten dışa doğru olur. Tüy değişimi derideki tüy yuvasında yeni tüyün büyümesi ve üstteki yıpranmış tüyün atılmasıyla oluşur. Bu tüy yenilemede bazı kuş türlerinde renk değişikliklerine de rastlanır. Yılda iki defa tüy değiştiren kuş türlerinde genellikle yaz ve kış renklerinde farklılıklar olur.</p>
<p>AYAK YAPILARI</p>
<p>Kuşlarda iskeleti oluşturan arka ekstremiteler yürüme bacaklarıdır. Bacağın üst kısmında yer alan uyluk kemiği ve diz eklemi bacak kasları ve karın tüyleri tarafından örtüldüğünden dışardan görülmez. Alt bacaktaki kaval kemiği kamış kemiği ile birleşerek but kemiğini oluşturmuştur. But kemiğinden sonra bilek ve tarak kemiklerinin birleşmesinden oluşan oldukça uzun ayak kemiği gelir. Bu kemiğin alt ucundaki çıkıntılara ikinci, üçüncü ve dördüncü parmaklar bağlanır. Birinci (arka) parmağı olan kuşlarda bu parmak ayak kemiğinin iç kenarındaki çıkıntıya bağlanır. Beşinci parmak yoktur. Parmak sayısı genellikle 3-4 tür. Birinci parmak 2, ikinci parmak 3, üçüncü parmak 4 ve dördüncü parmak 5 parçalıdır. Parmaklar bazı türlerde öne ve arkaya dönebilir. Ayaklar keratin pullarla kaplıdır. Kuşlarda ayaklar yaşam ve hareket tarzlarına göre değişik yapılar gösterir</p>
<p>GAGA YAPILARI</p>
<p>Gaga, besinin tutulması, yakalanması, taşınması, parçalanması gibi işlemlerin yanı sıra düşmanlara karşı bir savunma aracı olarak da kullanılır. Tüylerin düzeltilmesinde, yuva yapımında ve daha bir çok işte kullanılır. Dolayısıyla kuşlarda yaşam biçimine uygun gaga biçimleri gelişmiştir. Keratinden oluşan gaga üst ve alt gaga olmak üzere iki kısımdır. Üst gaga, üst çene ve burun kemiklerinin, alt gaga ise alt çene kemiklerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Üst gaga burundan itibaren devam eden sırt kısmı, genellikle az veya çok eğik olan gaga ucu ve keskin gaga kenarlarından oluşur. Gaga kenarlarında Çoğunlukla diş şeklinde çıkıntılar veya testere gibi tırtıklar bulunur. Alt gaga ise her iki alt çene kemiği uçlarının birleştiği gaga ucu ile çene kemikleri arasını örten, bazı türlerde yumuşak bir deriden oluşan gaga altından oluşur. Birçok kuşta ve güvercinlerde üst gaga dibinde yumuşak ve genellikle sarı renkte bir deri vardır. Ceroma adı verilen bu kısım sinirlerle donatıldığından dokunmada önemli görevler üstlenmiştir. Bir kısım bataklık ve su kuşlarında bu deri bütün gagayı örter. Burun delikleri ceromanın kafatası ile birleştiği yerden ya da ceromanın içinden açılır. Kuşların beslenme tarzına bağlı olarak çok değişik şekillerde gagalara rastlanır. Yırtıcı kuşların gagaları kanca gibi kıvrık, keskin ve güçlüdür. Bu gagaları ile deri, et ve hatta kemikleri parçalarlar. Tohum yiyen kuşlarda gagalar kalın ve koniktir. Bataklık ve sulak alanlarda yaşayan kuşların gagaları genellikle uzundur. Böcek yiyen kuşların gagaları ince ve sivridir. Pelikan gagası ise alt çenedeki esnek derisiyle büyük bir kepçe gibidir. Gaga şekilleri de kuşların tanınmasında ipuçları verir.</p>
<p>İSKELET YAPILARI</p>
<p>Kuşların genel yapısı yürüme ve uçma hareketlerini rahatça yapmaya uygun bir şekilde oluşmuştur. Yürürken ve dururken gövdenin ağırlık merkezi ayakların üzerine düşer. Bu sırada kanatlar katlanmış durumda gövdenin iki yanına yapışık olarak durur. Kuşların iskeleti incelendiğinde kemiklerin ince, içlerinin boş ve birçok yerinde belirli delikler olduğu görülür. Akciğerlerden itibaren çeşitli yerlerde bulunan hava keseleri kemiklerle bağlantılıdır. Bu durum kuşların uçmalarını kolaylaştırmaktadır. Şekil 1 de bir güvercinin iskelet yapısı görülmektedir.</p>
<p>KAFATASI</p>
<p>Kuşlarda kafatası, beyin ve soğancığın korunduğu kubbemsi ve iyi kaynaşmış kemiklerden meydana gelir. Kafatası üzerinde büyük göz çukurları, burun delikleri ve boynuzumsu bir maddeden yapılmış olan üst ve alt gaga yer alır. Eklemli ve oynak olan gaga, kafatası ve alt çene ile bağlantı halindedir. Günümüzde yaşayan hiçbir kuşta diş bulunmaz.</p>
<p>BOYUN</p>
<p>Kuşlarda boyun çok hareket edebilecek bir yapıda gelişmiştir. Boyunda yer alan omur sayısı genellikle 14–15 arasındadır. Bütün kuş türlerinde bu sayı 10 ile 26 arasında değişmektedir.</p>
<p>GÖĞÜS</p>
<p>Kuşlarda göğüste yer alan omur sayısı 3–10 arasında değişir. Güvercinlerde bu sayı 3 tanedir. Göğüste birbirine ve göğüs omurlarına bağlı 5-10 kaburga kemiği vardır. Göğüs kemiği iri, geniş ve yassıdır. Yalnız göğsü değil karın kısmını da kaplar. Göğüs omurlarından sonra gelen sırt ve bel omurları, leğen kemiği ile kaynaşmıştır. Kuşlarda ön üyeler kanat şeklini almıştır. Kanatlar kuvvetli kaslarla göğüs kemiğine bağlanmıştır. Kanadı omurgaya ve göğse bağlayan kemiklerden kürek kemikleri sırt tarafına doğru uzamışken, sırt kargacık kemikleri göğüs ile kaynaşmış, köprücük kemikleri ise uçta birleşerek lades kemiğini oluşturmuşlardır.</p>
<p>KANATLAR</p>
<p>Kanatlar, kısa bir pazı kemiği ve uzun ön kol kemikleri ile körelmiş el kemiklerinden ibarettir. El, birbirine kaynaşmış uzunca bir orta el parçası, başparmak, orta büyük parmak ve buna bitişik küçük parmak olmak üzere 3 parmaktan oluşur. Duruş ve yürüyüş halinde kolun üst kısmı geriye, alt kısmı öne ve el kısmı geriye kıvrık bir şekilde durur.</p>
<p>AYAKLAR</p>
<p>Ayaklar, sırt omurlarıyla birleşmiş ve bütünleşmiş leğen kemiğine bağlıdır. Kısa ve kuvvetli olan uyluk kemiği öne doğru yatık, gövdenin yan etleri içinde gizlenmiştir. Bu nedenle diz eklemi dışardan görülmez. Arkaya doğru eğik duran baldır oldukça iri ve uzundur. Kaval kemikleri kaynaşmıştır. Bilek ve ayak kemikleri kaynaşarak boru şeklinde parmaklara eklenmiştir. Beşinci parmak kaybolmuştur. Parmak sayısı genel olarak 3-4, deve kuşlarında 2 dir. Güvercinlerde parmak sayısı 4 tür. Arkaya dönük birinci parmak 2, içe bakan ikinci parmak 3, ortadaki üçüncü parmak 4, dıştaki dördüncü parmak ise 5 eklemlidir. En uç eklemde tırnak oluşmuştur. Güvercinlerde tırnaklar alttan gelen kısımlarla yenilenen bir yapıdadırlar. Parmak sayısı ve eklemler kuş türlerine göre çok değişiklikler gösterir. İskelet kaslarla çevrilidir. Kanatlar çok kuvvetli kaslarla bağlı olup ayrıca ayak kasları da oldukça güçlüdür.</p>
<p>İÇ ORGANLAR</p>
<p>Şekil 2 de bir güvercinin iç organları görülmektedir.</p>
<p>BEYİN VE OMURİLİK</p>
<p>Beyin, kafatası boşluğu içinde yer alır. Kuşlarda beyindeki koku alma duyusu büyük ölçüde körelmiştir. Bunun yerine orta beyinde bulunan görme ve işitme lobları çok gelişmiştir. Güvercinlerde kafatası ile beyin arasında bulunan ferromanyetik bazı tanecikler, yerin manyetik alanına karşı duyarlı birimler haline gelmişlerdir. Güvercinler bu sistem sayesinde yerin manyetik alanındaki değişimleri hissedebilmektedirler. Bu sistem güvercinlerin çok uzaklardan uçurulduklarında bile yönlerini kolaylıkla bulabilmelerine yardımcı olmaktadır. Omurilik omurga kanalının son ucuna kadar uzanır. Omurilikten ayrılan sinir sistemi, bütün organlara ve kaslara kadar dağılır.</p>
<p>KALP, AKCİĞERLER VE SOLUNUM SİSTEMLERİ</p>
<p>Kuşların kalpleri dört gözlüdür. Kalp atışları memelilerden daha hızlıdır. Kalplerinin vücutlarının ağırlığına oranı, diğer omurgalılara göre daha fazladır. Solunum organları ve akciğerler küçüktür. Memelilerde olduğu gibi göğüs boşluğunda serbest halde bulunmayıp, gövde boşluğunun duvarına yapışıktırlar. Kuşlarda kısa olan bronşlar bir çok kollara ayrılmaktadır. Bu kollardan bir çok hava kesesi kuşun vücudunun değişik bölümlerine yayılır. Bu hava keseleri hava deposu işlevini görürler. Hava keseleri kuşun gövde, kanat ve ayaklarını hareket ettirmesi sonucu sıkışır ve açılırlar. Bu sayede ciğerlere hava gönderimi sağlanır. Kuşlarda diğer memeli hayvanlarda bulunan diyafram olmadığı için, ciğerlere hava körüklenmesi ve solunum bu yolla sağlanmaktadır. Uçurulmayan güvercin ve evcil kümes hayvanlarında rastladığımız durduğu yerde kanat çırpma hareketinin nedeni solunumu devam ettirme eyleminden kaynaklanmaktadır. Kuşlarda yer alan bu hava keselerinin bir diğer işlevi de vücut sıcaklığının korunmasını sağlamaktır. Bu mekanizma beyindeki bir merkez tarafından idare edilmektedir. Bir güvercinde kalbin vücut ağırlığına oranı % 14, Vücut sıcaklığı 43 derecedir. Dakikadaki kalp atış sayısı 220, solunum sayısı 450 dir. Dakikadaki kanat çırpma sayısı 8, yatay uçuşta hızı saatte 80 km. dir.</p>
<p>BÖBREKLER VE BOŞALTIM SİSTEMİ</p>
<p>Kuşlarda böbrekler iri ve uzunca bir yapı gösterir ve sırt kemiğinin iç çukuruna gömülmüş durumdadır. Böbrekten çıkan idrar kanalları bağırsağın arka tarafına uzanır ve eşey deliğinin (kloak) orta kısmına açılır. İdrar kuşlarda sulu değildir. Beyaz, yoğun ve çabuk katılaşan bir maddeden ibarettir. Deve kuşu haricinde hiçbir kuşta idrar kesesi bulunmaz. Bunun nedeni kuşların aslında sıvı olan idrardaki suyu tekrar emerek vücuda kazandıran bir yapı geliştirmiş olmalarındandır. Böylelikle kuşlar uzun süre susuz idare edebilecek bir yapı kazanmışlardır. Tane ve tohumla beslenen güvercin gibi kuşlarda su içme ihtiyacı diğer kuşlara oranla daha fazladır. Kuşlarda böbrekler, sadece azotlu atıkların atılmasına değil vücuttaki su ve tuz miktarına göre glikozun düzenlenmesinde de görev alır.</p>
<p>KURSAK, ÖN MİDE, TAŞLIK VE SİNDİRİM SİSTEMLERİ</p>
<p>Kuşlarda sindirim sistemi de değişiklik gösterir. Kuşlarda ağız kısmında diş bulunmaz. Bazı kuşlardaki gaga kenarlarındaki testeremsi çıkıntılar ve diğer oluşumlar beslenmeleri ile ilgilidir. Ağız içinde boynuzumsu bir madde ile kaplı ve hareketli olan dil, besinleri almaya ve yemek borusuna göndermeye yarar. Şekil 3 de bir güvercinin sindirim organları görülmektedir.</p>
<p>KURSAK VE ÖZOFAGUS</p>
<p>Yemek borusu kuşun boyun uzunluğuna göre şekil alır. Güvercinlerin de dahil olduğu tanelerle beslenen bazı kuşlarda ve yırtıcılarda yemek borusu genişleyerek kursak denilen bir yapı ortaya çıkartmıştır. Alınan besinler ilk önce kursakta yumuşatılır. Kursak oluşumu aslında dişlerin olmayışının doğal bir sonucu olarak gelişmiştir. Kursağın esas görevi alınan besinleri ilk aşamada depolayarak mideye yavaş yavaş geçmelerini sağlamaktır. Bunun yanı sıra kursağın diğer bir önemli görevi de özellikle tohum ve tane yiyen güvercin gibi kuşlarda besinlerin yumuşatılıp hazırlandıktan sonra yavrulara kusularak verilmesini sağlamaktır. Çünkü yavrular gagaları gelişene kadar yaklaşık 1 ay süre ile kendi başlarına yem yiyemezler. Güvercinlerde yavrular gagalarını anne ya da babalarının yutaklarına sokarak kusmalarını sağlarlar böylelikle depo edilmiş besine ulaşırlar. Tane ve tohum ile beslenen güvercin gibi kuşlarda, tanelerin öğütülmesini sağlamak amacı ile kursakta bir miktar taş bulundurulur. Kuş, uygun büyüklükteki taşları bu amaçla yutar. Bu taşlar kursakta bir tür değirmen taşı görevi görüp tanelerin öğütülmesini sağlarlar. Kursağın girişinde başlangıcında Özofagus denilen bir bölüm yer alır. Beyindeki hipofiz bezinin salgıladığı prolaktin adı verilen bir hormonun etkisi ile özofagus’tan bir çeşit salgı salgılanır. Bu salgı sadece Columbidae (güvercingiller) ailesine özgüdür ve diğer kuş türlerinde bulunmaz. Kursak sütü olarak adlandırılan bu salgı halk arasında “kuşsütü” olarak bilinmektedir. Kuluçka döneminin sonuna doğru sadece bir hafta süre ile salgılanan bu sıvının besleyici değeri çok yüksektir. Yeni yavrular kursaktaki yarı sindirilmiş besinlerle beslenmeye hazır olana kadar ilk günlerinde bu salgı ile beslenirler.</p>
<p>ÖN MİDE VE KASLI MİDE ( TAŞLIK )</p>
<p>Bütün kuşlarda yemek borusu alt kısımda genişler ve oval bir şekil alarak mideyi oluşturur. Mide kuşlarda genel olarak iki bölümden meydana gelmektedir. Bunları Ön mide ve Kaslı mide (taşlık) olarak adlandırabiliriz. Ön mideye birçok salgı bezi bağlıdır. Ön mideden sonra güçlü kaslardan oluşan ve iç kısmı sertleşmiş, boynuzumsu bir madde ile kaplı taşlık da denilen kaslı mide gelir. Kaslı mide alınan besinlere göre değişiklik gösterir. Yırtıcı kuşlarda bu mide zayıf kaslıdır. Tane yiyen kuşlarda ise sert kaslı ve içi karşılıklı sert iki plakadan oluşur. Kursak ve ön mideden geçerken yumuşayan besinler burada mide hareketleriyle parçalanır ve öğütülürler.</p>
<p>İNCE BAĞIRSAK</p>
<p>Kimyasal sindirimin büyük bir kısmı ve besinlerin emilmesi burada olur. İnce bağırsak tane yiyen güvercin gibi kuşlarda diğer kuşlara göre oransal olarak daha uzundur. Kısa olan kalın bağırsağın sonunda bir çok kuşta uzunca bir kör bağırsak bulunur. Kalın bağırsak anüse açılır.</p>
<p>KLOAK</p>
<p>Kalınbağırsağın dışa açıldığı, dışkının ve idrarın belli bir süre tutulduğu kısımdır. Sindirilmiş besinlerdeki su burada tekrar vücut içine geri emilir. Atık maddeler ise anüs yolu ile dışarı atılır. Kloak’ın bir diğer işlevi de eşeysel üretimin akıtıldığı yerdir. Kuşun cinsiyetine göre sperm ya da yumurta kanalı burada bulunur. Bakınız şekil 4</p>
<p>ÜREME ORGANLARI</p>
<p>Erkeklerde : Böbreklerin ön yan tarafına ikişer tane yumurta biçiminde testisler bulunur. Testislerden çıkan bir sperm kanalı kloak’ın orta kısmına açılır. Kloak’a açılmadan önce sperm kanalı bir şişkinlik yapar. Çiftleşme zamanı bu testisler şişer ve genellikle soldaki daha büyük olur. Kuşların çoğunda güvercinlerde de olduğu gibi çiftleşme organı (penis) yoktur. Yalnız ördekgiller familyası mensuplarında anüsün karına bakan iç duvarından ucu dışarı çıkabilen penis benzeri bir yapı bulunur. Penis üzerindeki oluk, sperma kanallarından çıkan spermayı dişiye iletmeye yarar. Leylek ve balıkçıllarda ise penis körelmiş, anüsün iç duvarında bir siğil şeklini almıştır. Tavuklarda yumurtadan yeni çıkmış yavrularda bu penis benzeri yapı iyi göründüğü için erkek ve dişi civcivler birbirlerinden kolaylıkla ayırt edilebilir.</p>
<p>Dişilerde : Üreme organı yumurtalık ve yumurta kanalından ibarettir. Yumurta kanalı, kloak’ın orta kısmına açılır. Sağ yumurtalık ve yumurta kanalı körelmiş veya tamamen ortadan kalkmıştır. Çiftleşme ve yumurtlama zamanı sol tarafta bulunan üzüm salkımı şeklindeki yumurtalık ve dolambaçlı döl kanalı olağan üstü büyür. Yumurta kanalı yapısal ve işlevsel olarak birbirinden ayrılan beş bölgeden oluşur. Her dişinin eşey organında erkek eşey organını karşılayan ve aynı bölgede anüsün iç duvarında yer alan bir klitoris (bızır) bulunur.</p>
<p>DUYU ORGANLARI</p>
<p>Kuşlar görme ve işitme duyuları çok gelişmiş olan canlılardır. Buna bağlantılı olarak diğer algılama sistemleri fazla gelişkin değildir. Körelen duyuların başında ise koklama gelmektedir.</p>
<p>GÖRME</p>
<p>Kara omurgalıları içinde, hatta tüm omurgalılar içinde görme yeteneği en iyi gelişmiş ve vücuduna göre gözü en büyük olan hayvan grubu kuşlardır. Kuşların duyu organları arasında çok önemli bir yere sahip olan gözler, yön, uzaklık, şekil, renk, derinlik, hareket ve büyüklük gibi nesnelerle ilgili özelliklerin tümünü algılamaktadır. Kuşların büyük bir bölümünde gözler kafanın iki yanında yer alır. Sadece gece yırtıcılarında gözler kafanın ön tarafındadır. Kuşlarda gözlerin çok az hareketli olmasına karşın baş ve boyun büyük hareket kabiliyetine sahiptir. Göz kapakları çok hareketlidir. Göz kapaklarından ayrı olarak gözü örtebilen hareketli ve saydam bir zar (nicitans) bulunur. Bütün kuşlarda daralıp genişleyebilen göz bebekleri yuvarlaktır. Retina tabakası ön kısma nazaran daha geniştir. Göz çevreleyen katı tabakanın içinde ve cornea kenarlarının arkasında kemik tabakacıklarından oluşan bir halka vardır. Cornea tabakası bütün kuşlarda kuvvetli bir şekilde kubbeleşmiştir. Retina tabakasının büyüklük ve gelişmişliğine paralel olarak keskin ve net görebilme çok gelişmiştir. Durdukları yerde bir dairenin 300 derecelik sahasını görebilirler. Renk görme olayı bir çok canlıda gelişmemişken kuşlarda vardır. Örneğin köpeklerin renk görmedikleri düşünülürse kuşlar bu konuda oldukça yeteneklilerdir. Bir güvercinin 20 renk tonunu birbirinden ayırt edebildiği saptanmıştır. (insanda bu rakam 160 dır.)</p>
<p>İŞİTME</p>
<p>İşitme organı olan kulak gözlerin hemen arkasında, başın iki yanında yer alır. Kuşlarda da kulak, iç, orta ve dış kulak olmak üzere üç kısımdan ibarettir. Fakat dış kulak pek dikkati çekmez. Genellikle dıştan bir tutam kalem tüyü ile çevrili ve örtülüdür. Bazı kuşlarda kulağı çevreleyip örten kalem tüylerinin rengi değişiktir. Sadece bazı türlerde örneğin baykuşlarda dış kulak kepçesi gelişmiştir. Kuşların 40–30.000 Hz’lik sesleri duydukları saptanmıştır. Kural olarak 100 Hz’den daha düşük sesleri çok az duyarlar. En duyarlı oldukları ses aralığı 1000–3000 Hz arasıdır.</p>
<p>KOKU ALMA</p>
<p>Koku alma duyusu kuşların genelinde körelmiş ve zayıftır. Koku alma organı burun üst gaganın dip kısmında yer alır. Çoğunlukla tam olmayan bir ara perde ile ayrılmış burun boşluğunda koku alma görevini taşıyan midye şeklinde bir çift oluşum vardır. Her iki burun deliği üst gaga dibine yakın bir yerde bulunur. Bazı kuşlarda burun delikleri sert kıllarla örtülüdür (kuzgun). Bazılarında ise (fırtına kuşları) boru şeklinde uzamış ve birbiriyle birleşmiştir.</p>
<p>TAD ALMA</p>
<p>Tat alma organı dil ve gaganın iç kısmıdır. yumuşak olan dil dibi ile damakta yer alan tomurcuklar vasıtasıyla tat alma olayı gerçekleşir. Kural olarak tat alma duyusu iyi gelişmemiştir.</p>
<p>DOKUNMA DUYUSU</p>
<p>Gaga ve dil dokunma organı vazifesini de görmektedir. Çulluklar,ördekler ve genellikle diğer su kuşlarında yumuşak gaga derisi üzerinde yer alan cisimcikler gaganın dokunma organı olarak iş görmesini sağlar. Ayrıca böceklerle beslenen diğer bazı kuşlarda (ağaçkakanlar) oldukça uzun olan dilleri de dokunma vazifesini görür.</p>
<p>YUVA, YUMURTALAR VE KULUÇKA</p>
<p>Kuşlarda üreme yumurtlama yoluyla olur. Bütün kuşlar hazırladıkları bir yuvaya veya uygun bir yere yumurtlarlar daha sonra bir süre kuluçkada yatar ve yavruların yumurtadan çıkmasını sağlarlar. Embiryonik gelişme vücut dışında olduğundan bütün kuşlar çok etkili birer kuluçka ve yavru bakım davranışları geliştirmişlerdir. Bazı türlerde yumurtadan çıkan yavrular yuvayı hemen terk eder, ana-babalarıyla birlikte besinlerini ararlar. Bir kısım kuşlarda ise yavrular belli bir süre yuvada kalır, ana, baba veya herhangi biri tarafından beslenir, uçacak hale gelince yuvayı terk eder. Güvercinlerde yavrular yumurtadan çıktıktan sonra ana ve baba kuş tarafından ortaklaşa beslenirler. Gagaları sertleşip kendi başlarına yem yiyebilecek hale gelene kadar bu şekilde devam eder. Bu süre yaklaşık bir aydır. Yumurtadan çıkışta tüysüz olan yavrular bir ay içinde hem yem yiyebilecek hem de uçabilecek hale gelirler. Her kuş türünde yuva yapımına eşlerin katkısı farklı farklıdır. Bazı türlerde sadece dişiler yuva yaparken, güvercinlerin de dahil olduğu bazı türlerde ise erkeklerde yuva materyali taşıyarak hatta yuva yapımına katılarak dişiye destek olurlar. Guguk kuşu yuva yapmaz, yumurtalarını başka kuşların yuvalarına bırakır, yumurtadan çıkan yavrular da yuva sahibi kuş tarafından beslenip büyütülür. Kuşlar genellikle ilkbaharda çiftleşerek yuvalanır ve yumurtlarlar. Bazı kuşlarda senede bir, bazılarında iki, bazılarında 3-4 kez kuluçka olayı görülür. En çok yumurtlayan kuşlar tavukgillerdir. Bıldırcın 10-16, keklik ve sülün ise 15-20 yumurta yapar. Güvercinlerde üreme sezonu genel olarak şubat ve ağustos ayları arasındadır. Bu süre içinde ortalama 4 kez yumurtlar ve kuluçkaya yatarlar. Her bir seferde iki yumurta bırakılır. Kuluçka süresi yaklaşık 15–20 gün arasındadır. Kuluçkaya hem erkek hem dişi güvercin birlikte nöbetleşe yatarlar. Gündüzleri genellikle erkek, geceleri ise daha çok dişi güvercin kuluçkada yatar. Kuşların yumurtaları şekil, büyüklük ve renk bakımından çok çeşitlidir. Genel olarak yumurta büyüklüğü kuşla ve çıkacak yavru büyüklüğü ile orantılıdır. Kuş büyüklüğüne göre en büyük yumurtayı kivi, en küçüğü de guguk kuşu yapar. Yumurtaların renkleri yuva yerlerine göre değişir. Oyuklarda, karanlık, kapalı yuvalarda kuluçkaya yatan kuşların yumurtaları ortama uyacak şekilde renkli ve benekli olur.</p>
<p>ÇİFTLEŞME</p>
<p>Kuşlarda çiftleşme ve çiftleşme öncesi kur yapma şekilleri türlere göre çok çeşitlilik göstermektedir. Çoğunlukla erkek kuşlar diğer erkeklere karşı mücadeleye girer. Eş yapma şekilleri de aynı biçimde farklı farklıdır. Ömür boyu tek eşle birlikte olma şeklinin yanı sıra, çok erkeklilik ve çok dişililik de yaygındır. Güvercinler genellikle sezonluk eş seçerler. Yalnız yabani güvercinde monogamik tek eşlilik vardır. Güvercinlerde çiftleşme erkek kuşun öterek dişiye kur yapması ile başlar. Dişi çiftleşmeye hazırsa, ön çiftleşme diyebileceğimiz öpüşme evresi başlar. Burada kuşlar birbirlerinin gagasının içine gagalarını sokarak, aynı yavru beslerken yaptıkları kusma hareketini yaparlar. Bu hareketin işlevi konusunda yazılı bir kaynak bulamadım. Ancak benim tahminim kuşlarda dokunma duyusunun en gelişmiş olduğu bölge olan gaga üzerindeki ceroma’nın uyarılması ve böylelikle erkek kuşun sperm verebilecek hale gelmesi sağlanıyor olabilir. Öpüşmeden sonra genellikle dişi kuş çömelir gibi bir hareket yapar ve erkek kuş onun üzerine çıkarak anüsler birleştirilerek kloaklar karşı karşıya getirilir. Dişi kuşun erkek kuş üzerine çıkma durumu da olabilir. Bu aşamada erkek spermlerini dişinin kloak’ı içine bırakır. Spermler buradan ovidukt adı verilen dişi yumurta kanalına girerek yumurta sarısı üzerindeki çekirdeği döllemek üzere 72 saat sürecek bir yolculuğa başlarlar. Çiftleşmeden 72 saat sonra spermler, çekirdeği dölleyebilecek yere ulaşırlar ve burada dölleme yeteneklerini kaybetmeksizin 3 hafta kadar bekleyebilirler. Çekirdek döllendikten sonra yumurta sarısı ile birlikte yumurta kanalına girer ve yumurtlama süreci başlar.</p>
<p>YUMURTA OLUŞUMU VE YUMURTANIN DÖLLENMESİ</p>
<p>Kuş yumurtası yumurta kanalında oluşur. Burada sürekli yumurta sarısı oluşarak yumurtalığı büyütür. Belli bir büyüklüğe ulaşınca folikül patlayarak yumurta kanalına geçiş sağlanır. Çekirdek, sperm tarafından döllenebilmek için her zaman yumurta sarısının dış yüzeyinde bulunur. Yumurta sarısı yumurta kanalına girme aşamasında spermler tarafından döllenir. Spermler burada yumurtayı beklerler. (çiftleşmeden yaklaşık 72 saat sonra) Spermler 3 hafta kadar dölleme yeteneklerini yitirmeksizin yumurta kanalında kalabilirler. Sonuçta küre şeklinde bir yumurta sarısı üst bölümünde yer alan ve spermler tarafından döllenmiş çekirdeği ile birlikte beş bölümden oluşan yumurta kanalından aşağıya inmeye başlar. Bu yolculuk boyunca sırası ile önce yumurta akı, sonra yumurta zarı ve en sonunda ise yumurta kabuğu ile çevrilir. Yumurta kabuğunun kalkeri, uterus duvarından çıkan protein içerikli bir sıvının küçük sütuncuklar halinde yumurta zarının üzerine birikmesi ile meydana gelir. Yumurta döllenir döllenmez ilk bölünme de meydana gelir. Bu embiryonun ilk oluşum aşamasıdır. Embiryo başlangıçta sadece yumurta sarısı ile beslenir. Daha sonra sindirim kanalının oluşmasına bağlı olarak yumurta akını da tüketmeye başlar. Yumurtadan çıkış, yavrunun gagası ile yumurta kabuğunu tıklatması ile başlar. Güvercinlerde yumurtadan yavru çıkma süresi, ortalama 15–20 gün arasındadır.</p>
<p>SES ÇIKARMA</p>
<p>Kuşları daha çok ötüşleri ile biliriz. Hatta sadece ötüşleri için beslenen bir çok kafes kuşu bulunmaktadır. Kuşlarda ses çıkarma organı gırtlağın altında bulunan Syrinx’dir. Yalnız kuşlarda bulunan bu organ trakenin en alt kısmının ve çoğu defa bronşların en üst kısmının şekil değiştirmesi ile oluşmuştur. Bu ses organında 2–7 bronşiyal bilezik ve bunların arasına gerilmiş bir zar bulunur. Kasların işlevleriyle bu bronşiyal bilezikler birbirlerine karşı farklı derecelerde hareket ettirilerek, ses çıkarılacak zarın gerginliği değiştirilir. Böylece sesin tonu ve ritmi ayarlanmış olur. Ses bazı kuşlarda tüm ömür boyunca, bazılarında sadece üreme mevsiminde bazılarında ise sadece göç sırasında çıkarılır.</p>
<p>BESLENME</p>
<p>İç organlar bölümünde kuşların sindirim sistemi hakkında özet bilgiler verilmiştir. Kuşlarda gaga besinleri tutmaya, koparmaya ve parçalamaya yarar. Ağız kısmında aldığı besinleri öğütmeye, ufalamaya yarayan diş gibi bir organ yoktur. Taneyle beslenenler taneleri olduğu gibi veya gagalarıyla kırarak, etle beslenenler ise avların parçalayarak yutarlar. Kuşların çoğu besinlerini büyük parçalar halinde yutar. Yutulan besinler kursağı olan kuşlarda bir süre kursakta kalıp yumuşatılır. Besinler midede parçalanır. Ön midede sindirim fermentlerini alarak taşlığa (kaslı mide) geçen besinler burada küçük parçalar haline gelir ve bağırsaklara geçer. Sindirim bağırsakta tamamlanır. Selüloz ise kör bağırsakta sindirilir. Çok hareketli olan ve çok enerji harcayan kuşlar çok gıda almak zorundadırlar. Yalnız ot ve yaprak gibi besinlerle beslenen kuş türü çok azdır. Bitkisel besinlerle beslene kuşlar genellikle filiz, körpe yaprak meyve tohumları yerler. Bitkisel besinlerin sindirimi hayvansal besinlerden daha zor olduğundan ve gelişme süresince protein ihtiyacı yüksek olduğundan bitki ve tane yiyen kuşların çoğu yavrularını böcek ve kurtlarla beslerler. Belli bir süre sonra hayvansal proteinle beslenen yavrular gelişince yine bitki ve tanelerle beslenmeye başlarlar. Kuşların büyük bir bölümü hayvansal gıdalarla beslenirler. Böcekler, kurtlar, larvalar, yumuşakçalar, sürüngenler, balıklar, küçük memeliler, orta boy memeliler ve yavruları ile çeşitli kuşlar değişik kuş türlerinin besinlerini oluştururlar. Hayvansal besinlerle beslenen kuşlar sindiremedikleri tüy ve kemikleri (baykuşta olduğu gibi) bir yumak halinde ağız yoluyla dışarı atarlar. Böcek yiyen kuşların çoğu da sert kitin parçalarını aynı şekilde kusarlar. Gündüz yırtıcıları tüy, kemik, kıl gibi parçaları yemezler. Akbabalar özellikle kuzukuşu kalın sığır kemiklerini bile midede oluşan asit (HCL) ile eritirler. Balıkla beslenen kuş türlerinden Yalı çapkınları pul ve kılçıkları ağız yoluyla dışarı atmalarına karşın, martı, pelikan ve balıkçıllar bu kısımları da sindirirler. Meyvelerle beslenen kuşların birçoğu meyvelerin etli kısımlarını yer ve sindirirler, çekirdekleri ise bağırsak veya ağız yoluyla dışarı atarlar. Böylece bitkilerin yayılmasını da sağlamış olurlar Kuşların dışkıları da beslenmelerine göre farklıdır. Tane ve tohumlarla beslenen kuşların dışkıları kuru ve katıdır. Hayvansal besinlerle beslenenlerin ise cıvık ve genellikle yapışkandır. Meyvelerle ve bitkilerle beslene kuşların dışkıları genellikle renkli (yeşil,mor) ve içlerinde çeşitli tohumlar vardır</p>
<p>KUŞLARIN DAVRANIŞLARI</p>
<p>Kuşların içgüdüleri çok iyi gelişmiştir. Görme duyuları da çok iyidir. Bu nedenle kuşlar objeleri çok iyi tanır, faydalı ve zararlı olanları çok çabuk ayırt ederler. Tehlikeli objelere yaklaşmaz ve hemen uzaklaşırlar. Saksağanlar, kargalar eli tüfekli bir kişiyle bir çiftçiyi, çobanı kolayca ayırt ederler. Av kuşlarının hepsi insanı, özellikle avcıyı çok iyi tanırlar. İnsanlar tarafından beslenen, bakılan kuşların çoğu bakıcılarını tanır ve ondan ürkmezler. Evinizde kuşların bu özellikleri ile ilgili gözlemleri kolayca yapabilirsiniz. Şayet balkonunuza gelen yabani güvercinleri, serçe ve sığırcıkları sürekli yemlerseniz balkona elinizde bir kap veya başka bir şeyle çıkarsanız, daha içeri girmeden saçakta bekleşen kuşların hemen balkonunuza indiğini görürsünüz. Balkona başka bir iş için eli boş çıktığınızda kuşlar balkona inmeyecektir. Kuşlar yemlenirken balkona çıktığınızda bir kısmı uçacak, en yakın yere konacaktır. Ama kuşları sürekli yemleyen kişiden başkasının, bir yabancının balkona çıkması, hatta balkon kapısına yaklaşması ile birlikte hepsi ürkerek uçacaktır. Kuşların ses ve arkasından yapılan eylemler arasında bağlantı kurduklarını kendi gözlemlerimle saptamışımdır. Bu Rus bilim adamı Pavlov’un belirlediği şartlı refleks olayıdır. Kuşlarıma yem vermek amacı ile balkona her çıkışımda gıcırdayan kapı sesini çok iyi belleyen diğer kuşlar artık bu sesi her duyduklarında yem verileceğini sanarak balkonuma konmaya başlıyorlardı. Doğada da benzer şeyleri gözlemek mümkündür. Çift süren bir çiftçiyi leylekler, kargalar 5 &#8211; 6 metre mesafeden takip ederler yabancı bir kişinin yaklaşmasıyla ise hemen uçarlar. Kuşlar koyunla köpeği, çobanla avcıyı, buğday tanesi ile kum tanesini kolayca ayırt ederler. Kuşların diğer hareketlerinde de kuvvetli ve dengeli içgüdüleri hakimdir. Kovuklarda, kapalı yuvalarda barınan kuşlar giriş deliğine hiç sapmadan duralamadan doğruca ulaşırlar. Açıktaki yuva yerlerini isabetle bulurlar. Konacakları bir telefon teline, kuru bir dal ucuna çok isabete ulaşırlar. Beslenirken gördükleri bir tohumu, bir böceği nokta tespiti ile bir uçuşta gagaları ile yakalarlar. Uçarken de bu gelişmiş içgüdüleri ile sık ağaçlar, çalılar arasından, en karışık labirentlerden kolayca çıkarlar. Tehlikeyi çabuk fark eder, ya hemen uçarak hızla uzaklaşır veya yerde, otlar ve çalılar arasında çabucak pusarak gizlenirler. Sessiz ve hareketsiz kalarak tehlikenin uzaklaşmasını beklerler. Sürüler halinde yaşayan kuşlardan tehlikeyi ilk sezen tehlike ötüşü ile diğerlerini hemen uyarır ve hep birlikte hareket ederler. Kuşlarda ses ile iletişim bir hayli gelişmiştir. Tüm canlılar içinde başka canlıların seslerini taklit edebilen ve özellikle insan sesini taklit edebilen tek tür kuşlardır. (papağanlar buna iyi bir örnektir)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trakyaguvercin.com/guvercinlerin-vucut-yapilari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güvercinlerde Kalıtım ve Islah</title>
		<link>http://www.trakyaguvercin.com/guvercinlerde-kalitim-ve-islah/</link>
		<comments>http://www.trakyaguvercin.com/guvercinlerde-kalitim-ve-islah/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2009 20:28:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gurkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güvercin Genetiği]]></category>
		<category><![CDATA[güvercin ıslahı]]></category>
		<category><![CDATA[Güvercinlerde Kalıtım ve Islah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trakyaguvercin.com/?p=411</guid>
		<description><![CDATA[




Kalıtım bilimi (genetik) basitce, ana ve babanın özelliklerinin yavrulara nasıl aktarıldığını araştıran bilim dalıdır diye tanımlanır. Bu konunun iyi bilinmesi yanıt aradığımız bazı soruların acıklanmasını sağlayacaktır. Kalıtım konusunda bilinenler henüz sınırlıdır. Yinede, özellikle son yüzyılda bu konuda dev adımlar atılmıştır.
Canlılarla uğraşan bütün dallarda olduğu güvercin yetiştiriciliği için de kalıtım ve ıslahı çok önemli bir konudur. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table id="table1" border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="203">
<p><span style="font-family: Helvetica;"><span style="font-weight: 700; font-size: 11pt;"></p>
<div id="attachment_643" class="wp-caption alignleft" style="width: 304px"><img class="size-medium wp-image-643" title="komorner tumbler" src="http://www.trakyaguvercin.com/resimler/100_1844-400x300.jpg" alt="komorner tumbler, komaromi buko, komorner tummler" width="294" height="220" /><p class="wp-caption-text">komorner tumbler, komaromi buko, komorner tummler</p></div>
<p>Kalıtım bilimi (genetik) basitce, ana ve babanın özelliklerinin yavrulara nasıl aktarıldığını araştıran bilim dalıdır diye tanımlanır. Bu konunun iyi bilinmesi yanıt aradığımız bazı soruların acıklanmasını sağlayacaktır. Kalıtım konusunda bilinenler henüz sınırlıdır. Yinede, özellikle son yüzyılda bu konuda dev adımlar atılmıştır.<br />
Canlılarla uğraşan bütün dallarda olduğu güvercin yetiştiriciliği için de kalıtım ve ıslahı çok önemli bir konudur. Zira istenen özellikte kuşlar elde etmek için kalıtım kurallarını bilmek gerekir. Genellikle kuşcularımız arasında özelliklerin ana ve babadan yavrulara rastgele aktarıldığı fikri yaygındır. Bir yavrunun yedi göbek uzaklıktaki dede veya ninesine benzeyebileceği söylentisi bunun kanıtıdır. Halbuki her bir özelliğin ana ve babadan yavruya geçme yolu farklılık gösterir. Öyleki, biz bu konuları iyi kavrarsak bazı özellikler için yavruların göstereceği karakterleri tahmin edebiliriz. Konuların daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle tüm canlılar için geçerli olan kalıtım kurallarına kısaca göz atılmasında ve bazı terimlerin acıklanmasında yarar vardır.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Helvetica;"><span style="font-weight: 700; font-size: 11pt;"><span id="more-411"></span><br />
Bütün canlıların vücutları bilindiği gibi ancak mikroskopla görülebilen hücrelerden meydana gelmiştir. Bu hücrelerin her birinde, çekirdek adı verilen yapıların içerisinde o canlının planı bulunur. Her bir özelliği belirleyen ve kromozom adı verilen iplikcikler üzerinde bulunan bölümlere gen denir. Yani genler bir araya gelip kromozomları oluşturur. Kromozomlar hücre çekirdeğinde çiftler halinde bulunurlar. Bunların biri babadan, diğeri ise anadan gelir. Genlerin kromozom üzerinde bulunduğu yere lokus adı verilir. Her canlı türünün kromozom sayısı farklıdır. Örneğin insanlarda 23 çift, sığırda 30 çift, köpekte 39 çift, arıda 16 çift ve güvercinde 21 çift kromozom bulunur.</span></span></p>
<p><span style="color: #cc0000;">DOMİNANT (BASKIN), RESSESİV (ÇEKİNİK)</span><br />
Avusturyalı bir papaz olan Mendel, geçen yüzyılda bezelyeler üzerinde bazı çalışmalar yapmıştır. Araştırdığı konuların değeri ölümünden sonra anlaşılmış ve klasik genetiğin babası olarak anılmaya başlanmştır.<br />
Mendel, düz ve buruşuk tohum yapılarına sahip iki bezelye varyetesini melezleyerek bunlardan meydana gelen yeni bitkilerin tohumlarının düz olduğunu görmüştür. Halbuki bundan önce bu tür çaprazlamalardan her iki özelliğin karışımı özellikler taşıyan canlılar elde edileceğine inanılıyordu.<br />
Burada görüldüğü gibi aynı özelliğin farklı olarak ortaya çıkmasını sağlayan genlere birbirinin alleli (eşgeni) denir. Mendelin yaptığı deneyde görüldüğü gibi düz tohumluluk geni buruşuk tohumluluk geninin etkisini göstermesini engellemiştir. Bunun gibi herhangi bir özelliği etkileyen genin, o özelliği farklı yönde etkileyen allelinin etkisini göstermesini engelliyorsa, bu gen alleli üzerine dominanttır (baskındır). Diğer gen ise (bezelyelerde buruşuk tohumluluğa yolaçan gen) resesivdir (çekinik). Buna güvercinlerden örnek vermek gerekirse tepesizlik özelliği tepeliliğe göre dominanttır. Yani bir güvercin anasından tepesizlik genini, babasından ise tepelilik genini alırsa kendisi tepesiz olur.<br />
Bir genin birden fazla alleli olabilir. Aynı gen bu allellerinden bazılarına göre dominantken diğerlerine göre resesiv özellik gösterebilir.<br />
Genler genelde harflerle sembolize edilirler. Ancak bütün özelliklerin yabani formlarda görülen biçimini determine eden genler (+) ile gösterilirler.</p>
<p>İNTERMEDİYER KALITIM<br />
Mendelden sonra bazı araştırmacılar bazı özelliklerin bu kurallara uymadığını belirlediler. Bu araştırmacılar yaptıkları çalışmalarda, ana ve babada farklı olan bir özelliğin yavrularda her ikisinin de çıkmadığını saptamışlardır. Bu şekilde yavrular bir özellik bakımından ebeveynlerin her ikisine de benzemiyor, ana ve babanın özelliklerinin karışımı bir durum gösteriyorlarsa buna intermediyer kalıtım adı verilir. Bu kalıtım şeklinde bir özelliği farklı yönde etkileyen allel genlerin etkisi eşittir.<br />
Bu tür bir kalıtıma İspanyol kökenli Andaluz ırkı tavuğun renk kalıtımında görmek mümkündür. Bu tavuklarda beyaz ve siyah tüy rengine sahip ebeveynlerden mavi tüy rengine sahip yavrular elde edilir. Yine güvercinlerden örnek verilmek istenirse, paçalı ve paçasız ana babadan tozluk yada yarım paça olarak adlandırılan ve parmakları tüysüz, ayağın diğer yerleri tüylü yavrular elde edilir. Aynı şekilde kafa ve kuyruğu renkli (siyah, mavi veya kırmızı olabilir) diğer yanları beyaz olan kelebek ırkı güvercinlerde de renk kalıtımı intermediyerdir. Zira ebeveynlerden  biri siyah diğeri beyaz olan kuşların yavruları kafa-kuyruk tabir edilen renkte olurlar. Kafası ve kuyruğu renkli kuşlar birbirileriyle çiftleştirilirlerse yavrular 1/4 ihtimalle siyah, 1/4 ihtimalle beyaz ve 2/4 ihtimalle kafa-kuyruk renkli yavrular elde edilir.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">HOMOZİGOT ve HETEROZİGOT<br />
</span>Mendelin düz ve buruşuk tohumlu bezelyeleri çaprazlayarak yalnızca düz tohumlu bezelyeler elde ettiğini daha önce anlatılmıştı. Daha sonra bu yavru dölleri birbirleriyle çaprazladı. Bunlardan elde ettiği bezelyelerden ise 4te birinin buruşuk tohumlu olduğunu gördü. Buradan ilk ebeveynlerde (düz ve buruşuk tohumlu bezelyeler) görülen özelliklerin ikinci generasyonda ortaya çıkabileceğini ortaya koydu.<br />
Yukarıda anlatıldığı gibi bir canlıda herhangi bir özelliği belirleyen genin alleli ile birlikte bulunması, o canlının ele alınan özellik bakımından heterozigot olduğunu gösterir. Bunun tersine yine bir özelliği belirleyen bir çift genin o özelliği aynı yönde etkileyen genler olması durumu ise homozigot olarak tanımlanır. Yani eğer bir özellik için ana ve babadan aynı yönde etkili genler gelirse, o yavru o özellik bakımından homozigottur denir. Aksi takdirde, yani anadan ve babadan bir özelliği farklı yönlerde etkileyen genler gelirse, o yavru o özellik bakımından heterozigottur.<br />
Güvercinlerde tepesizlik tepeliliğe dominanttır (baskın). Buna göre tepeli bir kuş ile tepesiz bir kuştan olma yavrular tepesiz olurlar ancak tepelilik özelliğini de taşırlar. Yani bu yavrular tepe özelliği bakımından heterozigotturlar. Bu yavruların aralarında çiftleştirilmeleri sonucu yavrular 1/4 ihtimalle tepeli olur. Bu anlatılanlara dayanılarak herhangi bir özellik bakımından homozigot olan ebeveynlerden, o özellik bakımından farklı yavrular alınamaz. Yani tepesizlik özelliği bakımından homozigot olan kuşlardan tepeli yavru alınamaz.</td>
</tr>
<tr>
<td width="45%" height="107">
<div>
<table id="table6" border="2">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.guvercinbirligi.com/images/tablo1.gif" border="0" alt="" width="350" height="59" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="34"><span style="font-weight: 700; font-size: 11pt;"><span style="font-family: Helvetica;">Tepeli bir güvercin (cr cr ile gösterilir) ile tepesiz (+ + ile gösterilir) bir güvercinin çiftleştirilmesi sonucu tüm yavrular tepesiz olurlar ancak tepelilik genini taşırlar (cr +).</span></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="45%" height="107">
<div>
<table id="table5" border="2">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.guvercinbirligi.com/images/tablo2.gif" border="0" alt="" width="351" height="59" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="366"><span style="font-family: Helvetica;"><span style="font-weight: 700; font-size: 11pt;">Tepeli bir güvercin ile tepesiz bir güvercinden olma yavruların aralarında çiftleştirilmesi sonucu  yavrular % 25 ihtimalle tepeli.</p>
<p>Bir canlının herhangi bir dominant özelliği bakımından homozigot mu yoksa heterozigot mu olduğu dış görünüşünden genellikle belli olmaz. Bunun aksine ressesiv bir gen dominant alleli ile birlikte bulunamıyacağına göre (aksi takdirde dominant genin öngördüğü özellik dış yapıda görülürdü), bu genin determine ettiği özellik bakımından bu canlı homozigot demektir. Buna dayanarak bütün tepeli güvercinler bu özellik bakımından homozigottur diyebiliriz.<br />
Herhangi bir canlıda dominant bir özelliğin homozigot halde mi yoksa heterozigot halde mi bulunduğunu anlamak için ressesiv özellik taşıyan bir birey ile çiftleştirilir. Eğer bu çiftleştirmeden elde edilen yavruların hepsi dominant özelliği gösteriyorsa, dominant özelliği taşıyan ebeveynin o özellik bakımından homozigot olduğunu anlarız. Eğer aynı zamanda ressesiv özelliği gösteren yavrular da alınırsa o zaman araştırdığımız dominant özelliğin o canlıda heterozigot durumda olduğunu, yani bu canlının ressesiv özelliği de gizli olarak taşıdığını anlarız.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">CİNSİYETE BAĞLI KALITIM<br />
</span>Memeli hayvanların aksine kuşlarda, erkekte ZZ ile gösterilen bir çift cinsiyet kromozomu, dişilerde ise ZW ile gösterilen, yapısal olarak birbirinden farklı bir çift cinsiyet kromozomu bulunur. Dişilerde tek bir Z kromozomu olduğu için, Z kromozomu üzerinde bulunan genlerin çiftleri bulunmaz. Bu kromozomlar üzerinde bulunan genlerin determine ettiği özelliklere cinsiyete bağlı özellikler (karakterler) adı verilir. Buna göre kuşlarda yavruların erkek  veya dişi olmaları analarından Z veya W kromozomunu almalarına bağlıdır.<br />
Güvercinlerde buna örnek, daha ileriki konularda göreceğimiz renk açma geni verilebilir. Bu gen cinsiyet kromozomları üzerinde bulunur. Bu geni taşıyan güvercinin rengi açıktır. Sarı rengi buna iyi bir örnektir. Kırmızı tüy rengi genini taşıyan bir güvercin eğer renk açma genini de homozigot halde taşıyorsa rengi sarı olur (diğer birçok renkte de aynı durum izlenebilir). Sarı renkli güvercinlerin aralarında çiftleştirilmeleri sonucu yalnızca sarı renkli yavrular elde edilir. Ancak şekilde de görüldüğü gibi sarı bir erkek (Zd Zd) ile kırmızı bir dişiden (Z+W) olan yavruların erkekleri kırmızı (Z+Zd), dişileri ise sarıdır(ZdW).<br />
Şekilde de görülebileceği gibi erkek yavrular cinsiyet kromozomlarından birini babalarından, diğerini analarından alırlar. Babalarından aldıkları cinsiyet kromozomunun üzerinde renk açma geni (d) vardır, analarından aldıkları kromozom üzerinde ise renk açma geni (+) bulunmaz. Renk açma geninin bulunmaması durumu baskın olduğu için erkek yavrular kırmızı olurlar. Buna karşılık dişi yavrular Z kromozommunu yalnızca babalarından alabilirler. Z kromozomuyla birlikte renk açma genini de alacaklarından ve bunun karşılığı olmadığından, renk açma geni etkisini göstererek kuşun sarı renkte olmasına yol açar.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">KALİTATİF ÖZELLİKLER<br />
</span>Çevre koşullarının etkisinin hiç olmadığı yada çok az olduğu, yani ortaya çıkışları genetik yapıya bağlı olan özellikler kalitatif özellikler olarak adlandırılırlar. Renk, tepe, paça gibi özellikler kalitatif özelliklerdir.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">GÜVERCİNLERDE TÜY RENGİNİN KALITIMI<br />
</span>Birçok güvercin yetiştiricisi için sahip olduğu güvercinlerin rengi çok önemlidir. Farklı ırklarda yapılan güzellik yarışmalarında ilk göze çarpan özelliklerden birisi güvercinin rengidir. Tüy renginin tonu, birden fazla renkli kuşlarda bu renklerin dağılımı ve çakmak (pul, tekir), çubuk (şerit, kolon) gibi işaretler güvercinin değerini belirleyen faktörlerdir.</p>
<p></span></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="45%" height="107">
<div>
<table id="table4" border="2">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.guvercinbirligi.com/images/tablo3.gif" border="0" alt="" width="305" height="73" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="203"><span style="font-family: Helvetica;"><span style="font-weight: 700; font-size: 11pt;">Sarı bir erkek ile kırmızı bir dişiden alınabilecek yavruların dağılımı (renk açma geni d ile, alleli ise + ile gösterilmektedir).</p>
<p><span style="color: #cc0000;">TEMEL RENKLER<br />
</span>Bir güvercinin rengi sahip olduğu şu genlere göre belirlenir:<br />
a) Temel renk geninin ne olduğu,<br />
b) Taşıdığı işaret geni,<br />
c) Bunların dışında renge etkili olan genler.<br />
Temel renklerden, diğerleri üzerinde baskın olanı posta güvercini kırmızısı olarak da isimlendirilir. İşaret bulunan kuşlarda (çakmak yada şerit), bu işaretlerin kırmızı, diğer kısımların gri olmasına yolaçar. İleride göreceğimiz renk yayma geni ile birlikte bulunması halinde güvercinin kuyruk ve el kanat teleklerinin rengi gri, diğer yerleri koyu bir kırmızı olur. Kırmızı şeritli kuşlar birçok yörede &#8220;şekeri&#8221; adıyla anılırlar. Bundan sonra bu renkten, diğer kırmızı ile karışmaması bakımından, baskın kırmızı (BA ile sembolize edilir) olarak bahsedilecektir.<br />
İkinci temel rengimiz ise siyahtır (+ ile sembolize edilir). Siyah, güvercinlerde en fazla karşılaşılan temel renktir. Mavi, çakmaklı, miske, sabuni, küllü, siyah galaça, siyah baska vb. güvercinlerin hepsi siyah temel rengini taşırlar.<br />
Üçüncü ve diğerlerinin her ikisine göre çekinik olan temel renk ise kahverengidir (b ile sembolize edilir). Birçok yerde bu renk çikolata olarak bilinir. Bu renge güvercinlerde nadiren rastlanır.<br />
Temel renkler cinsiyete bağlı bir kalıtım yolu izlerler.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">İŞARETLER<br />
</span>İşaret sözcüğü ile mavi, sabuni ve baskın kırmızı renkli kuşların kanat üzerinde bulunan ve kuşcular arasında şerit, çubuk, kolon olarak isimlendirilen koyu renkli çizgiler ile çakmaklı ve miske kuşlarda yine kanat üzerinde bulunan pul şeklindeki koyu renkli tüyler anlaşılmaktadır. Bu iki işaret geninden pullar şerite baskındır. Her iki işarete göre ressesiv olan allelleri ise işaretsizlik genidir.<br />
Pulların yoğunluğu da farklı işaret olarak algılanır. Öyleki, bu pulların çok sık ve renklerinin çok koyu olması durumunda kuş siyah olarak algılanabilir. Bunlar gerçek siyah kuşlardan ancak kuyruğunun, özellikle yan teleklerinde maviliğin bulunması ile ayırt edilirler.<br />
Yukarıda belirtildiği gibi yoğun pul (yoğun çakmaklı, yoğun tekir; CT ile sembolize edilir) işareti diğerlerine göre dominanttır. Bu işareti taşıyan kuşlar hemen hemen siyah olurlar, Kanat ve telek tüyleri biraz daha açık renktedir. Bundan sonra normal pul (çakmaklı, tekir; C ile sembolize edilir) işareti, daha sonra şerit (+ ile sembolize edilir) ve bunların hepsine göre ressesiv olan allel, işaretlerin bulunmaması durumudur (c ile sembolize edilir).<br />
Bu lokusta bulunan işaret genleri dölden döle geçerken cinsiyete bağlı olmayan bir yol izlerler.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">RENK YAYMA GENİ<br />
</span>Dominant olan renk yayma geni S harfiyle sembolize edilir. İşaret genlerinden farklı bir lokusta olmasına rağmen bu genin varlığı işaretlerin etkisinin örtülmesini sağlar. Bir kuş renk yayma genini yalnızca anasından veya babasından dahi almış olsa, yani bu gen yeri bakımından heterozigot halde bulunması durumunda bile işaret ne olursa olsun (çakmak, şerit gibi) eğer temel renk siyahsa güvercin siyah olur; temel renk baskın kırmızı ise kuş kuyruk ve el kanat telekleri hariç kırmızı olur. Bu şekilde, bir özelliğin allel olmayan genlerce etkilenmesi yada allel olmayan genlerin birbirlerini etkilemesi genetikte epistasi olarak isimlendirilir.<br />
Ebeveynlerin yalnızca birisinden renk yayma genini almış, yani bu gen bakımından heterozigot durumda olan bir kuşun işaretleri belli belirsiz görülebilir. Birçok kuşun rengindeki matlık buradan kaynaklanmaktadır.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">TEMEL RENK, İŞARET VE RENK YAYMA GENİ ÜZERİNE ÖRNEKLER<br />
</span><span style="text-decoration: underline;">Soru:</span> Çakmaklı (tekir) dişi bir güvercin hangi temel rengi, ne durumda taşır?<br />
<span style="text-decoration: underline;">Yanıt:</span> Temel renk cinsiyete bağlı bir kalıtım yolu izlediği için babasından aldığı bir tek siyah genini (Z+W) taşır. Ancak bunun karşılığı olmadığı için, yani anasından Z kromozomunu almadığından dolayı bu gen bakımından homozigottur.<br />
<span style="text-decoration: underline;">Soru:</span> Aynı kuşun işaret geni nedir?<br />
<span style="text-decoration: underline;">Yanıt:</span> Bu kuş ebeveynlerinden birinden pul işaretini (C) almıştır. Ancak diğer ebeveyninden ne aldığı, kuşun dış görünüşünden (fenotip) anlaşılamaz. Diğer gen şerit (+) veya işaretsizlik (c) olabilir. Ülkemizde yetiştirilen güvercin ırkları içerisinde işaretsiz kuşlara pek rastlanmamaktadır.<br />
<span style="text-decoration: underline;">Soru:</span> Bu hayvan renk yayma geni bakımından ne durumdadır?<br />
<span style="text-decoration: underline;">Yanıt:</span> Çakmaklı olduğuna göre, yani renginde pul işareti belli olduğu için bu kuş renk yayma genini taşımaz (+ +).<br />
<span style="text-decoration: underline;">Soru:</span> Siyah erkek bir güvercin hangi temel rengi, ne durumda taşır?<br />
<span style="text-decoration: underline;">Yanıt:</span> Siyah olduğu için mutlak surette ebeveynlerinin birisinden siyah temel renk genini almıştır. Diğerinden ise siyah genini de almış olabilir, kahverengi genini de almış olabilir. Yani bu gen bakımından homozigot mu yoksa heterozigot mu olduğu anlaşılamaz.<br />
<span style="text-decoration: underline;">Soru:</span> Kuşun işaret geni nedir?<br />
<span style="text-decoration: underline;">Yanıt:</span> Kuş düz siyah renkli olduğu için hangi işaret genini taşıdığını bilemeyiz. İşaret genleri bakımından bütün olasılıklar geçerlidir.<br />
<span style="text-decoration: underline;">Soru:</span> Renk yayma geni bakımından bu güvercin ne durumdadır?<br />
<span style="text-decoration: underline;">Yanıt:</span> Kuşun renginin düz siyah olmasından, bu kuşta renk yayma geninin varlığını anlarız. Ancak renk yayma geninin dominant bir gen olması nedeniyle homozigot halde mi yoksa heterozigot halde mi olduğu anlaşılmaz.<br />
Buraya kadar anlatılanlara dayanılarak anaları ve babaları bilinmeyen mavi erkek bir güvercin ile baskın kırmızı (kanat ve kuyruk telekleri gri) dişi bir güvercinin çiftleşmesinden meydana gelecek yavruların olası renklerini tahmin etmeye çalışalım:<br />
Mavi erkek, temel renk olarak en azından birinden siyah renk genini almıştır. Tabiki, her iki ebeveynden de siyah renk genlerini almış olabilir. Bu erkek temel renk olarak yavrularına ya siyah rengini geçirecektir veya eğer diğer gen kahverengiyse bu rengi aktaracaktır (siyah temel rengi kahverengi temel rengine göre baskın olduğu için bu erkek kuş siyah temel rengi ile birlikte yalnızca kahverengi temel rengini taşıyabilir). Temel renkler cinsiyete bağlı bir kalıtım yolu izlediği için baskın kırmızı dişi kuş yalnızca babasından aldığı baskın kırmızı renk genini taşır. Zira anasından cinsiyet kromozomu almaz. Bir kuşun erkek olması için hem anasından hemde babasından cinsiyet kromozomunu alması gerekir. O halde baskın kırmızı dişi kuş erkek yavrularına baskın kırmızı renk genini geçirir. Bu renk geni diğer temel renklerin ortaya çıkışını engellediği için erkekler baskın kırmızı olur. Dişi yavrular babalarından ya siyah temel renk genini yada diğer bilinmeyen temel renk genini alacaklardır.<br />
Mavi erkeğin işaret özelliğini belirleyen genlerden birisi şerittir. Diğeri ya şerit genidir yada işaretsizlik genidir. Bu nedenle yavrularına ya şerit genini yada eğer diğeri işaretsizlik geni ise bunu geçirecektir. Dişi kuşun ise düz baskın kırmızı olması nedeniyle işaretleri bilinmez. Bu nedenle yavrularına hangi işareti aktaracağı da bilinimez. Bu nedenle yavruların işaret bakımından yarısının ne olacağı bilinemezken diğer yarısı  şeritli olacaktır.</p>
<p>Mavi erkek bir güvercin ile baskın kırmızı dişi bir güvercinin renk genlerinin sembollerle gösterimi.</p>
<p></span></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="45%" height="107">
<div>
<table id="table7" border="2">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.guvercinbirligi.com/images/tablo4.gif" border="0" alt="" width="438" height="79" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="203"><span style="font-family: Helvetica;"><span style="font-weight: 700; font-size: 11pt;">EG: Erkek Güvercin DG: Dişi Güvercin EY: Erkek Yavru</p>
<p>DY: Dişi Yavru TRG: Temel Renk Geni</p>
<p>İG: İşaret Geni RYG: Renk Yayma Geni<br />
B: Baskın Kırmızı Geni S: Renk Yayma Geni<br />
+: Yabani Formu ?: Bilinmiyor anlamında</p>
<p>Erkek kuşta renk yayma geni bulunmaz. Zira eğer bir tane dahi bulunsaydı bu kuşun rengi siyah olmalıydı. Dişi kuş ise düz baskın kırmızı renkte olduğu için en azından bir tane renk yayma geni taşımaktadır. Yavrularına ise ya renk yayma genini geçirebilir yada, eğer diğer gen renk yayma geninin yabanisi ise bunu geçirebilir.<br />
Bu anlatılanlara dayanılarak ve yukarıdaki tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı gibi erkek yavruların, baskın kırmızı şeritli (şekeri) veya düz baskın kırmızı, dişi yavruların ise mavi, kahverengi şeritli, düz kahverengi veya siyah olabileceklerini tahmin edebiliriz.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">ÇEKİNİK (RESSESİV) KIRMIZI<br />
</span>Taklacı güvercin ırklarında diğerlerine nazaran daha sık rastlanan bu renk baskın kırmızıdan bütün vücudunun kırmızı olması ile ayrılır. e harfi ile sembolize edilen bu gen homozigot halde bulunduğu zaman diğer renk ve renkle ilgili hemen hemen tüm genleri örter. Yani temel rengi, işareti, renk yayma geni ne olursa olsun e e genlerini taşıyan güvercin kırmızı olur. Aynı zamanda bu genleri taşıyan güvercinin gaga ve göz renkleri beyaz olur.<br />
Çekinik kırmızının kalıtımına tablo 5de bir örnek verilmiştir.</p>
<p></span></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="45%" height="107">
<div>
<table id="table8" border="2">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.guvercinbirligi.com/images/tablo5.gif" border="0" alt="" width="351" height="59" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="55"><span style="font-weight: 700; font-size: 11pt;"><span style="font-family: Helvetica;">Kırmızı bir güvercin (e e) ile kırmızılık geni taşımadığı kesin olarak bilinen herhangi farklı renkli bir güvercinin (+ +) yavrularının tamamı kırmızı dışında bir renkte olurlar.<br />
Eğer bu yavrular aralarında çiftleştirilirlerse elde edilecek yavrular 1/4 ihtimalle kırmızı 3/4 ihtimalle diğer renkten olurlar.</span></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="45%" height="107">
<div>
<table id="table9" border="2">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.guvercinbirligi.com/images/tablo6.gif" border="0" alt="" width="351" height="59" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="351"><span style="font-family: Helvetica;"><span style="font-weight: 700; font-size: 11pt;">Bu renkteki kuşların birçoğunda temel rengin siyah olduğu bilinmektedir. Ancak bu durum şart değildir. Yani kırmızı renkli bir güvercinin hangi temel renk genini, hangi işareti vb. genleri taşıdığı bilinemez. Ancak kırmızı renkli yavrular elde etmek için mutlaka ana ve babasında kırmızı renk geni bulunması gerekir. Yani tek bir kırmızı renk geni diğer renklerin etkisini örtmez.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">RENK (TONUNU) AÇMA GENİ<br />
</span>Bu gen ile birlikte çekinik kırmızı genlerini taşıyan kuşlar sarı olurlar. Aynı şekilde mavi kuşlar sabuni, çakmaklı kuşlar miske, siyah kuşlar ise zeytini rengini alırlar.<br />
Bu gen cinsiyete bağlı ressesiv bir kalıtım yolu izler. Bu geni taşıyan yavrular yumurtadan çıkar çıkmaz tanınabilirler. Zira bunların hav tüyleri çok seyrektir.<br />
Bu gen ile ilgili bir örnek verelim. Zeytini bir güvercinin rengini belirleyen genler şunlardır:<br />
1. Temel renk siyah (erkekse + + veya +b, dişiyse +&#8211;)<br />
2. İşaret geni için bütün kombinasyonları taşıyabilir(CTCT, CTC,CT+, CTc, CC, C+, Cc, ++, +c, cc).<br />
3. Renk yayma genini homozigot veya heterozigot halde taşır (SS, S+).<br />
4. Çekinik kırmızı geni ya hiç bulunmaz yada heterozigot halde bulunabilir (++, e+).<br />
5. Renk açma geni homozigot durumda bulunur (erkekse dd, dişiyse d&#8211;).</p>
<p><span style="color: #cc0000;">BEYAZ<br />
</span>Güvercinlerde beyaz rengin ortaya çıkmasında birçok farklı gen kombinasyonu rol oynar. Bu nedenle beyaz rengin kalıtımı hakkında bilinenler henüz pek yeterli değildir. Yine aynı sebepten beyaz bir güvercin ile farklı renkte bir güvercinin çiftleştirilmesinden ne renk yavruların alınabileceğini tahmin etmek çok zordur. Bu durum özellikle göz rengi de beyaz olan kuşlar için daha fazla geçerlidir.<br />
Ancak bunlardan farklı olarak ressesiv bir kalıtım yolu izleyen ve siyah göz ile birlikte ortaya çıkan beyaz rengin (zwh) diğer beyaz renklerle bir ilişkisi yoktur.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">ALACALIK<br />
</span>Beyaz güvercinlerin yanında farklı renklerde alaca renkli güvercinlerede rastlanmaktadır. Bu güvercinlerin üzerinde bulunan beyaz renk dışındaki renkler aynı daha önce anlatılan düz renkli kuşlardaki gibi dölden döle geçer. Ancak beyazlık hemen hemen herzaman bulunur.<br />
Renkli kafa, kanatlar ve kuyruk ve beyaz göğüs aynen siyah gözlü beyazlarda olduğu gibi çekinik (ressesiv) bir kalıtım yolu izler.<br />
Kelebek ırkı güvercinlerde görülen renkli kafa ve kuyruk (kara kuyruk, kara baş, altınbaş), intermediyer bir kalıtım yolu izlemektedir. Zira bu kuşlarda siyah ve beyaz renkli ana babadan, kafa, kuyruk renkli yavrular elde edilmektedir. Ancak beyaz renkli kuşların aralarında çiftleştirilmeleri sonucu yalnızca beyaz yavrular, siyahlardan ise yalnızca siyah yavrular alınabilir. Fakat kafa ve kuyruğu renkli kuşların aralarında çiftleştirilmeleri sonucu beyaz, siyah ve kafa, kuyruğu renkli yavrular elde edilebilir.<br />
Bunların dışında da farklı alaca renkli kuşlar bulunmaktadır. Bunların kalıtımı konusunun oldukca karmaşık bir yol izlediği tahmin edilmektedir.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">DİĞER ÖZELLİKLERİN KALITIMI</span></p>
<p>GAGA</p>
<p></span>Her ne kadar gaga uzunluğunun kalıtım yolu tam anlamıyla açıklanmamış olsa da bazı çalışmalar ve gözlemler gaga uzunluğunun birden fazla gene bağlı olduğunu göstermektedir. Bunun gibi tek başına etkileri küçük ancak bir araya geldiklerinde belli bir özelliği determine eden genlere eklemeli genler, bu kalıtım biçimine ise çok genli kalıtım adı verilir.<br />
Buna göre kısa gagalı bir güvercin ile uzun gagalı bir güvercinin yavrularının gagaları orta uzunlukta olur. Bu yavruların aralarında çiftleştirilmeleri sonucu ise farklı uzunlukta gagaya sahip yavrular elde edilir.<br />
Gaga uzunluğunu 6 çift genin etkilediğini varsayalım. Kısa gagalı kuşu aabbcc ile sembolize edelim ve bunun gaga uzunluğunu 5 mm olduğunu düşünelim. Uzun gagalı kuşları ise AABBCC ile sembolize edelim ve uzunluğunun 17 mm olduğunu varsayalım. Bunların çiftleştirilmelerinden AaBbCc genetik yapısında yavrular elde edilir ve gaga uzunlukları 11 mm olur. Buradan her baskın genin (A, B, C) gaga uzunluğuna 2 mm etkide bulunduğunu görebiliriz. Bu yavruların çiftleştirilmelerinden ise alınacak yavruların gagalarının uzunlukları aşağıdaki tablodan da görülebileceği gibi 1/64ü 17 mm, 6/64ü 15 mm, 15/64ü 13 mm, 20/64ü 11, 14/64ü 9 mm, 7/64ü 7 mm ve 1/64ü de 5 mm olur.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">TÜY ŞEKİLLERİ<br />
</span>Kuyruk şekli ve kuyruk telek sayısının da gaga uzunluğunda olduğu gibi kalıtımı tam olarak açıklığa kavuşturulamamıştır. Tavus ırkı güvercinlerle normal kuyruklu güvercinlerin çiftleştirildiği bazı araştırmalarda elde edilen melez (F1) yavruların kuyruk telek sayılarının ebeveynlerin telek sayılarının ortalaması olduğu, yani intermediyer bir kalıtım yolu izlediği bildirilmektedir.</p>
<p>Üç farklı yerde bulunan 6 genin etkili olduğu bir özellikte, bu üç lokusta da heterozigot genotipte bulunan iki bireyin çiftleşmesinden meydana gelecek genotipler (aynı sayı ile belirtilen genotiplerin etkisi eşittir).</p>
<p></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="45%" height="190">
<div>
<table id="table10" border="2">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.guvercinbirligi.com/images/tablo7.gif" border="0" alt="" width="481" height="144" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="351"><span style="font-family: Helvetica;"><span style="font-weight: 700; font-size: 11pt;">Paçanın intermediyer bir kalıtım yolu izlediğini biliyoruz. Ancak paça şekil ve büyüklüklerinin farklı bir kalıtım yolu izlemektedir. Paça büyüklüğü üzerinde iki genin etkili olduğu ve bunların tek başına bir kuşta bulunması normal bir paçaya, her ikisinin de bulunması halinde ise büyük paça meydana gelmektedir.<br />
Tepe özelliği çekinik bir kalıtım yolu izlemektedir.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">DİĞER BAZI ÖZELLİKLER<br />
</span>Güvercinlerde takla atmanın genetik mekanizması üzerine yapılan araştırmalar bunun cinsiyete bağlı olmayan ve çekinik (ressesiv) bir gen tarafından meydana getirildiği tezini desteklemektedir. Ancak taklacı güvercin ırklarında (Mardin, Tekirdağ Yerli Taklacısı, İzmir Taklacısı vb.) görülen takla çeşitliliğine, takla atmayı determine eden genin yanında farklı lokuslarda yer alan başka genlerin de etkili olduğu görülmektedir.<br />
Kanatların kuyruk üzerinde toplanması ve kuyruküstünün (kuyruğun üzerinde yer alan yağ bezesi) bulunması özellikleri cinsiyete bağlı olmayan baskın bir kalıtım yolu izlerler. Bunların tersi, yani kanatların düşürülmesi ve kuyruküstünün bulunmaması çekinik bir kalıtım yolu izlemektedir.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">KANTİTATİF ÖZELLİKLER<br />
</span>Kantitatif özellik dendiğinde ölçülebilen, görünümü yani fenotipi yalnızca genlere bağlı olmayan, ortaya çıkışı çevre koşulları tarafından etkilenen özellikler anlaşılmaktadır. Bu özelliklere güvercinlerden örnek vermek gerekirse, boyları, ağırlıkları, takla yoğunlukları, uçuculuk özellikleri, yavrularının yeme düşme süresi gibi birçok özellik sayılabilir.<br />
Kantitatif özellikler genellikle birden fazla gen tarafından determine edilirler. Bu nedenle yavrulara geçme mekanizmaları da oldukca karmaşıktır. Bu özellikleri determine eden genlerin durumunu doğrudan bilmeye şu an olanak olmadığı için, bu konudaki çalışmalar bilimsel tahmin yöntemlerine dayanır. Bu tahmin yöntemleri uygulandığında istenen bazı kantitatif özelliklerin istediğimiz yönde iyileştirilmesi mümkündür.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">GENETİK ISLAHIN TEMEL YÖNTEMLERİ<br />
</span>Arzulanan kalitatif veya kantitatif özelliklerin kuşlarda bir araya getirilmesi, yanı genetik ıslaha ilişkin günümüzde hayvancılıkta kullanılan bazı yöntemler bundan sonraki konularda verilecektir. Güvercinin doğal olarak diğer hayvanlardan farklı olan biyolojisinin (beslenmesi, kuluçka süresi, eşleşmesi gibi özellikler biyolojisini oluşturur) gereği bazı yöntemler önerilecektir. Ancak verilen yöntemler anahtar niteliğindedir. Her yetiştirici bu anahtarları kendi koşullarına göre istediği şekilde kullanabilir. Bunları iyi kavrayıp, kendi koşullarına uydurup, en iyi şekilde uygulayan yetiştirici bunun yararını çok kısa bir süre içerisinde görecektir.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">SELEKSİYON<br />
</span>Kelime anlamı seçmek demek olan seleksiyon, hayvancılıkta gelecek generasyonun ana ve babalarının (ebeveylerini) belirlenmesi demektir. Genetik ıslahta başarılı olabilmek için rastgele hayvanların seçilmemesi gerekir. Bu bağlamda bütün hayvanlardan yavru almak da uygun değildir. Başarı için ikinci kural ise hedefin iyi belirlenmesidir. Bir diğer kural da ıslah edilecek materyalin (kanarya, muhabbet kuşu, güvercin vb.) iyi tanımasıdır. Özellikle materyalin ırkını veya iyileştirmek istediğimiz özelliğini iyi bilmemiz gerekir. Ayrıca o özelliğin kalıtım yolunun da belirlenmesi gerekir.<br />
Genetik ıslahda seleksiyon başlıca şu şekillerde uygulanır.<br />
1. Hayvanların kendi özelliklerine göre,<br />
2. Hayvanların ana ve babalarının özelliklerine göre (soykütüğüne göre),<br />
3. Hayvanların yavrularının özelliklerine göre,<br />
4. Aile (familya) özelliklerine göre.<br />
Kuşculukta güvercinler genellikle kendi özelliklerine göre değerlendirilirler. Halbuki yukarıda sayılan uygulamaların da dikkate alınması başarıyı arttırır. Hatta mümkünse belirtilen bu dört uygulamadan da yararlanmak gerekir.<br />
Bu uygulamalar içerisinde anılan aile özelliklerine göre seleksiyon akraba kuşların özelliklerinin ortalamalarına göre seleksiyon yapılmasıdır. Buna göre ele alınan özellikler bakımından ortalaması en iyi olan birbirine akraba kuşların tümü, iyi veya kötü olmalarına bakılmaksızın damızlığa ayrılırlar. Eğer bu şekilde yapılan seleksiyon sonucu elinizde fazla sayıda kuş bulunursa, o takdirde aileler içerisindeki en iyi kuşları damızlıkta kullanınınz.<br />
Öncelikle bir çift genin etkili olduğu özelliklerin kuşlarımızda sabitleşmesi için hangi yolları kullanabileceğimizi görelim.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">CİNSİYETE BAĞLI OLMAYAN BASKIN (DOMİNANT) BİR GEN LEHİNE SELEKSİYON<br />
</span>Olumlu ve yetiştiriciler açısından önemli birçok özellik cinsiyete bağlı olmayan baskın bir kalıtım yolu izlemektedir. Böyle özelliklerin fenotipten (dış görünüş) homozigot halde mi yoksa heterozigot halde mi olduğunu tahmin etmek mümkün olmadığı için, bu tür özelliklerin herhangi bir hayvan sürüsünde veya grubunda fikse edilmesi (sabitlenmesi) oldukca güçtür. Baskın özelliklerin genotipte heterozigot halde mi yoksa homozigot halde mi olduğunun belirlenebilmesi ancak test çiftleştirmesi sonucu mümkündür.<br />
Test çiftleştirmesi, cinsiyete bağlı olmayan baskın gene sahip bir güvercin ile aynı özelliğe farklı bir yönde etki eden çekinik (ressesiv) bir gene sahip güvercinin çiftleştirilmesidir. Eğer bu çiftleştirmeden elde edilen yavrulardan birinde dahi çekinik özellik görülürse, baskın gene sahip ebeveynin bu gen bakımından heterozigot durumda olduğu anlaşılır. Tersi durumda, yani yavrulardan hiçbiri çekinik özelliği göstermezse baskın gene sahip kuşun bu gen bakımından homozigot halde olduğunu anlarız. Cinsiyete bağlı olmayan baskın özelliğe sahip güvercinleri damızlığa ayırırsak, kümesimizde üzerinde çalıştığımız geni sabitlemiş oluruz.<br />
Ancak yukarıda anlatılan yol oldukca zaman alıcıdır ve ayrıca kesin değildir. Zira bir kuştan heterozigot halde olduğu halde test çiftleştirmesi sonucu tesadüfen yalnızca baskın özelliğe sahip yavruların alınması mümkündür. Bu nedenle baskın özelliğin sabitleştiğine inandığınız bir sırada kümesinizde çekinik özelliğe sahip bir yavrunun görülmesi olasılığı herzaman vardır. Test çiftleştirmesinde elde edilen yavru sayısı arttıkca başarı da artar.<br />
Her ne kadar kesin bir sonuç vermese de, bu tür bir yöntemle çekinik genin kuşlarınızın yavrularında ortaya çıkma olasılığını azaltabilirsiniz. Biz buna bilimsel olarak bir genin frekansının düşürülmesi diyoruz.<br />
Aynı kalıtım mekanizmasına sahip bir özelliğin yetiştirdiğiniz güvercin ırkında bulunmaması durumunda ise başka bir ırktan bu özelliğin alınması oldukca kolaydır. Bu durumda yapacağınız tek şey kendi yetiştirdiğiniz ırktan, o ırkın özelliklerini en iyi temsil eden kuşlarla, farklı ırktan ancak istediğiniz ve cinsiyete bağlı olmayan baskın bir kalıtım yolu izleyen özelliği taşıyan kuşları çiftleştirmektir. Bunlardan alacağınız yavruların (eğer farklı ırktan olan kuş bu özellik bakımından homozigot durumda ise) hepsi istediğimiz özelliği taşırlar. Alınan bu yavrular (F1) tekrar yetiştirdiğiniz ırk kuşlarla çiftleştirilirler. Bunlardan ise 1/2 oranında ırkınıza katmak istediğiniz geni taşıyan yavrular elde edilir. Bu yavrular melezlerin, yani F1lerin geriye çiftleştirilmesi sonucu elde edildikleri için G1 ile sembolize edilirler. G1lerin tekrar yetiştirdiğiniz ırk kuşlara verilmesinden ise G2 ile sembolize</p>
<p>Cinsiyete bağlı olmayan baskın bir kalıtım yolu izleyen tepesizlik lehine seleksiyon (bu özellik birçok ırkta zaten sabit durumdadır, ancak örnek olarak alınması konunun anlaşılmasını kolaylaştırmak içindir).</p>
<p>edilen yavrular elde edilir. Böylece 5-6 kuşak (G5 veya G6) devam edilirse, tamamen yetiştirdiğiniz ırkın özellikleriyle beraber, ayrıca başka ırklarda bulunupta kendi yetiştirdiğiniz ırkta olmasını arzuladığınız özelliği de taşıyan kuşlar elde edebilirsiniz. Bu yöntem uygulanırken elde edilen G1, G2, G4, G5, G6 kuşağındaki kuşlardan, yetiştirdiğiniz ırka taşımak istediğiniz özelliği göstermeyen kuşlar damızlıkta kullanılmamalıdır. Ancak bu çiftleştirmelerden elde edilen kuşların tamamen kendi yetiştirdiğiniz ırkın özelliklerini kazandıklarına inandığınız zaman istediğiniz kuşu damızlığa ayırırsınız veya damızlıktan çıkarırsınız.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">CİNSİYETE BAĞLI BASKIN (DOMİNANT) BİR GEN LEHİNE SELEKSİYON<br />
</span>Kuşlarda, bu tür bir kalıtım yolu izleyen genler dişilerde mutlak surette homozigot halde bulunurlar. Zira, daha önce de anlatıldığı gibi dişi kuşların cinsiyet kromozomları birbirinden farklıdır. Bu kromozomlar birbirinin homologu (eşi) değildir. Bu tür bir kalıtım yolu izleyen özelliğe ait genin kromozom üzerinde alleli ile beraber bulunmasına olanak yoktur. Buraya kadar anlatılanlardan da anlaşılacağı gibi söz konusu geni kuşlarımızda sabitlemek için istediğimiz özelliği taşıyan dişi kuşlarla işe başlamak tavsiye edilir.<br />
Bilindiği gibi şekeri rengi cinsiyete bağlı bir kalıtım yolu izler. Bu rengi kuşlarınıza vermek için şekeri renkli dişi bir güvercini kendi damızlıklarınızın en iyisi ile çiftleştirmelisiniz. Bu çiftleştirmeden elde edilen tüm erkek yavrular şekeri olurlar. Dişi yavrular ise erkek kuşun rengindedirler ve şekeri rengini taşımadıkları için amaça uygun değldirler. Bu nedenle damızlıkta kullanılmazlar. Erkek yavruları ise tekrar kendi kuşlarınızın dişilerinin en iyisi ile çiftleştirmelisiniz. Bu çiftleştirmeden ise elde edilen yavruların tahminen yarısı şekeri renkli olur. Yine şekeri yavruları kendi kuşlarınızın en iyileri ile çiftleştiriniz. Bu çiftleştirmede eğer yalnızce dişileri kullanırsanız şekeri renkli erkek yavrular elde edersiniz. 5.-6. Generasyon sonunda elde ettiğiniz şekeri erkek ve dişileri artık birbirleriyle çiftleştirebilirsiniz. Zira bu kuşların diğer özellikleri hemen hemen tamamen sizin kuşlarınıza benzer.<br />
Dişi kuş ile başlamanın yalnızca tavsiye olduğunu unutmayınız. Elbette erkek bir kuş ile de başlayabilirsiniz. Ancak bu takdirde bu erkek kuşun istediğiniz özelliği homozigot halde mi yoksa heterozigot halde mi taşıdığını bilmenizde yarar vardır. Elbette ki bu özellik bakımından homozigot olan erkek bir kuş ile başlamanız, ilk çiftleştirmede tüm yavruların istediğiniz özelliği taşıması bakımından avantajlıdır.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">CİNSİYETE BAĞLI OLMAYAN ÇEKİNİK (RESSESİV) BİR GEN LEHİNE SELEKSİYON<br />
</span>Ön tepe (bazı yörelerde bu özelliğe gül adı verilir) cinsiyete bağlı olmayan çekinik bir kalıtım yolu izler. Kuşlarınıza bu özelliğin katılması için, kuşlarınıza çok benzeyen ön tepeli dişi veya erkek bir kuş ile kendi kuşlarınızı çiftleştiriniz. Bu çiftleştirmeden elde edilecek tüm yavruların ön tepesiz olmalarına rağmen bu özelliği taşırlar. Alınan bu yavruların aralarında çiftleştirilmeleri sonucu dörtte bir oranında ön tepeli yavrular elde edilir. Alınan bu ön tepeli yavruları tekrar kendi kuşlarınızın en iyileri ile çiftleştirmelisiniz. Bu şekilde devam ederek diğer özellikleri kendi kuşlarınıza benzediğine inandığınız yerde ön tepeli kuşları aralarında çiftleştirerek devam edersiniz. Bu yöntem diğer yöntemlere nazaran hedefe varmak için dahu uzun bir süre gerektirir.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">CİNSİYETE BAĞLI ÇEKİNİK (RESSESİV) BİR GEN LEHİNE SELEKSİYON<br />
</span>Daha önce değinildiği gibi bazı açık renklerin meydana gelmesini sağlayan ve renk açma geni olarak isimlendirilen gen cinsiyete bağlı, çekinik bir kalıtım yolu izler. Buna göre kırmızı olan kuşlarınıza sarı rengini kazandırmak istediğinizi vasayın. Bu takdirde sarı bir erkek ile işe başlamak en iyisidir. Zira sarı bir erkek kuş ile kırmızı bir dişiden elde edilecek dişi yavruların tümü sarı renkli olurlar. Bu sarı dişi yavruların kırmızı erkeklere verilmelerinden yalnızca kırmızı renkli yavrular elde edebiliriz ve bu yavruların yalnızca erkekleri renk açma geninin taşıyıcısıdırlar. Bu nedenle dişi yavrular sonraki aşamalar için değersizdirler. Erkek yavruların tekrar kendi kuşlarınızın dişilerine verilmelerinden ise alınacak dişi yavruların yarısı sarı renkli olur. Böylece sürdürülecek olan işlemler sonucunda birkaç generasyon sonra istediğiniz özellikleri taşıyan sarı renkli kuşlarınıza kavuşabilirsiniz.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">KANTİTATİF ÖZELLİKLERİN ISLAHI<br />
</span>Kantitatif özelliklerin ortaya çıkışının yalnızca genlere bağlı olmadığını biliyoruz. Bu özellikler, az yada çok çevre koşullarından etkilenirler. Örneğin uçucu bir güvercin ırkından elde edilen yavrular zamanında ve yeterli süre uçurulmazlarsa, uçuculukları ebeveynleri kadar iyi olmaz. Bunun gibi birçok örnek verilebilir. Bu durumun tam tersi de sözkonusudur. Zamanında ve yeterince uçurulmadığından dolayı kötü uçucu olarak bilinen kuşlardan çok iyi uçucu yavrular elde edebiliriz.<br />
Bu nedenle anılan özellikler bakımından kuşlarımızın en iyisini seçmek oldukca zordur. Kantitatif özellikler için kuşlarınızın hangisinin daha iyi olduğuna karar vermek için öncelikle hepsinin aynı koşullarda yetiştirilip yetiştirilmediklerini bilmeniz gerekir.<br />
Kantitatif bir özellik yönünden sürünüzün nasıl iyleştirilebileceğini bir örnek ile açıklamaya çalışalım. Örneğin kuşlarınızın uçuculuğunu geliştirmek istiyorsunuz. Bunun için iyi uçtukları bilinen güvercinlerle başlamak en iyisidir. Ancak elinizde bulunan kuşlarda da bu özellik açısından yeterince varyasyon (farklılık) olması her zaman muhtemeldir. Öncelikle aldığınız yavruların hepsinin mümkün olduğunca eşit koşullarda büyütülmelerini sağlayın. Aynı yaşta uçurmaya başlayın. Uçurma işlemi için hepsine aynı zamanı ayırınız. Bu takdirde bunların içerisindeki iyi uçucuların, iyi uçma özelliklerinin genlerinden kaynaklandığı sonucuna varabiliriz. Burada unutulmaması gereken en önemli konulardan birisi, hedefe bir an önce varmak için mümkün olduğunca çok sayıda yavru arasından mümkün olduğunca az sayıda yavru seçilerek bunların damızlıkta kullanılmasıdır. Unutmayın ki vasat kuşların damızlıkta kullanılması istenen ilerlemeyi yavaşlatır. Bu nedenle çok yavru alacağım diyerek istenen özellikleri taşımayan kuşların damızlıkta kullanılması gereksiz yere vasat kuşların sayısının artmasına neden olacaktır. Halbuki, eğer vasat kuşlarınıza damızlığa ayırdığınız kuşların yavrularını baktırırsanız, hem iyi kuşlar yetiştirmiş olursunuz, hemde gelecek yıl içlerinden en iyilerini seçebiliceğiniz yeterli sayıda yavru elde etmiş olursunuz.<br />
<span style="color: #680106;"><br />
</span><span style="color: #cc0000;">SELEKSİYON YÖNTEMLERİ<br />
</span><span style="color: #680106;"><br />
</span><span style="color: #cc0000;">TEKSEL SELEKSİYON YÖNTEMİ<br />
</span>Bu yöntemde, adından da anlaşılacağı gibi ıslahına çalıştığımız özellikler tek tek ele alınır. Örneğin öncelikle kuşlarımızın uçuculuk özelliklerini geliştirmeye çalışırız. Bu konuda belli bir ilerleme kaydettikten sonra renk konusunu ele alabiliriz.<br />
Yöntem, özellikle tek bir özellikte ilerleme istediğimizde çok etkilidir. Eğer birden fazla özelliği ele alıyorsak o takdirde yöntem, hedefe ulaşmak için çok uzun bir süre gerektirmesi bakımından dezavantajlıdır. Diğer bir dezavantajı ise, seçim tek bir özelliğe bakılarak yapıldığı için, damızlığa ayrılmayanlar içerisinde başka özellikler bakımından çok iyi durumda olan kuşların da bulunabileceği olasılığıdır. Böylece diğer özellikleri bakımından çok iyi olan kuşlar, ele aldığımız özellik bakımından yetersiz oldukları için damızlık dışı bırakılacaklardır.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">BAĞIMSIZ AYIKLAMA YÖNTEMİ<br />
</span>Bu yöntemde iyileştirilmesi düşünülen tüm özellikler aynı anda dikkate alınır. Damızlığa ayrılacak kuşlarda, her bir özellik için belli bir alt sınır tespit edilir. Alt sınırı aşan kuşlar damızlığa ayrılırlar. Böylece aynı anda birden fazla özellikte ilerleme görülecektir. Ancak özellik bazında görülecek ilerleme, teksel yönteme nazaran daha yavaş sağlanacaktır.<br />
Bu yöntemin önemli bir dezavantajı vardır. Her bir özellik için belli bir alt sınır belirlendiği için, bir özellik bakımından çok iyi olan, hatta listenin en başında olan bir kuş, diğer bir özelliği açısından yetersizse damızlık dışı kalacaktır.<br />
Bunun yanında öyle özellikler vardır ki birbirleriyle ters ilişkilidirler. Yani, özelliğin birinde yeterli ilerleme sağlanırken diğerinde gerileme olabilmektedir. Bu olumsuz durum başarıyı baltalayan en önemli faktörlerden biridir.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">SELEKSİYON İNDEKSİ (PUANLAMA) YÖNTEMİ<br />
</span>Yöntem, bundan önce anlatılan diğer iki yöntemin olumsuz taraflarını bertaraf etmek için geliştirilmiştir. Yönteme göre, ele alınan özelliklerin öncelikle ağırlıkları belirlenir. Yani özelliğin hangisinin öncelikli ele alınması gerektiği, hangisinin daha az önemli olduğu belirlenir. Bu özelliklere belli bir katsayı verilir. Özellikler puanlanır ve bu katsayılarla çarpılırlar. Daha sonra çıkan sonuçlar toplanır ve bu değer kuşun damızlık değeri olarak isimlendirilir. Kuşlar bu damızlık değerlerine göre sıralanırlar ve yukarıdan aşağıya doğru belirlediğimiz sayıda hayvan damızlığa ayrılır. Örneğin yetiştirdiğiniz kuşların en fazla takla özelliklerine önem verdiğinizi farzedelim. Bu özelliği 100 üzerinden puanlayabilirsiniz. Bundan sonra sırasıyla iyi uçuculuk özelliği 80 puan üzerinden, renk özelliği 50 üzerinden, döl verimi (bu özellik için çok yumurtlama, yavruların yumurtadan kolayca çıkması, yavrulara iyi bakım gibi birden fazla kriter ele alınabilir) 25 üzerinden puanlanabilir. Bu puanlama yapılırken mümkün olduğunca tarafsız olmak gerekir. Bunun sonucu tüm özelliklerin puanları toplanır. Her kuşun toplam puanları, büyükten küçüğe doğru sıralanır. Bu sıralama erkek ve dişi kuşlar için ayrı ayrı yapılmalıdır. Sıralama sonucu, örneğin kendinize 10 çift damızlık ayıracaksanız, sıralanmış olan puanlara göre en yüksekten başlanarak 10 dişi ve 10 erkek kuş ayırmalısınız.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">YETİŞTİRME SİSTEMLERİ<br />
</span>Yetiştirme sistemleri, kuşlarınızın genetik ıslahında hedefe varmanızı kolaylaştıracak uygulamalardır. Hangi sistemi sececeğiniz hedefinize bağlı olarak değişir. Bu sistemlerin dahilinde uygulanacak seleksiyon, istediğiniz özellikte kuşları elde etmenizi sağlayabilir.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">SAF YETİŞTİRME<br />
</span>Saf yetiştirme aynı ırka sahip hayvanların çiftleştirilerek üretilmesidir. Hatta aynı ırk içerisinde birbirine en fazla benzeyen kuşların çiftleştirilerek üretilmesidir. Birçok kuşcumuz bu sistemi zaten uygulamaktadır. Yine bu sistemde sürüye mümkün olduğunca aynı ırktan bile olsa dışarıdan başka kuşlar sokulmamaya çalışılır. Ancak bu takdirde de kuşlarınız arasında akrabalık derecesi artacaktır. Akrabalık derecesindeki bu artış bazı durumlarda tehlikeli olabilir. Bu durumu önlemek için zaman zaman dışarıdan alınan kuşlarla kendi kuşlarınızı çiftleştirmelisiniz. Bu duruma kan katma adı verilir.<br />
Saf yetiştirme sistemi  ikiye ayrılır. Bunlardan birisi akrabalı yetiştirmedir. Diğeri ise akraba dışı yetiştirmedir.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">AKRABALI YETİŞTİRME<br />
</span>Akrabalı yetiştirme adından da anlaşılacağı gibi birbirine kan bağı olan kuşların çiftleştirilmesidir. Bu yetiştirme yönteminin iki şekli vardır. Ana-oğul, baba-kız ve kardeşlerin çiftleştirilmesi yakın akrabalı yetiştirme, büyük ebeveyn-torun, amca-yeğen, kardeş çocukları vb. çiftleştirilmesi ise uzak akrabalı yetiştirme olarak anılır. Akrabalı yetiştirme daha önceki konularda üzerinde durulan homozigotluğun artmasına neden olur. Bu yöntemle, kuşlarımızda bulunan iyi özelliklerin yavrularında muhafaza edilmesini sağlayabiliriz.<br />
Bu yetiştirme sistemi özellikle az sayıda, yani seleksiyon yapacak sayıda güvercine sahip olmayan yetiştiricilerin ellerinde bulunan iyi birkaç kuşun genlerinin yavrularında toplanmasını sağlar. Fazla sayıda güvercin yetiştirmeye olanakları elverişli olmayan yetiştiriciler için en iyi genetik ıslah yöntemlerinden birisidir. Böylece iyi kuşları dışarıda aramak zorunda kalmazsınız. Üstün özelliklere sahip bir güvercinin kendi yavrularıyla çiftleştirilmesi sonucu onun özelliklerini ikinci kuşak yavrularda toplayabiliriz. Zira bu kuşun genlerinin yarısı zaten yavrusunda bulunacaktır. Tekrar yavrusu ile çiftleştirilmesi demek bu kez yavrularda üstün özelliklere sahip kuşun genlerinin %75inin biraraya gelmesi demektir.<br />
Bu yöntemin diğer bir kullanma sahası posta güvercini yetiştiriciliğidir. Posta güvercinlerinde akrabalı yetiştirilmiş hatlar elde edilir. Daha sonra farklı hatlardan kuşlar birbirleriyle çiftleştirilirler. Alınan yavrular çoğu durumda ana ve babalarından üstün olurlar. Bu duruma melez azmanlığı yada heterosis adı verilir. Farklı saf ırktan kuşların çiftleştirilmeleri sonucu da bazı özelliklerde heterosis görülme olasılığı yüksektir. Heterosis daha çok yaşama gücü (yumurtaların döllülük oranı, yavruların yumurtadan çıkış gücü, hastalıklara dayanıklılık vb.) ile ilgili özelliklerde görülsede, tüm kantitatif özelliklerde görülme olasılığı vardır. Ancak akrabalı yetiştirilmiş hatlar arası çiftleştirmelerden elde edilen bu üstün yavruların aralarında çiftleştirilmeleri sonucu açılma olacağından beklenen üstün verimli kuşlar elde edilmez. Yani üstün yetenekli kuşlar elde etmek için her seferinde akrabalı yetiştirilmiş ana ve babalar kullanmak gerekir. Bu konuda başarı akrabalı yetiştirmenin derecesine göre artar Bu durum kuşların tekrar tekrar akrabaları ile çiftleştirilmeleri sonucu artar. Örneğin baba-kız çiftleştirilmesinden elde edilen yavruların akrabalı yetiştirme dereceleri %25dir. Bu yavruların tekrar ana veya babalarıyla çiftleştirilmelerinden elde edilen yavrularda ise akrabalı yetiştirme derecesi %50 olur. Aynı şekilde devam edilmesi ile akrabalı yetiştirme derecesi sırasıyla %75, %87.5, %93.75 vb. olur.<br />
Akrabalı yetiştirme aynı zamanda zararlı çekinik genlerin etkilerinin yavrularda ortaya çıkmasına da neden olabilir. Böylece zararlı genlere sahip kuşlar tespit edilmiş olur ve bunlar damızlıktan çıkarılırlar. Zira akraba dışı çiftleştirmelerde bu tür zararlı genler ortaya çıkmadan generasyonlar boyunca taşınabilir. Ancak belli bir noktada ortaya çıktıklarında bu zararlı genleri sağlam kuşlarınızın hangilerinin taşıdığını bilemezsiniz.<br />
Akrabalı yetiştirmenin yukarıda anılan yararları yanında olumsuz bir yönü bulunmaktadır. Akrabalı yetiştirmenin derecesinin artması döl verimi ve yaşama gücü ile ilgili özelliklerin gerilemesine sebep olabilir. Bunlar yumurtalamada bozukluklar, erkeklerin dölleyememesi, yavruların yumurtadan çıkamamaları, yavrulara iyi bakmama, hastalıklara direncin azalması vb. olumsuzluklara yol açabilir. Ancak akrabalı yetiştirilme derecesi çok yüksek olmayan kuşlarda bu olumsuzlukların görülme olasılığının düşük olması ve yukarıda sayılan yararları nedeniyle gerektiği yerde bu yola başvurmanın hiçbir sakıncası yoktur.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">AKRABALAR DIŞI YETİŞTİRME<br />
</span>Aynı ırk içerisinde, ancak birbirleriyle akraba olmayan kuşların çiftleştirilmesidir. Bu yetiştirme sistemine kuşlarınızın özelliklerini yeterli bulmadığınız zaman başvurmalısınız. Bu amaçla dışarıdan, yani elinizde bulunan kuşlarla akraba olmayan ancak yetiştirdiğiniz kuşlarınızın ırkından ve üstün özellikli kuşları kendi kuşlarınız ile çiftleştirmelisiniz. Bu durumda yabancı kuşun üstün genlerini kendi sürünüze katmış olursunuz. Bundan sonra daha önce anılan genetik ıslah yöntemlerinden birini uygulayabilirsiniz. Bu durum da bir nevi kan katmadır.</p>
<p><span style="color: #cc0000;">MELEZLEME<br />
</span>Melezleme farklı iki ırktan hayvanın çiftleştirilmesidir. Kuşculuk dilinde bu tür çiftleştirmeden meydana gelmiş güvercinlere kırma, kırık, azma, azman gibi isimler verilmektedir. Kuşculukta melezleme pek istenmeyen bir yöntemdir. Her ne kadar saf kan kuşların yetiştirilmesi istense de istek dışı birçok melezlenmeler olmaktadır. İstek dışı melezlenmeler genellikle farklı ırktan kuşların birarada yetiştirildiği kümeslerde daha çok görülmektedir.<br />
Halbuki genetik ıslahta melezleme bazı özelliklerin &#8220;iyileştirilmesi&#8221; için bir araçtır. Ve yeni ırklar meydana getirilmesi için en iyi yöntemdir.<br />
Melez hayvanların aralarında çiftleştirilmelerinden meydana gelen yavrular genellikle birbirlerinden çok farklı özelliklere sahip olurlar. Ancak bu yavrular içerisinde istenen veya hoşa giden özellikleri taşıyan yavruların seçilerek aralarında çiftleştirilmeleri suretiyle, birkaç generasyon sonunda nispeten homojen (benzer) yapıda kuşlar elde edilebilir.</p>
<p></span></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trakyaguvercin.com/guvercinlerde-kalitim-ve-islah/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güvercinlerin İç Pusulası</title>
		<link>http://www.trakyaguvercin.com/guvercinlerin-ic-pusulasi/</link>
		<comments>http://www.trakyaguvercin.com/guvercinlerin-ic-pusulasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2009 19:47:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gurkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güvercin Genetiği]]></category>
		<category><![CDATA[güvercin bilim]]></category>
		<category><![CDATA[güvercin doğası]]></category>
		<category><![CDATA[güvercinler nasıl yön bulur]]></category>
		<category><![CDATA[kuşlar nasıl yön bulurlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trakyaguvercin.com/?p=358</guid>
		<description><![CDATA[UÇURDUĞUMUZ GÜVERCİN YA GERİ DÖNMEZSE ?
Güvercin yetiştirenler için bu işin en önemli yanı kuşlarının uçuş performansıdır. Kendi kuşları ile özdeşleşmiş bir çok kuşçu tanıyorum. Kuşları ile birlikte aynı kümeste yattığı için gazetelere haber olanların yanı sıra, bir çift güvercin için ufak çaplı servet ödeyenler hiç de az değil. Kısa sürede bir yaşam biçimine dönüşen bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>UÇURDUĞUMUZ GÜVERCİN YA GERİ DÖNMEZSE ?</p>
<p>Güvercin yetiştirenler için bu işin en önemli yanı kuşlarının uçuş performansıdır. Kendi kuşları ile özdeşleşmiş bir çok kuşçu tanıyorum. Kuşları ile birlikte aynı kümeste yattığı için gazetelere haber olanların yanı sıra, bir çift güvercin için ufak çaplı servet ödeyenler hiç de az değil. Kısa sürede bir yaşam biçimine dönüşen bu tutku, zamanla hep daha iyi kuşlara sahip olabilmek uğruna verilen uzun bir uğraş haline geliyor. Peki bu derece değer verdiğiniz güvercininizin uçurduğunuzda yuvasına geri gelemeyeceğini bilseydiniz ne yapardınız? Bu konuda en ufak bir şüpheniz olsaydı kuşunuzu uçurur muydunuz? Sanırım böyle bir şey olsaydı kimse güvercin uçurmaz hatta beslemezdi. Güvercin belki de bir kafes kuşu olarak alınıp satılır, kuş satın alınacağı zaman sadece renksel ve şekilsel bazı özelliklere bakılır, uçuş performansı gibi bir kavram hiç olmazdı. Bu aslında bildiğimiz anlamda güvercin yetiştiriciliğinin de sanırım sonu olurdu. Neyse ki, bütün güvercin yetiştiricileri uçurdukları kuşlarının yuvalarına geri döneceğinden adları gibi emindirler. Bazen çeşitli nedenlerle istisnai bazı durumlar yaşansa bile, bir güvercin uçtuktan sonra mutlaka yuvasına geri dönmektedir. Evcil güvercinlerle ilk tanıştığım ortaokul yıllarımda beni ilk etkileyen özellik, uçurduğum kuşların yuvalarına geri dönmeleri olmuştu. Uzunca bir süre neden kaçıp gitmediklerine ya da kaybolmadıklarına hayret etmiştim. Güvercinlerim gökyüzünde nokta gibi gözüküyor ve sonra da onları gözle göremez oluyordum. Eminim o yükseklikten bütün Ankara’yı ve çevresini çok rahat bir şekilde görebiliyorlardı. Daha sonra alçalıyor ve benim balkonumu bulup yuvalarına geri gelmeyi becerebiliyorlardı. Gerçekten de hayret vericiydi.</p>
<p><span id="more-358"></span></p>
<p>GÜVERCİNLER YÖNLERİNİ NASIL BULUYORLAR ?</p>
<p>Güvercini diğer bir çok canlıdan ayıran en önemli özellik, kanımca yuvasına ve eşine olan bağlılığı ile çok gelişmiş olan yön bulma yeteneğidir. Acaba güvercinler bu özelliklerini neye borçlular? Nasıl olup da şaşmaz bir şekilde yönlerini bulabiliyorlar? Bu konuda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bir çok bilim insanı bu konuda araştırmalar ve deneyler yapmıştır. İlk önceleri, kuşların yer şekillerini, binaları vb noktaları akıllarında tuttukları ve yönlerini bunlara göre belirledikleri düşünülmekteydi. Yapılan bazı deneyler bu düşüncenin yanlış olduğunu ortaya çıkarttı. Güvercinlerin gözlerine etrafı görmelerini engelleyen lensler takılarak yapılan bir deneyde, kuşlar bir tür kör edildiler. Daha sonra yuvalarından oldukça uzağa götürülüp uçuruldular. Bu durumda bile güvercinlerin bir çoğunun yuvalarına geri geldiği gözlendi. Bunun üzerine daha farklı varsayımlar üzerinde durulmaya başlandı. Aslında kuşların güneş ve yıldızlara bakarak yön belirledikleri görüşü uzun bir zamandır araştırılmaktaydı. Bu konuda yapılan bazı deneyler bu görüşü destekler doğrultudaydı. Özellikle posta güvercinleri ile çeşitli deneyler yürütülüyordu. Bu kuşların uzun yolları kat edip geri gelmeleri üzerinde duran bilim insanları kuşların güneşe göre yön belirlediklerini saptadılar.</p>
<p>GÜNEŞE VE YILDIZLARA GÖRE YÖN BULMA</p>
<p>Bu konuda ilk kez ortaya görüş süren Alman kuş bilimci (ornitolog) Kramer olmuştur. Gündüzleri göç eden kuşlardan olan bir sığırcık (Sturnus vulgaris) ile yaptığı bir deneyde, sığırcığı etrafını aynalar ile kapattığı bir deney kafesine koymuştur. Aynalar öyle bir konumda yerleştirilmişlerdir ki kuş güneşten başka bir şey görememektedir. Kramer aynaların konumu ile oynayabilmektedir. Böylece aynaların konumunu değiştirerek güneşin durumunu istediği gibi değiştirebiliyordu. Aynaları her oynayışında sığırcığın güneşe göre aynı konumunu koruyabilmek için aynanın oynatıldığı ölçüde sürekli yer değiştirdiğini fark etti. Bunun üzerine aynı deneyi farklı bir biçimde tekrarladı. Bu sefer kuş, kapalı bir ortamda güneşi görmeksizin aynı deneye tabi tutuldu. Bu deney sonrası kuş yön duygusunu tamamen yitirdi. Yaptığı benzer deneyler sonucu Kramer, kuşların güneşin kendi yörüngesi üzerindeki hareketini fark ettiklerini, buna bağlı olarak konumlarını belirleyebildikleri sonucuna vardı. Özellikle gece de göçlerini sürdüren bazı kuş türleri üzerinde yapılan araştırmalar ise, bu kuşların yönlerini yıldızlara bakarak saptayabildiklerini ortaya çıkarttı. Ancak burada kuşlar eski gemiciler gibi kutup yıldızına bakıp ya da herhangi bir yıldıza bakıp yön belirlemiyorlar, gökyüzünün genel konumuna göre yön tayin ediyorlardı. Sarıasma (Oriolus oriolus) kuşları, yapay bir ortamda sonbahar gökyüzü görünümü altında yetiştirilmişlerdir. Bu kuşların sonradan yapılan deneylerde bu yapay gökyüzüne göre yönlerini bulabildikleri saptanmıştır.</p>
<p>GÜVERCİNLER DÜNYANIN MANYETİK ALANINI KULLANIYOR</p>
<p>Yukarıda anlatılanlara benzer şekilde yapılan bir çok deney, kuşların gökyüzüne bakarak güneş ve yıldızların konumuna göre yön saptayabildiklerini göstermiştir. Ancak gözleri lensle kapatılan güvercinlerin de yönlerini bulabilmiş olması veya gece göç eden kuşların kapalı havalarda yönlerini şaşırmamış olmaları gibi durumlar kuşların farklı bir yön bulma mekanizmasını da kullandıklarını göstermektedir. Peki bu mekanizma ne olabilir? Yapılan araştırmalar, dünyanın manyetik alanının kuşlar tarafından yön bulmak amacı ile kullanıldığını ortaya çıkartmıştır. Kuşlar yer kürenin manyetik alanından yararlanarak yön bulma yetisi geliştirmişlerdir. Kuşların bir çoğu Manyereseptör adı verilen manyetik alan algılayıcı bir sisteme sahiptirler. Bu sistem sayesinde kuşlar göç sırasında ya da uçurulduklarında dünyanın değişen manyetik alanını hissederek yönlerini belirleyebilmektedirler. Deneyler, göçmen kuşların manyetik alandaki %2’lik bir değişimi bile algıladıklarını göstermiştir. Özetle kuşların içinde bir tür pusula bulunmaktadır. Hayvanların yön bulmada dünyanın manyetik alanını kullandıkları görüşü, ilk kez Rus doğa bilimci Middendrof tarafından ortaya atılmıştır. Dünyadaki manyetik alan, yer kürenin çekirdeğinde erimiş halde bulunan ve hareketli olan demirden kaynaklanmaktadır. Bu manyetik alan, yer kürenin içinden, okyanuslardan ve atmosferden geçerek bir kutuptan diğerine ulaşan oval biçimli akış çizgileri şeklindedir. Bu aynı bir mıknatısın kutupları arasına demir tozları serpiştirildiğinde oluşan çizgilere benzemektedir. Gözle görünmeyen ancak varlığı deneylerle saptanabilen bu manyetik alandan esinlenerek, yön bulmaya yarayan pusula dediğimiz aletler icat edilmiştir. Pusulanın ibresi hep bu manyetik alan çizgilerine paralel konumda durur ve dolayısıyla bize hep kutupları işaret eder. Bizler ancak bir pusula yardımı ile bu doğrultuları saptayabilirken acaba kuşlar bunu nasıl becermektedirler ? Kuşların iç pusulası nasıl çalışmaktadır.?</p>
<p>KUŞLARIN İÇ PUSULASI</p>
<p>Kuşların Manyereseptör (manyetik alan algılayıcı) bir sisteme sahip olduğunun düşünülmesi üzerine, bu konuda araştırmalar yoğunlaştı. Bu varsayımı doğrulamak için iki Amerikalı araştırmacı olan Walcot ve Keeton çeşitli deneyler yaptılar. Uzaklardan uçurulduklarında yönlerini kolaylıkla bulabilen bir dizi güvercin üzerinde yürütülen bu deneylerde, ilk olarak güvercinlerin üzerine küçük bir mıknatıs bağlandı. Bu şartlarda uzaktan bırakılan güvercinlerin yönlerini tamamen şaşırdıkları gözlendi. Kuşlara bağlanan mıknatısın kuşların iç pusulası üzerinde saptırıcı etki yaptığının saptanması, aynı zamanda böyle bir sistemin varlığını da kanıtlamaktaydı. Bu olayın belirlenmesi üzerine bu doğrultudaki araştırmalar hız kazandı. Bugün, jeomanyetik alandaki değişmelerin, güneşteki patlamalar ve bazı değişikliklerin yeryüzündeki biyolojik sistemleri olumsuz etkilediğini bilmekteyiz. Jeomanyetik fırtınaya yakalanan bazı güvercinlerin yönlerini şaşırdıkları gözlenmiştir. Bu tür değişimlerin özellikle göçmen kuşların göç yollarını şaşırmasından, balinaların karaya vurmasına kadar bir çok değişime yol açtığı bilinmektedir.</p>
<p>MANYERESEPTÖR NASIL ÇALIŞMAKTADIR ?</p>
<p>Yeryüzündeki manyetik akım çizgileri, jeomanyetik ekvatorda yatay durumdayken, kuzeye ve güneye doğru gidildikçe daha dik açılarla kesişir konuma gelir. Alanın şiddeti kutuplara yaklaşıldıkça artar. Ekvatorda ise daha zayıftır. Dünyada yaşayan bazı canlıların bu alanın şiddetini ve eğim açısını saptayabilen Manyereseptör adı verilen alıcılara sahip olduğu deneylerle belirlenmiştir. Bu alıcılara sahip canlıların bu sistemi yer küre üzerinde alan bulmakta kullandıkları saptanmıştır. Bu tür alıcılara sahip olan canlılar arasında bazı mikroorganizmalar, kuşlar, balinalar, bazı balıklar bulunmaktadır. Bir tür iç pusula olarak adlandırabileceğimiz bu sistem, güvercinlerde sinir sistemine yuvalanmış küçük manyetik mineral birikimleri ile sağlanmaktadır. Güvercinlerin kafatasları ile beyinleri arasında bulunan bu ferromanyetik tanecikler, yerin manyetik alanına karşı duyarlı birimlerdir. Pusulanın ibresi gibi düşünebileceğimiz bu mineral tanecikleri, yeryüzünün manyetik alanındaki değişimlerden etkilenmekte ve ilişikte bulundukları sinir hücrelerinde bir implus (uyarı) meydana getirmektedirler. Bu impluslar sinir sistemi aracılığı ile beyine iletilmekte ve güvercin gerekli hareketleri gerçekleştirmektedir. Amerikalı araştırmacılar olan Walcot ve Keeton bu konuda yaptıkları bir deneyde, her tarafı kapalı bir kafes içine koydukları saka kuşunu (Carduelis carduelis) Helmholtz bobini olarak adlandırılan manyetik alan yaratıcı bir sistemin merkezine yerleştirdiler. Bu sistem sayesinde manyetik alanın yoğunluğunu değiştirmeksizin alanın yönünü değiştirmek olanaklıydı. Alanın yönünü sürekli değiştirerek saka kuşunun davranışlarını gözlediler. Saka kuşu manyetik alanın yönü her değiştirildiğinde kendini yeni yöne göre ayarlıyordu. Bütün bu araştırmalar kuşların manyetik alandan yararlandığını ortaya koymaktadır.</p>
<p>SİSTEMİN YANILGI NOKTALARI</p>
<p>Bu sistem çok mükemmel gibi görünse de bazen yanılmaktadır. Özellikle manyetik alanı algılayamayacak şekilde uzaktan bırakılma, “lokal manyetik anormaller” olarak adlandırabileceğimiz demir yatakları, madenler, jeomanyetik alandaki değişime neden olan olaylar, fırtınalar hatta güneşteki patlamalar bile sistemin aksamasına neden olabilmektedir. Neyse ki, kuşlar sadece bu sistemden yararlanarak yön belirlememektedirler. Aslında kuşlar yön bulmakta güneş ve yıldızların konumlarını da kullanmaktadırlar. Bu nedenle esasen iki tane iç pusuladan bahsetmek belki de daha doğru olacaktır. Yeryüzünün manyetik alanının yön belirlemede kullanılmasını sağlayan bu sistem göçmen kuşların tümünde hatta bütün kuşlarda varmış gibi görünmektedir. Ancak her kuşun bu sistemi kullanma şekli farklıdır. Her iki sistemin (pusulanın) birbiri ile çeliştiği durumlarla da karşılaşılmaktadır. Hangi pusulanın kullanılacağı kuş türüne ve göç yollarına göre değişmektedir. Düzenli olarak yükseklerde uçan kuşlarda yıldız sistemi daha öncelikli kullanıldığı sanılmakla birlikte, çelişkili durumlarda manyetik pusulanın ön planda geçtiği düşünülmektedir. Bu konuda Bozötleğen (Sylvia borin) kuşlarının yavruları ile yapılan bir deneyde, kuşlar aynı yapay yıldız görüntülerinin bulunduğu iki farklı ortamda yetiştirilmişlerdir. Ortamlardan birinde manyetik alan bulunmakta, diğerinde ise bulunmamaktadır. Büyüyen kuşlar daha sonra doğaya salıverilmişlerdir. Manyetik alan bulunan ortamda yetiştirilenler doğru yöne yönelirlerken, manyetik alan bulunmayan ortamda yetiştirilenler yanlış yöne yönelmişlerdir. Deney sonuçları kuşların çelişkiye düştükleri durumlarda manyetik bilginin, yıldızlardan gelen bilginin önüne geçtiğini göstermektedir. . Ancak son yıllarda bu konuda yepyeni teoriler ortaya atılmıştır. Posta güvercinleri ile yapılan deneyler, bu güvercinlerin yukarıda aktardığımız sistemlerin yanı sıra farklı bazı sistemleri daha kullandıklarını ortaya koymaktadır.</p>
<p>KOKU TEORİSİ</p>
<p>1947 yılında geliştirilen manyetik alan varsayımı uzun yıllar genel kabul görmüştür. Ancak son dönemde bu konuda yeni bir varsayım daha ortaya atılmıştır. Bu varsayıma göre güvercinler, koku duyguları sayesinde hedeflerine ulaşabilmektedirler. Koku varsayımı ilk kez 1972 yılında F. Papi tarafından ileri sürülmüş ve 1980 yılında Almanya’da Hans Wallraff tarafından hafifçe değiştirilerek son halini almıştır. Bu varsayıma göre her coğrafi bölgenin uçucu maddelerden oluşan kendine özgü bir kokusu vardır. Yapılan araştırmalar güvercinlerin yön bulmasına yarayan kokuların havada aeresol halinde değil, molekül halinde bulunduklarını ortaya çıkartmıştır. Posta güvercinlerinin bu kokuları tek tek tanıdıkları düşünülmektedir. Bu güvercinlerin yavrularının bile farklı yönden esen rüzgarların, farklı kokular taşıdığını daha uçmaya başlamadan öğrendiği ve yaşadığı bölgenin bir koku haritasını çıkarttığı kabul edilmektedir. Uçmaya başladıktan sonra ise, farklı bölgelerin kokularının bu haritaya ilave edilerek haritanın geliştirildiği varsayılmaktadır. Bu konuda bir çok deney yapılmakta ve varsayım desteklenmeye çalışılmaktadır. Özellikle koku alma duyuları geçici olarak köreltilen güvercinlerin tanımadıkları bir bölgeden geri dönemedikleri gözlenmiştir. Ancak bölgeyi önceden tanıyorlarsa geri gelebilmektedirler. Bugün koku varsayımı genel olarak kabul edilen bir görüş durumundadır. Ancak diğer yön bulma yetileri ile birlikte ve duruma göre kullanıldığı düşünülmektedir. Bu konudaki çalışmalar ve araştırmalar devam etmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trakyaguvercin.com/guvercinlerin-ic-pusulasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Performans güvercinlerinde genetik aktarımı</title>
		<link>http://www.trakyaguvercin.com/performans-guvercinlerinde-genetik-aktarim/</link>
		<comments>http://www.trakyaguvercin.com/performans-guvercinlerinde-genetik-aktarim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2009 18:27:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gurkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güvercin Genetiği]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[güvercin]]></category>
		<category><![CDATA[oynar]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlu güvercin]]></category>
		<category><![CDATA[performans güvercinleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trakyaguvercin.com/?p=335</guid>
		<description><![CDATA[ Bir güvercin yetiştiricisi, eğer performans kuşu yetiştiriyorsa öncelikli olarak kuşunun performansı ile ilgilenmektedir. Performans güvercinlerinde performansa bağlı özelliklerin cinsiyete bağlı olmayan çekinik bir gen tarafından oluşturulduğu düşünülmektedir. Bunun anlamı performans açısından iyi özelliklere sahip bir güvercinin bu özelliklerini yavrularına dişi ya da erkek ayrımı olmaksızın geçirebileceği, ancak çekinik bir gen olduğu için yavruların tamamında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: xx-small;"> </span><span style="font-family: Arial,Helvetica; font-size: x-small;">Bir güvercin yetiştiricisi, eğer performans kuşu yetiştiriyorsa öncelikli olarak kuşunun performansı ile ilgilenmektedir. Performans güvercinlerinde performansa bağlı özelliklerin cinsiyete bağlı olmayan çekinik bir gen tarafından oluşturulduğu düşünülmektedir. Bunun anlamı performans açısından iyi özelliklere sahip bir güvercinin bu özelliklerini yavrularına dişi ya da erkek ayrımı olmaksızın geçirebileceği, ancak çekinik bir gen olduğu için yavruların tamamında aynı özellikleri yakalayabilmenin ancak bu kuşun eşinin de çekinik olarak bu geni taşımasına bağlı olduğudur. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial,Helvetica; font-size: x-small;">DOĞRU BİR EĞİTİM OLMAZSA İYİ BİR PERFORMANS YAKALANAMAZ</span></p>
<p><span style="font-family: Arial,Helvetica; font-size: x-small;">Bu nedenle performans güvercinlerinde performans özellikleri iyi olan kuşların birbirleriyle eşleştirilmesi sonucu bu kuşların yavrularında bu özelliklerin devamını görebilmek mümkün olacaktır. Performansı oluşturan genler, çekinik olduğu için kuşunuzda genellikle heterezigot olarak bulunur. Eğer homozigot olarak bulunuyorsa o kuş gerçekten çok iyi bir performans gösterir. Yavrunun genlerinde iyi performans özelliklerini taşıması elbette çok önemlidir. Ancak bu tek başına yeterli değildir. Bilindiği gibi performans eğitim ile geliştirilebilir. Eğer performans açısından iyi genlere sahip bir güvercine doğru ve düzenli uçuş eğitimi verilmezse ya da hiç uçurulmazsa bu kuşunuz sıradan bir güvercin olarak yaşantısına devam eder. Bununla birlikte bu kuştan alacağınız yavruların performans açısından iyi olma ihtimalleri her zaman vardır.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial,Helvetica; font-size: x-small;">KENDİ YAVRULARINIZLA ÇALIŞIN</span></p>
<p><span style="font-family: Arial,Helvetica; font-size: x-small;">Güvercinlerimizin performansa bağlı özelliklerini geliştirmek istiyorsak bazı noktalara dikkat etmemiz gerekmektedir. İlk olarak hangi kuşun daha iyi performans gösterdiğinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu görünüşte kolay gibi görünse de aslında dikkat ve özen gerektirir. Her şeyden önce performansın geliştirilmesi için kendi yavrularımızla çalışmak gerekmektedir. Bunun nedeni kuşlarımızın tümüne aynı eğitim, aynı uçma olanağı vb şartların sağlanıp sağlanmadığının bilinmesi içindir. Bunu bilebiliyorsak hangisinin daha iyi olduğunu kestirebiliriz. Örneğin uçurulmadığı için ya da az uçurulduğu için kötü gibi görünen bir yavru aslında genetik olarak belki en iyi yavrumuz olabilir. Eşit şartlarda yetiştirilmiş mümkün olduğunca çok yavru arasından gerçekten başarılı olan elden geldiğince az sayıda yavru damızlık olarak ayrılmalıdır. Orta kalitede kuşlar kesinlikle damızlık olarak ayrılmamalıdırlar. Ayrılan damızlıkların haricindeki kuşlar elden çıkartılmalıdır. Belli bir süre sonra yuvanızdaki genel performansın kesinlikle yükseldiğini gözleyebilirsiniz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial,Helvetica; font-size: x-small;">HANGİ RENK MANDALİNA ÇEKİRDEKSİZDİR ?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial,Helvetica; font-size: x-small;">Performans güvercinlerinde kuşun renksel genetiği ile performans genetiği arasında bir bağlantı kurulmaya çalışılmaktadır. Yani belli bir renk formu gösteren güvercinin belli bir performans göstermesi beklenmektedir. Bu doğru değildir. Nasıl mandalinanın kabuğunun rengi ile çekirdeksiz olması arasında bir bağlantı oluşturamazsak, bu durum güvercinler için de geçerlidir. Güvercinlerde renk ve performans ayrı genler tarafından karakterize edilmektedir. Böyle olduğunda bir performans kuşunun renksel özelliklerine bakarak iyi ya da kötü bir performansa sahip olacağı konusunda tahmin yapılamaz. Özetle performans kuşu alıyorsak kuşun renksel özellikleri bizim tercihlerimizi etkileyebilir ancak performansa ilişkin özelliklerini rengine bakıp çıkartamayız. Performansı test edebilmek için kuşu havada seyretmekten başka yol yoktur.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trakyaguvercin.com/performans-guvercinlerinde-genetik-aktarim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tepeli Taklacı (Oyunlu Güvercin) Genetiği</title>
		<link>http://www.trakyaguvercin.com/tepeli-taklaci-oyunlu-guvercin-genetigi/</link>
		<comments>http://www.trakyaguvercin.com/tepeli-taklaci-oyunlu-guvercin-genetigi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2009 17:57:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gurkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güvercin Genetiği]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlu güvercin]]></category>
		<category><![CDATA[tepeli oyunlu]]></category>
		<category><![CDATA[tepeli taklacı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.trakyaguvercin.com/?p=326</guid>
		<description><![CDATA[Taklacı performans güvercinlerimizi bu özelliklerini yitirmeksizin tepeli hale getirmek istediğimizde nasıl bir yol izlemeliyiz? Alacağımız tüm yavruların hem iyi bir performansa sahip olması hem de tepeli olması için ne yapmalıyız?Bunun en güvenilir yolu tepelilik özelliği açısından homozigot bireyler bularak bunların eşleştirilip yavru alınmasına dayanır. Ancak homozigot bireyler elde etmek ve onların homozigotluğunu test etmek belli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Arial,Helvetica; font-size: x-small;">Taklacı performans güvercinlerimizi bu özelliklerini yitirmeksizin tepeli hale getirmek istediğimizde nasıl bir yol izlemeliyiz? Alacağımız tüm yavruların hem iyi bir performansa sahip olması hem de tepeli olması için ne yapmalıyız?Bunun en güvenilir yolu tepelilik özelliği açısından homozigot bireyler bularak bunların eşleştirilip yavru alınmasına dayanır. Ancak homozigot bireyler elde etmek ve onların homozigotluğunu test etmek belli bir dönem yavru almayı ve çeşitli denemeler yapmayı gerektirir. Bunu sağlayabilmenin yolu kümesteki geni cinsiyete bağlı olmayan çekinik gen yönünde sabitleyebilmekten geçer. Bunu başarabilmek çok kolay değildir. Burada uzun ve anlaşılması zor genetik bilgiler vermektense pratik ve daha kısa yoldan sonuca ulaşmamızı sağlayacak bazı yöntemler üzerinde duracağım.</span><span style="font-family: Arial,Helvetica; font-size: x-small;"> Tepelilik özelliği, güvercinlerde resesif (çekinik) yani baskın olmayan bir karakter olup cinsiyetten bağımsız bir yol izlemektedir. Başlangıç için seçeceğiniz güvercinler çok önemli. İlk önce tepesiz ve oyun açısından en güvenilir kuşlarınızdan birini seçerek işe başlayabilirsiniz. Daha sonra oyun özelliği açısından en iyi ve tepeli olan bir kuş daha bulmanız gerekiyor. Kuşların hangisinin hangi cinsiyette olacağı çok önemli değil. Bu iki kuşu eşleştirerek işe başlamalısınız. Bu takıma T1 diyelim. Birinci dölde (F1 dölü) alacağınız yavruların hiç biri tepeli olmayacaktır. Ancak bu yavruların genlerinde tepelilik özelliği bulunmaktadır. Daha sonra aldığınız yavruları birbirleri ile çiftleştirmeniz gerekiyor. Yavruların çiftleştirilmesi sonrası elde edeceğiniz (F2 dölü) kuşlardan istediğiniz özellikleri taşıyan (tepeli) yavruların oranı %25 olacaktır. Yani bu kuşlarda her dört yavrudan sadece biri istediğiniz özelliğe sahip olacaktır. Diğer üç yavru elden çıkartılmalıdır. Bu yavruya Y1 adını verelim. Y1 ile aynı şekilde geliştirilmiş başka bir Y2 yavrusu daha elde ettiğinizde (bunun için başlangıçta T1 ve T2 olarak iki takımla işe başlamak uygun olabilir. Eğer tek takımla başlarsanız T1 den beklediğiniz özelliklerde ikinci bir yavru daha almanız gerekir. İki takımla işe başlamak elinizde kalitesine güvendiğiniz fazla sayıda kuşunuzun bulunması durumunda tercih edilmelidir. ) her iki yavruyu Y1 ve Y2 birbiri ile eşleştirdikten sonra alacağınız bütün yavrular başlangıçta tam olarak olmasa bile birkaç kuşak sonra tam olarak istediğiniz özelliği göstereceklerdir. Bu deneme sırasında elde edilen ve istediğimiz özellikleri taşımayan diğer bütün yavruların elden çıkartılması geliştirilen özelliğin korunabilmesi için en uygun yoldur.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.trakyaguvercin.com/tepeli-taklaci-oyunlu-guvercin-genetigi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
