Osmanlı’da kuş köşkleri

No Comments »

osmanlida-kus-koskleri
Osmanlı mimarisinden başka hiçbir mimaride eşi ve benzeri bulunmayan kuş köşkleri Lâleli’deki Caminin çevresinde, Nur-u Osmaniye Camisi ağırlık kulelerinde, Büyük Çekmece’deki Koca Sinan Köprüsü’nde, Üsküdar Ayazma, Selimiye, Cedit Valde, Amasya Sultan Beyazıt ve Tokat Ulu camilerinde, Edirne’de Merzifonlu Mustafa Paşa Çeşmesi’nde bulunuyor.

Korunmaya muhtaç kuşların barınmaları için yapılan kuş köşkleri, Osmanlı’nın kuş sevgisini günümüze taşıyor. Osmanlı mimarisinden başka hiçbir mimaride eşi ve benzeri bulunmayan kuş köşklerinin ilk örnekleri 16. yüzyıla kadar dayanıyor
Read the rest of this entry »

Kuyruk üstü yağ bezesi

No Comments »

Bir Alman yetiştirici kuyruküstü olmayan güvercinlerle ilgili gözlemlerinde kuyruk telek sayısı 14 ve daha fazla olan ırklarda kuyruküstü bezesi bulunmadığını ve aynı zamanda bu güvercin ırklarının hastalıklara karşı daha duyarlı olduğunu bildirmiştir. Gerçi bu ırklar içerisinde bazı bireylerde küçük de olsa kuyruküstüne rastlamak mümkündür.

Kuyruküstü bezesinin herkesçe bilinen fonksiyonu tüylerin yağlanmasıdır. Güvercinlerde kuyruk ustu bezesinin bu fonksiyonu su kanatlılarına nazaran çok daha önemsizdir. Güvercinlerde bu amaçla deride oluşan “kepeklenme” öne çıkmaktadır. Uzunca bir süre yıkanma olanağı verilmeyen güvercinlere bu olanak tanındığında suda yoğun bir “toz” göze çarpar. İşte bu toz deri kepeklenmesidir. Yine de güvercinlerde de tüylerin yağlanması, tüylerin su geçirgenliğinin azaltılması, tüylerin düzgün “istifi” için kuyruküstünden salgılanan yağ kullanılmaktadır. Aynı zamanda soğuk günlerde tüyler arasındaki hava muhafaza edilerek kuşun vücut sıcaklığını daha yavaş olarak dışarıya vermesi sağlanmakta, bir tur izolasyon oluşturulmaktadır. Bu anlamda bir yorum yapılacak olursa tüylerini yağlayamayanlar, yani kuyruküstu bezesi bulunmayanlar vücut sıcaklıklarını korumak için daha fazla enerji harcamak zorunda kalacaklardır. Metabolizmaları da buna bağlı olarak ısı üretme işiyle daha fazla ilgilenmek durumundadır. Bu arada bağışıklık sistemi ikinci plana itilebilir ve dolayisiyla bu kuşlar hastalıklara daha duyarlı olabilirler.

Kuyruk ustu bezesi ile ilgili araştırma sayısı kısıtlıdır. Özellikle güvercinlerde yok denecek kadar az araştırmaya rastlanmıştır. Bu nedenle aşağıda, farklı kanatlı türlerinde kuyruküstu bezesi ile ilgili bazı araştırmalardan önemli olan noktalar özetlenmiştir.

Kaya güvercininde (yabani güvercin) kuyruküstü bezesinin cerrahi yöntemlerle uzaklaştırılmasının kuşun genel durumuna ve görünüşüne bir etkisinin olmadığı sonucuna varılmıştır. Benzer şekilde bıldırcınlarda yapılan bir çalışmada kuyruküstü bezesi uzaklaştırılmış olanlarla kuyruküstü bezesi mevcut olanlar arasında vücut gelişimi, vücut sıcaklığı ve hematolojik değerler (kan değerleri) arasında bir fark bulunamamıştır. Ancak bu çalışmalarla ilgili olarak dikkat edilmesi gereken nokta gözlemlerin belli bir süre ile kısıtlı olmasıdır.

İsketelerde yapılan bir çalışmada, kuyruküstü bezesinin büyüklüğü ve salgı miktarı ile kuş üzerinde bulunan tüy akarlarının (kuşçular yanlış olarak tüy biti diyorlar) sayısı arasında pozitif bir ilişki saptanmıştır. Yani kuyruküstü bezesi büyük ve daha fazla yağ salgılayanlar üzerinde daha fazla sayıda akara rastlamışlar. Araştırıcılar kuyruküstü bezesi salgısının kokusunun sözkonusu parazitler üzerinde çekici bir etkisi olduğu kanaatine varmışlardır. Buna göre akarlar açısından kuyruk ustu bezesi olmayan güvercin ırklarının daha avantajlı olması gerekir.

Tavuklarda yapılan ilginç bir araştırmada belli sayıda tavuk iki gruba ayrılmış ve bir gruptaki hayvanların kuyruküstü bezesi uzaklaştırılmıştır. Altmış gün sonra yapılan incelemelerde sağlam gruptaki tavukların tüylerinde bulunan mikroorganizma (mikrop) türleri ile kuyruküstü bezesi uzaklaştırılmış gruptaki tavukların tüylerinde bulunan mikroorganizma türlerinin birbirlerinden farklı oldukları görülmüştür. Sağlam grupta patojen olmayan (hastalık yapmayan) ve hatta salgıları ile (antibiyotik) patojen mikroorganizmaların çoğalmasını önleyen türlere rastlanırken, kuyruküstü alınmış gruptaki tavukların üzerinde yalnızca patojen (hastalık yapıcı) mikroorganizmalara rastlanmıştır. Herhalde kuyruk ustu salgısı, tavukların üzerinde simbiyotik (tavuk ile ortak) olarak yaşamlarını sürdüren mikroorganizmalar için besin ortamı görevini görüyor.

Tüm bunların yanısıra kuyruküstü bezesi salgısının bir tür fungusit (mantar oldurucu) olduğu bilinmektedir. Tavuklarda yapılan çalışma ve kuyruküstü salgısının son olarak anılan özelliği de, kuyruküstü olmayan ırkların hastalıklara daha duyarlı olabilecekleri savını güçlendirmekte ve açıklamaktadır.

Kuş Sütü , Kursak Mayası

No Comments »

KUŞ SÜTÜ (MAYA) NASIL OLUŞUR ?
Yazar: Yahya Kemal Yılmaz

Kuş sütünün nasıl oluştuğunu bilinirse bakıcıların altına ne zaman yumurta sürülmesi gerektiği daha açık hale gelir.Metin Avrupalı tanınmış kuşbilimci ve güvercin uzmanı ve yetiştirici Dr.JP Stosskopf’nin vermiş olduğu izin ile dilimize tarafımdan çevrilmiştir.

Yavruların onsekizinci günde yumurtadan çıkmasından itibaren yaklaşık bir hafta boyunca erkek ve dişi güvercinlerin kursakda ürettikleri ürüne denir.Tabi ki hiç bir ortak ölçüte sahip olmadığı ekmek içinin görüntüsünü andıran,daha çok epey kuru bir süt pıhtısı görüntüsü veren ürün kuş sütü olarak da adlandırılır (yaklaşık % 72 ila 75 arası bir miktardan fazla su içermez,inek sütünde bu % 92 dir).Kuluçkanın sonlarına doğru bulamacın artması için bazı besleyicilerin bayat ekmek vermesi bu benzerliktendir ve soruna değişik bir bakış şeklinden başka bir anlam ifade etmez.

Ağız erkek ve dişi güvercinlerin kursak çeperlerine özgü bir üründür.Tümden inek sütü gibi ve inek memesine özgü üretim gibidir.

Bu da bir kaç yasayı içine alır:

-ilkin ağız normal üreme çemberi üzerinde belirlenmiş bir noktada üretilir (herhangi bir zaman değil,bundan bahsedeceğiz).

-ikincisi bu ağızın kimyasal yapısı tam olarak sabittir ve yetiştirici tarafından verilen besinlerle direkt hiç bir bağlantısı yoktur.Kursak ağızını oluşturmak için gerekenleri organizma kendi içinden toplar.

Kuluçkanın sekizinci gününden itibaren kursak çeperi kalınlaşmaya,kanlanmaya başlar, kursağın yan kısımlarını kaplayan salgılar kuluçkanın bitiminde ağız oluşturmak için yavaş yavaş elverişli hale dönüşür.Kursak bezesi sistemi yumurtlamadan yavruların çıkışına kadar yirmi kat genişleyecek bir hacme sahiptir.Bu üreme bezlerinin ve hipofiz bezinin kumanda etmesiyle direkt onlara bağımlıdır.

Kuluçkanın başından itibaren ortasına kadar erkeğin testikülleri hacimlerinin % 90 ını aşamalı olarak kaybederler.Bu testiküller yumurtaların açılmasından bir kaç gün sonra tekrar büyüyecekler ve dölleyici olacaklardır.Dişilerde aynı olayı over üzerinde tesbit ederiz.O halde kursak bezlerinin evriminin üreme bezlerini dinlenmeye ittiği sağlam bir bağlantı vardır.

Bu olay direkt olarak hipofiz bezlerinin etkisi altında olmaktadır.Kuluçka hipofizer bir hormonun üretimini tetikler: kursak çeperinin gelişimi için prolaktine mutlaka gerek vardır.

Bu çeperler kuluçkanın onaltıncı gününden itibaren kuş sütü üretmeye elverişlidir. Ancak bu yeterli değildir,üretime başlamak için aynı bir motordaki gibi bir kıvılcım gerekmektedir.Ağız üretiminin başlaması sinirlerden gelecek bir emirle olur:ebeveynin yumurta içindeki yavruların kımıldadıklarını ve gaga vurduklarını hissetmeleri gerekmektedir.Eğer küçük bir yavru direkt olarak kuluçka süresi sonundaki bir çiftin altına sürülecek olursa en az oniki ila onsekiz saatden önce ağız ile (kaymak da denir) beslenemeyecektir.Yani bu geçiş erken olmuştur.En az onaltıncı günden önce ağız olmadığı için güvercinler bakıcılık yapamazken,sürülen yumurtaların çıkmasıyla su ve bir parça tohumla beslenen yeni yavrular çarçabuk ölecektir.

Buna karşılık kendilerininkinden iki üç gün sonra yumurtlanmış yumurtalara yatırılırlar ise,yavruların çıkışında tabi ki bakıcılarda ağız olacaktır.Ancak bilindiği gibi kuluçka süresi bu kadar uzamaz.Eğer yetiştiriciliğin ilk günleri içinde bütün kurallarda hayal kırıklığından kaçınılmak isteniyorsa tabi ki yumurta değiştirmek için en uç seviyede bir dikkat gerekmektedir.

Kuş sütünün ortalama karışımı aşağıdadır (L.Binet araştırmas?) % 76.5,yağ % 8, protein % 14,mineraller % 1.5 ve şeker % 0.Bu tabi ki kuşdan kuşa değişir ama çok az. Karşılaştırarak belirtelim ki inek sütü % 4 protein ve % 3.5 de yağ içerir.Buna karşılık yaklaşık % 4.5 şeker (laktoz) içerir.

En hızlı büyümeyi sağlayan sütlerin (güvercin,tavşan) protein,yağ ve mineraller yönü-den kesinlikle zengin ama şeker yönünden de çok fakir olduğunu belirlemek ilginçtir.

Herkez iyi ya da çok iyi bakıcılar olduğunu bilir.Bunların sütlerinin niteliği tabi ki bazı nedenlere direkt olarak bağlıdır. Analizlere göre zenginlik bir güvercinden diğerine % 10 ila 12 arasında değişebilmektedir.Olgulara inanmak gerekir.Bakıcı tohumlardan olan tayinini yer ama ağızı üretmek için gerekenleri vücudundaki depolardan alır.Eğer tayin sütün oluşturulması için kullanılmış olan maddelerin tekrar yerine konmasına yetersiz kalırsa güvercin erir,açığını kapatamaz ve durum böyle devam ederse bu onun uçuş ya da üreme geleceğini etkiler(yavruların büyümesinin gecikmesi,sonraki yumurtlamanın gecikmesi, dölleme ve döllenme sorunu,vs…).Sekiz gün kuş sütü ile beslendikten sonra, ağız hemen hemen tamamen kaybolunca yavrulara tabii olarak derhal günlük tayin ile bakılmaya başlanılır.

Üretilen sütün miktarı şüphesiz çiftin sağlık durumu ile de direkt olarak bağlantılıdır. Her bir olumsuzluğun üretilen süt üzerinde miktar kadar nitelik olarak da olumsuz etkisi vardır.En kötüleri de şöyledir:

-Kıl kurtlarını yoğun bir şekilde taşıyan güvercinlerin yumurtalarından çıkan yeni yavrular zayıflamış,kursakları boş bir şekilde,ana babalarında süt olmadığından,aç kalarak kırksekiz saat içinde ölürler.

-Besleme sırasında süt çoğalan trikomonasi üst sindirim yollarına taşır.Yavru ilk aldığı besinle ana babasındaki asalakların saldırısına uğramıştır,ölür.

Bunlar kuluçka sırasında,yumurtaların çıkmasından az bir zaman önce,bakıcıların paraziti bulaştıracak zaman bulamayacakları şekilde antiparaziter ürünleri uygulamanın gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır.

Kuş sütünün nasıl oluştuğunu bilinirse bakıcıların altına ne zaman yumurta sürülmesi gerektiği daha açık hale gelir.Metin Avrupalı tanınmış kuşbilimci ve güvercin uzmanı ve yetiştirici Dr.JP Stosskopf’nin vermiş olduğu izin ile dilimize tarafımdan çevrilmiştir.

Yavruların onsekizinci günde yumurtadan çıkmasından itibaren yaklaşık bir hafta boyunca erkek ve dişi güvercinlerin kursakda ürettikleri ürüne denir.Tabi ki hiç bir ortak ölçüte sahip olmadığı ekmek içinin görüntüsünü andıran,daha çok epey kuru bir süt pıhtısı görüntüsü veren ürün kuş sütü olarak da adlandırılır (yaklaşık % 72 ila 75 arası bir miktardan fazla su içermez,inek sütünde bu % 92 dir).Kuluçkanın sonlarına doğru bulamacın artması için bazı besleyicilerin bayat ekmek vermesi bu benzerliktendir ve soruna değişik bir bakış şeklinden başka bir anlam ifade etmez.

Ağız erkek ve dişi güvercinlerin kursak çeperlerine özgü bir üründür.Tümden inek sütü gibi ve inek memesine özgü üretim gibidir.

Bu da bir kaç yasayı içine alır:

-ilkin ağız normal üreme çemberi üzerinde belirlenmiş bir noktada üretilir (herhangi bir zaman değil,bundan bahsedeceğiz).

-ikincisi bu ağızın kimyasal yapısı tam olarak sabittir ve yetiştirici tarafından verilen besinlerle direkt hiç bir bağlantısı yoktur.Kursak ağızını oluşturmak için gerekenleri organizma kendi içinden toplar.

Kuluçkanın sekizinci gününden itibaren kursak çeperi kalınlaşmaya,kanlanmaya başlar, kursağın yan kısımlarını kaplayan salgılar kuluçkanın bitiminde ağız oluşturmak için yavaş yavaş elverişli hale dönüşür.Kursak bezesi sistemi yumurtlamadan yavruların çıkışına kadar yirmi kat genişleyecek bir hacme sahiptir.Bu üreme bezlerinin ve hipofiz bezinin kumanda etmesiyle direkt onlara bağımlıdır.

Kuluçkanın başından itibaren ortasına kadar erkeğin testikülleri hacimlerinin % 90 ını aşamalı olarak kaybederler.Bu testiküller yumurtaların açılmasından bir kaç gün sonra tekrar büyüyecekler ve dölleyici olacaklardır.Dişilerde aynı olayı over üzerinde tesbit ederiz.O halde kursak bezlerinin evriminin üreme bezlerini dinlenmeye ittiği sağlam bir bağlantı vardır.

Bu olay direkt olarak hipofiz bezlerinin etkisi altında olmaktadır.Kuluçka hipofizer bir hormonun üretimini tetikler: kursak çeperinin gelişimi için prolaktine mutlaka gerek vardır.

Bu çeperler kuluçkanın onaltıncı gününden itibaren kuş sütü üretmeye elverişlidir. Ancak bu yeterli değildir,üretime başlamak için aynı bir motordaki gibi bir kıvılcım gerekmektedir.Ağız üretiminin başlaması sinirlerden gelecek bir emirle olur:ebeveynin yumurta içindeki yavruların kımıldadıklarını ve gaga vurduklarını hissetmeleri gerekmektedir.Eğer küçük bir yavru direkt olarak kuluçka süresi sonundaki bir çiftin altına sürülecek olursa en az oniki ila onsekiz saatden önce ağız ile (kaymak da denir) beslenemeyecektir.Yani bu geçiş erken olmuştur.En az onaltıncı günden önce ağız olmadığı için güvercinler bakıcılık yapamazken,sürülen yumurtaların çıkmasıyla su ve bir parça tohumla beslenen yeni yavrular çarçabuk ölecektir.

Buna karşılık kendilerininkinden iki üç gün sonra yumurtlanmış yumurtalara yatırılırlar ise,yavruların çıkışında tabi ki bakıcılarda ağız olacaktır.Ancak bilindiği gibi kuluçka süresi bu kadar uzamaz.Eğer yetiştiriciliğin ilk günleri içinde bütün kurallarda hayal kırıklığından kaçınılmak isteniyorsa tabi ki yumurta değiştirmek için en uç seviyede bir dikkat gerekmektedir.

Kuş sütünün ortalama karışımı aşağıdadır (L.Binet araştırmas?):su % 76.5,yağ % 8, protein % 14,mineraller % 1.5 ve şeker % 0.Bu tabi ki kuşdan kuşa değişir ama çok az. Karşılaştırarak belirtelim ki inek sütü % 4 protein ve % 3.5 de yağ içerir.Buna karşılık yaklaşık % 4.5 şeker (laktoz) içerir.

En hızlı büyümeyi sağlayan sütlerin (güvercin,tavşan) protein,yağ ve mineraller yönü-den kesinlikle zengin ama şeker yönünden de çok fakir olduğunu belirlemek ilginçtir.

Herkez iyi ya da çok iyi bakıcılar olduğunu bilir.Bunların sütlerinin niteliği tabi ki bazı nedenlere direkt olarak bağlıdır. Analizlere göre zenginlik bir güvercinden diğerine % 10 ila 12 arasında değişebilmektedir.Olgulara inanmak gerekir.Bakıcı tohumlardan olan tayinini yer ama ağızı üretmek için gerekenleri vücudundaki depolardan alır.Eğer tayin sütün oluşturulması için kullanılmış olan maddelerin tekrar yerine konmasına yetersiz kalırsa güvercin erir,açığını kapatamaz ve durum böyle devam ederse bu onun uçuş ya da üreme geleceğini etkiler(yavruların büyümesinin gecikmesi,sonraki yumurtlamanın gecikmesi, dölleme ve döllenme sorunu,vs…).Sekiz gün kuş sütü ile beslendikten sonra, ağız hemen hemen tamamen kaybolunca yavrulara tabii olarak derhal günlük tayin ile bakılmaya başlanılır.

Üretilen sütün miktarı şüphesiz çiftin sağlık durumu ile de direkt olarak bağlantılıdır. Her bir olumsuzluğun üretilen süt üzerinde miktar kadar nitelik olarak da olumsuz etkisi vardır.En kötüleri de şöyledir:

-Kıl kurtlarını yoğun bir şekilde taşıyan güvercinlerin yumurtalarından çıkan yeni yavrular zayıflamış,kursakları boş bir şekilde,ana babalarında süt olmadığından,aç kalarak kırksekiz saat içinde ölürler.

-Besleme sırasında süt çoğalan trikomonasi üst sindirim yollarına taşır.Yavru ilk aldığı besinle ana babasındaki asalakların saldırısına uğramıştır,ölür.

Bunlar kuluçka sırasında,yumurtaların çıkmasından az bir zaman önce,bakıcıların paraziti bulaştıracak zaman bulamayacakları şekilde antiparaziter ürünleri uygulamanın gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır.

Güvercinler Hakkında Bilgiler

No Comments »

Güvercinin kemiklerinin ağırlığı, tüylerinden daha hafiftir..

Kuluçkaya yatmış olan bir kuşun, belirli aralıklarla yumurtalarını
çevirmesinin nedeni nedir?

Kuşlarda kuluçkaya yatma, vücut ısısı yardımıyla yumurta içindeki embriyo
gelişiminin tamamlanmasına yardımcı olur. Karnın alt kısmında, kuluçka
bölgesi adı verilen ve kuluçka zamanında tüyleri dökülen bölgedeki kılcal
damarlardan yumurtaya geçirilen ısı, embriyonun gelişim sürecini
tamamlamasında önemli rol oynar. Çoğu kuş türünde, kuluçka esnasında
yumurtaların çevrilmesi davranışı görülür. Bunu, vücuttan yumurtaya geçen
ısının ve yumurta içeriğindeki besin maddesinin (yolk), yumurta içerisinde
homojen (eşit) bir şekilde dağılmasını sağlamak amacıyla yaparlar. Ayrıca
embriyonun gelişim sürecinde, doku farklılaşması için gerekli olan hücre
göçlerinde yerçekiminin etkisi vardır. Yumurtanın çevrilmesi sayesinde,
yerçekimi etkisi de düzgü;n bir şekilde dağıtılarak, hücre göçünün seyrine
de yardımcı olunur.
____________________________________________________________________________
Güvercinler Niye Takla Atar?

Güvercinlerde iki farklı nedenle görülen, iki farklı tip takla var.
Bunlardan ilki, havada uçarken hafifçe yan dönme şeklinde görülen ve aslında
güvercinlerle beslenen gökdoğan gibi yırtıcı kuş türlerine karşı kazanılmış
olan bir savunma uyumu. Bu, doğal olarak artık genlerine yerleşmiş ve bir
yaşam biçimi haline gelmiş bir özellik. Taklacı güvercin olarak bilinen
ırklarda görülen takla davranışı da, bu şekilde bir uyum olarak kazanılmış
ve ırk özelliği haline gelmiş. Diğeriyse, vitamin eksikliği ya da bir virüs
nedeniyle ortaya çıkabilen, beyine giden sinir hücrelerinin üzerini kaplayan
myelin kılıfın erimesine neden olan ve havalanırken ya da uçarken denge
kaybı nedenli takla atma, yürürken daireler çizme, başın arkaya doğru
yatması (stargazing: yıldız sayma) gibi belirtilerle kendini gösteren
hastalık. Bu takla zaten diğerinden belirgin olarak ayrılıyor ve sıklıkla
hayvanların kontrollü bir şekilde beslenmesiyle iyileştirilebiliyor.

_________________________________________________________________________

Kuşlar uyurken niye ayaklarını yukarı çekerler?

Bazı kuşların uyurken bir bacaklarını gövdelerine doğru çekmelerinin nedeni
bu hareketin kuşun vücudundan ısı kaybını önlemesi olarak açıklayabiliriz.
Kuşların bacakları üzerinde tüyler bulunmadığı için bu açık bölgelerden ısı
kaybı oldukça yüksek olabiliyor. Zaten dikkat edilirse kuşların uyuma
sırasında vücut yüzeylerini olabildiğince küçültecek bir şekil aldıklarını,
örneğin bacaklarını gövdeye doğru çekmenin yanı sıra başlarını da iyice
gövdelerine gömdüklerini gözlemleyebiliriz.

_________________________________________________________________________

Yavru kuşlarda beslenme

Kuşlarda kursağın içi kuluçka periyodunun erken devrelerinde prolaktin
hormonu salgısı tarafından hızla değişime uğrar. Kursakta kursak sütü adı
verilen protein ve yağca zengin bir beyaz sıvı salgılanır. Bu sıvı
yavruların yumurtadan çıktıkları ilk günlerde beslenmesini sağlar. Doğada
yavru olarak bulunan kuşların ilk günlerde insan eli altında beslenip
yaşatılması çok zordur. Annenin ilk günlerde mutlaka ağız sütünü vermesi
gerekir. Eğer yavru 4 – 5 günlükse yaşama şansı nispeten fazladır. Ama
gelişme hızı doğadaki yavru kuşlara göre nispeten düşüktür. Yavru kuşların
sindirim sistemleri henüz tam anlamıyla gelişmediği için ilk zamanlarda sıvı
gıdalara daha sonraki aşamalarda ise yavaş yavaş katı gıdalara geçilmesinde
fayda vardır.Bu geçiş kademeli olması gerekir aksi taktirde yavru da
sindirim bozuklukları görülür. Besleme aşaması kursağın şişkinliğine göre
ayarlanır. En güzel yemleme az ve sık yemleme biçimidir.
Gerekli malzemeler: Bir enjektör, Ilık su (soğuk su verilmemeli), Yumurta
sarısı (Esansiyel amino asit içeriği bakımından zengin) , Milupa bebek
maması.
Kuşlara mamayı hergün taze formda sunmalısınız. Mamalar çok çabuk hava
şartlarında bozulabilir

Güvercin Fiziği

No Comments »

DIŞ GÖRÜNÜŞ

Başlıca karakteristikleri vücutlarının çok değişik renklerde tüylerle kaplı olmaları ve gövdelerinin iki yanında yer alan kanatları ile uçabilmeleridir. Kuşların vücudunun bazı yerleri gaga, ayak, parmaklar ile akbaba gibi bazı kuşlarda boyun kısmı tüysüzdür. Kuşlarda ayaklar yürümeye, yüzmeye, tırmanmaya ve tutunmaya yarar. Ayaklar genellikle sert pullarla kaplıdır. Bazı türlerde ayakların hatta tırnaklara kadar parmaklarında tüylerle kaplı olduğu görülür. Paçalı güvercinler buna iyi birer örnektirler. Değişik şekillerdeki gaga sert keratinden oluşur. Bazı türlerde gaga yumuşak bir deriyle kaplıdır. Gaga yapıları kuşların beslenme tarzlarına bağlı olarak çok değişik şekillerdedir.

TÜYLER

Kuş tüyleri karmaşık bir yapıdadır. Keratinleşmiş deri hücrelerinden oluşmaktadır. Telek adı verilen kanat ve kuyrukta yer alan büyük tüyler uçmaya ve dönmeye yaramaktadır. Vücudu bir kiremit örtüsü gibi kaplayan dış tüyler ise kuşu ıslanmaktan korur, alttaki ince ve yumuşak tüyler ise vücudun ısı kaybetmesini önler. Güvercinlerde kanat telekleri kabaca el telekleri ve kol telekleri olarak iki gruba ayrılabilir. El telekleri, genellikle 10 tanedir. Kanat ucundan bilek eklemine kadar sıralanır. Uçmayı sağlayan ana tüyler bunlardır. Kol telekleri adı verilen ikinci bir sıra ise, bilek ekleminden dirseğe kadar uzanır. Bu telekler ikinci derecede uçma tüyleridir. Sayıları kuş türüne göre değişmektedir. Güvercinlerde genellikle 18 adettir. Kuyruk telekleri, kuyruktaki büyük tüylerdir. Uçarken dümen görevi yaparlar. Sayıları güvercinlerde genellikle 12 dir. Bazı türlerde 14 ya da 16 ya kadar çıkabilmektedir. Kuyruk telekleri son kuyruk omuruna bağlanmışlardır. Buradaki kasların hareketlerine bağlı olarak hareket ederler. Örtü telekleri, uçma tüylerinin ve kuyruğun dibinde kiremit gibi dizilmiş kısa tüylerdir. Kanatların alt ve üstünde birkaç sıra örtü tüyü bulunur. Uçma teleklerine en yakın olan örtü tüyleri en büyük olanlardır. Hav tüyleri, teleklerin altında yer alır ve kuşun vücut ısısını korumaya yarar. Renkleri genellikle beyaz ya da gridir.

TÜY DEĞİŞİMİ

Memelilerde ve kuşlarda kıllar, tüyler, tırnaklar dış etkilerle devamlı yıprandıklarından zamanla bunların yerine yenileri oluşur. Bu yenileme işi bazen yavaş yavaş ( memelilerde deri, tırnak, kuşlarda pençe ve gaga ) bazen de belli zamanlarda ve oldukça hızlı bir şekilde oluşur. (kıl ve tüy değiştirme) Genellikle, kuşlar bütün tüylerini senede bir defa, bazıları iki defa değiştirirler. Bazı kuşlar küçük örtü tüylerini senede iki defa, kanat ve kuyruk teleklerini ise bir defa değiştirirler. Tüy değiştirme yavaş olduğundan, genellikle 1-3 ay sürdüğünden kuşlar tamamen çıplak kalmaz ve uçma yeteneklerini kaybetmezler. Örneğin güvercinler bu şekilde tüy değiştirir. Fakat kaz, ördek, kuğu, turna ve bazı bataklık kuşları uçma teleklerini birden döktüklerinden birkaç hafta uçamazlar. Bu durumlar dışında değişik tüy değiştiren türler de vardır. Bazılarında erkek ve dişi değişik zamanlarda tüy değiştirir. Tüy değiştirme genellikle yavaş ve belli bir sıraya göre olur. Güvercinlerde kanat teleklerinin değişimi, el teleklerinde bilekte başlar ve el uçlarına doğru ilerler. Kol teleklerinde ise, hem iç hem de dış taraftan içe doğru değişir. Kuyruk teleklerinde ise değişim içten dışa doğru olur. Tüy değişimi derideki tüy yuvasında yeni tüyün büyümesi ve üstteki yıpranmış tüyün atılmasıyla oluşur. Bu tüy yenilemede bazı kuş türlerinde renk değişikliklerine de rastlanır. Yılda iki defa tüy değiştiren kuş türlerinde genellikle yaz ve kış renklerinde farklılıklar olur.

AYAK YAPILARI

Kuşlarda iskeleti oluşturan arka ekstremiteler yürüme bacaklarıdır. Bacağın üst kısmında yer alan uyluk kemiği ve diz eklemi bacak kasları ve karın tüyleri tarafından örtüldüğünden dışardan görülmez. Alt bacaktaki kaval kemiği kamış kemiği ile birleşerek but kemiğini oluşturmuştur. But kemiğinden sonra bilek ve tarak kemiklerinin birleşmesinden oluşan oldukça uzun ayak kemiği gelir. Bu kemiğin alt ucundaki çıkıntılara ikinci, üçüncü ve dördüncü parmaklar bağlanır. Birinci (arka) parmağı olan kuşlarda bu parmak ayak kemiğinin iç kenarındaki çıkıntıya bağlanır. Beşinci parmak yoktur. Parmak sayısı genellikle 3-4 tür. Birinci parmak 2, ikinci parmak 3, üçüncü parmak 4 ve dördüncü parmak 5 parçalıdır. Parmaklar bazı türlerde öne ve arkaya dönebilir. Ayaklar keratin pullarla kaplıdır. Kuşlarda ayaklar yaşam ve hareket tarzlarına göre değişik yapılar gösterir

GAGA YAPILARI

Gaga, besinin tutulması, yakalanması, taşınması, parçalanması gibi işlemlerin yanı sıra düşmanlara karşı bir savunma aracı olarak da kullanılır. Tüylerin düzeltilmesinde, yuva yapımında ve daha bir çok işte kullanılır. Dolayısıyla kuşlarda yaşam biçimine uygun gaga biçimleri gelişmiştir. Keratinden oluşan gaga üst ve alt gaga olmak üzere iki kısımdır. Üst gaga, üst çene ve burun kemiklerinin, alt gaga ise alt çene kemiklerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Üst gaga burundan itibaren devam eden sırt kısmı, genellikle az veya çok eğik olan gaga ucu ve keskin gaga kenarlarından oluşur. Gaga kenarlarında Çoğunlukla diş şeklinde çıkıntılar veya testere gibi tırtıklar bulunur. Alt gaga ise her iki alt çene kemiği uçlarının birleştiği gaga ucu ile çene kemikleri arasını örten, bazı türlerde yumuşak bir deriden oluşan gaga altından oluşur. Birçok kuşta ve güvercinlerde üst gaga dibinde yumuşak ve genellikle sarı renkte bir deri vardır. Ceroma adı verilen bu kısım sinirlerle donatıldığından dokunmada önemli görevler üstlenmiştir. Bir kısım bataklık ve su kuşlarında bu deri bütün gagayı örter. Burun delikleri ceromanın kafatası ile birleştiği yerden ya da ceromanın içinden açılır. Kuşların beslenme tarzına bağlı olarak çok değişik şekillerde gagalara rastlanır. Yırtıcı kuşların gagaları kanca gibi kıvrık, keskin ve güçlüdür. Bu gagaları ile deri, et ve hatta kemikleri parçalarlar. Tohum yiyen kuşlarda gagalar kalın ve koniktir. Bataklık ve sulak alanlarda yaşayan kuşların gagaları genellikle uzundur. Böcek yiyen kuşların gagaları ince ve sivridir. Pelikan gagası ise alt çenedeki esnek derisiyle büyük bir kepçe gibidir. Gaga şekilleri de kuşların tanınmasında ipuçları verir.

İSKELET YAPILARI

Kuşların genel yapısı yürüme ve uçma hareketlerini rahatça yapmaya uygun bir şekilde oluşmuştur. Yürürken ve dururken gövdenin ağırlık merkezi ayakların üzerine düşer. Bu sırada kanatlar katlanmış durumda gövdenin iki yanına yapışık olarak durur. Kuşların iskeleti incelendiğinde kemiklerin ince, içlerinin boş ve birçok yerinde belirli delikler olduğu görülür. Akciğerlerden itibaren çeşitli yerlerde bulunan hava keseleri kemiklerle bağlantılıdır. Bu durum kuşların uçmalarını kolaylaştırmaktadır. Şekil 1 de bir güvercinin iskelet yapısı görülmektedir.

KAFATASI

Kuşlarda kafatası, beyin ve soğancığın korunduğu kubbemsi ve iyi kaynaşmış kemiklerden meydana gelir. Kafatası üzerinde büyük göz çukurları, burun delikleri ve boynuzumsu bir maddeden yapılmış olan üst ve alt gaga yer alır. Eklemli ve oynak olan gaga, kafatası ve alt çene ile bağlantı halindedir. Günümüzde yaşayan hiçbir kuşta diş bulunmaz.

BOYUN

Kuşlarda boyun çok hareket edebilecek bir yapıda gelişmiştir. Boyunda yer alan omur sayısı genellikle 14–15 arasındadır. Bütün kuş türlerinde bu sayı 10 ile 26 arasında değişmektedir.

GÖĞÜS

Kuşlarda göğüste yer alan omur sayısı 3–10 arasında değişir. Güvercinlerde bu sayı 3 tanedir. Göğüste birbirine ve göğüs omurlarına bağlı 5-10 kaburga kemiği vardır. Göğüs kemiği iri, geniş ve yassıdır. Yalnız göğsü değil karın kısmını da kaplar. Göğüs omurlarından sonra gelen sırt ve bel omurları, leğen kemiği ile kaynaşmıştır. Kuşlarda ön üyeler kanat şeklini almıştır. Kanatlar kuvvetli kaslarla göğüs kemiğine bağlanmıştır. Kanadı omurgaya ve göğse bağlayan kemiklerden kürek kemikleri sırt tarafına doğru uzamışken, sırt kargacık kemikleri göğüs ile kaynaşmış, köprücük kemikleri ise uçta birleşerek lades kemiğini oluşturmuşlardır.

KANATLAR

Kanatlar, kısa bir pazı kemiği ve uzun ön kol kemikleri ile körelmiş el kemiklerinden ibarettir. El, birbirine kaynaşmış uzunca bir orta el parçası, başparmak, orta büyük parmak ve buna bitişik küçük parmak olmak üzere 3 parmaktan oluşur. Duruş ve yürüyüş halinde kolun üst kısmı geriye, alt kısmı öne ve el kısmı geriye kıvrık bir şekilde durur.

AYAKLAR

Ayaklar, sırt omurlarıyla birleşmiş ve bütünleşmiş leğen kemiğine bağlıdır. Kısa ve kuvvetli olan uyluk kemiği öne doğru yatık, gövdenin yan etleri içinde gizlenmiştir. Bu nedenle diz eklemi dışardan görülmez. Arkaya doğru eğik duran baldır oldukça iri ve uzundur. Kaval kemikleri kaynaşmıştır. Bilek ve ayak kemikleri kaynaşarak boru şeklinde parmaklara eklenmiştir. Beşinci parmak kaybolmuştur. Parmak sayısı genel olarak 3-4, deve kuşlarında 2 dir. Güvercinlerde parmak sayısı 4 tür. Arkaya dönük birinci parmak 2, içe bakan ikinci parmak 3, ortadaki üçüncü parmak 4, dıştaki dördüncü parmak ise 5 eklemlidir. En uç eklemde tırnak oluşmuştur. Güvercinlerde tırnaklar alttan gelen kısımlarla yenilenen bir yapıdadırlar. Parmak sayısı ve eklemler kuş türlerine göre çok değişiklikler gösterir. İskelet kaslarla çevrilidir. Kanatlar çok kuvvetli kaslarla bağlı olup ayrıca ayak kasları da oldukça güçlüdür.

güvercin anatomisi

No Comments »

BEYİN VE OMURİLİK

Beyin, kafatası boşluğu içinde yer alır. Kuşlarda beyindeki koku alma duyusu büyük ölçüde körelmiştir. Bunun yerine orta beyinde bulunan görme ve işitme lobları çok gelişmiştir. Güvercinlerde kafatası ile beyin arasında bulunan ferromanyetik bazı tanecikler, yerin manyetik alanına karşı duyarlı birimler haline gelmişlerdir. Güvercinler bu sistem sayesinde yerin manyetik alanındaki değişimleri hissedebilmektedirler. Bu sistem güvercinlerin çok uzaklardan uçurulduklarında bile yönlerini kolaylıkla bulabilmelerine yardımcı olmaktadır. Omurilik omurga kanalının son ucuna kadar uzanır. Omurilikten ayrılan sinir sistemi, bütün organlara ve kaslara kadar dağılır.

KALP, AKCİĞERLER VE SOLUNUM SİSTEMLERİ

Kuşların kalpleri dört gözlüdür. Kalp atışları memelilerden daha hızlıdır. Kalplerinin vücutlarının ağırlığına oranı, diğer omurgalılara göre daha fazladır. Solunum organları ve akciğerler küçüktür. Memelilerde olduğu gibi göğüs boşluğunda serbest halde bulunmayıp, gövde boşluğunun duvarına yapışıktırlar. Kuşlarda kısa olan bronşlar bir çok kollara ayrılmaktadır. Bu kollardan bir çok hava kesesi kuşun vücudunun değişik bölümlerine yayılır. Bu hava keseleri hava deposu işlevini görürler. Hava keseleri kuşun gövde, kanat ve ayaklarını hareket ettirmesi sonucu sıkışır ve açılırlar. Bu sayede ciğerlere hava gönderimi sağlanır. Kuşlarda diğer memeli hayvanlarda bulunan diyafram olmadığı için, ciğerlere hava körüklenmesi ve solunum bu yolla sağlanmaktadır. Uçurulmayan güvercin ve evcil kümes hayvanlarında rastladığımız durduğu yerde kanat çırpma hareketinin nedeni solunumu devam ettirme eyleminden kaynaklanmaktadır. Kuşlarda yer alan bu hava keselerinin bir diğer işlevi de vücut sıcaklığının korunmasını sağlamaktır. Bu mekanizma beyindeki bir merkez tarafından idare edilmektedir. Bir güvercinde kalbin vücut ağırlığına oranı % 14, Vücut sıcaklığı 43 derecedir. Dakikadaki kalp atış sayısı 220, solunum sayısı 450 dir. Dakikadaki kanat çırpma sayısı 8, yatay uçuşta hızı saatte 80 km. dir.

BÖBREKLER VE BOŞALTIM SİSTEMİ

Kuşlarda böbrekler iri ve uzunca bir yapı gösterir ve sırt kemiğinin iç çukuruna gömülmüş durumdadır. Böbrekten çıkan idrar kanalları bağırsağın arka tarafına uzanır ve eşey deliğinin (kloak) orta kısmına açılır. İdrar kuşlarda sulu değildir. Beyaz, yoğun ve çabuk katılaşan bir maddeden ibarettir. Deve kuşu haricinde hiçbir kuşta idrar kesesi bulunmaz. Bunun nedeni kuşların aslında sıvı olan idrardaki suyu tekrar emerek vücuda kazandıran bir yapı geliştirmiş olmalarındandır. Böylelikle kuşlar uzun süre susuz idare edebilecek bir yapı kazanmışlardır. Tane ve tohumla beslenen güvercin gibi kuşlarda su içme ihtiyacı diğer kuşlara oranla daha fazladır. Kuşlarda böbrekler, sadece azotlu atıkların atılmasına değil vücuttaki su ve tuz miktarına göre glikozun düzenlenmesinde de görev alır.

KURSAK, ÖN MİDE, TAŞLIK VE SİNDİRİM SİSTEMLERİ

Kuşlarda sindirim sistemi de değişiklik gösterir. Kuşlarda ağız kısmında diş bulunmaz. Bazı kuşlardaki gaga kenarlarındaki testeremsi çıkıntılar ve diğer oluşumlar beslenmeleri ile ilgilidir. Ağız içinde boynuzumsu bir madde ile kaplı ve hareketli olan dil, besinleri almaya ve yemek borusuna göndermeye yarar. Şekil 3 de bir güvercinin sindirim organları görülmektedir.

KURSAK VE ÖZOFAGUS

Yemek borusu kuşun boyun uzunluğuna göre şekil alır. Güvercinlerin de dahil olduğu tanelerle beslenen bazı kuşlarda ve yırtıcılarda yemek borusu genişleyerek kursak denilen bir yapı ortaya çıkartmıştır. Alınan besinler ilk önce kursakta yumuşatılır. Kursak oluşumu aslında dişlerin olmayışının doğal bir sonucu olarak gelişmiştir. Kursağın esas görevi alınan besinleri ilk aşamada depolayarak mideye yavaş yavaş geçmelerini sağlamaktır. Bunun yanı sıra kursağın diğer bir önemli görevi de özellikle tohum ve tane yiyen güvercin gibi kuşlarda besinlerin yumuşatılıp hazırlandıktan sonra yavrulara kusularak verilmesini sağlamaktır. Çünkü yavrular gagaları gelişene kadar yaklaşık 1 ay süre ile kendi başlarına yem yiyemezler. Güvercinlerde yavrular gagalarını anne ya da babalarının yutaklarına sokarak kusmalarını sağlarlar böylelikle depo edilmiş besine ulaşırlar. Tane ve tohum ile beslenen güvercin gibi kuşlarda, tanelerin öğütülmesini sağlamak amacı ile kursakta bir miktar taş bulundurulur. Kuş, uygun büyüklükteki taşları bu amaçla yutar. Bu taşlar kursakta bir tür değirmen taşı görevi görüp tanelerin öğütülmesini sağlarlar. Kursağın girişinde başlangıcında Özofagus denilen bir bölüm yer alır. Beyindeki hipofiz bezinin salgıladığı prolaktin adı verilen bir hormonun etkisi ile özofagus’tan bir çeşit salgı salgılanır. Bu salgı sadece Columbidae (güvercingiller) ailesine özgüdür ve diğer kuş türlerinde bulunmaz. Kursak sütü olarak adlandırılan bu salgı halk arasında “kuşsütü” olarak bilinmektedir. Kuluçka döneminin sonuna doğru sadece bir hafta süre ile salgılanan bu sıvının besleyici değeri çok yüksektir. Yeni yavrular kursaktaki yarı sindirilmiş besinlerle beslenmeye hazır olana kadar ilk günlerinde bu salgı ile beslenirler.

ÖN MİDE VE KASLI MİDE ( TAŞLIK )

Bütün kuşlarda yemek borusu alt kısımda genişler ve oval bir şekil alarak mideyi oluşturur. Mide kuşlarda genel olarak iki bölümden meydana gelmektedir. Bunları Ön mide ve Kaslı mide (taşlık) olarak adlandırabiliriz. Ön mideye birçok salgı bezi bağlıdır. Ön mideden sonra güçlü kaslardan oluşan ve iç kısmı sertleşmiş, boynuzumsu bir madde ile kaplı taşlık da denilen kaslı mide gelir. Kaslı mide alınan besinlere göre değişiklik gösterir. Yırtıcı kuşlarda bu mide zayıf kaslıdır. Tane yiyen kuşlarda ise sert kaslı ve içi karşılıklı sert iki plakadan oluşur. Kursak ve ön mideden geçerken yumuşayan besinler burada mide hareketleriyle parçalanır ve öğütülürler.

İNCE BAĞIRSAK

Kimyasal sindirimin büyük bir kısmı ve besinlerin emilmesi burada olur. İnce bağırsak tane yiyen güvercin gibi kuşlarda diğer kuşlara göre oransal olarak daha uzundur. Kısa olan kalın bağırsağın sonunda bir çok kuşta uzunca bir kör bağırsak bulunur. Kalın bağırsak anüse açılır.

KLOAK

Kalınbağırsağın dışa açıldığı, dışkının ve idrarın belli bir süre tutulduğu kısımdır. Sindirilmiş besinlerdeki su burada tekrar vücut içine geri emilir. Atık maddeler ise anüs yolu ile dışarı atılır. Kloak’ın bir diğer işlevi de eşeysel üretimin akıtıldığı yerdir. Kuşun cinsiyetine göre sperm ya da yumurta kanalı burada bulunur. Bakınız şekil 4

ÜREME ORGANLARI

Erkeklerde : Böbreklerin ön yan tarafına ikişer tane yumurta biçiminde testisler bulunur. Testislerden çıkan bir sperm kanalı kloak’ın orta kısmına açılır. Kloak’a açılmadan önce sperm kanalı bir şişkinlik yapar. Çiftleşme zamanı bu testisler şişer ve genellikle soldaki daha büyük olur. Kuşların çoğunda güvercinlerde de olduğu gibi çiftleşme organı (penis) yoktur. Yalnız ördekgiller familyası mensuplarında anüsün karına bakan iç duvarından ucu dışarı çıkabilen penis benzeri bir yapı bulunur. Penis üzerindeki oluk, sperma kanallarından çıkan spermayı dişiye iletmeye yarar. Leylek ve balıkçıllarda ise penis körelmiş, anüsün iç duvarında bir siğil şeklini almıştır. Tavuklarda yumurtadan yeni çıkmış yavrularda bu penis benzeri yapı iyi göründüğü için erkek ve dişi civcivler birbirlerinden kolaylıkla ayırt edilebilir.

Dişilerde : Üreme organı yumurtalık ve yumurta kanalından ibarettir. Yumurta kanalı, kloak’ın orta kısmına açılır. Sağ yumurtalık ve yumurta kanalı körelmiş veya tamamen ortadan kalkmıştır. Çiftleşme ve yumurtlama zamanı sol tarafta bulunan üzüm salkımı şeklindeki yumurtalık ve dolambaçlı döl kanalı olağan üstü büyür. Yumurta kanalı yapısal ve işlevsel olarak birbirinden ayrılan beş bölgeden oluşur. Her dişinin eşey organında erkek eşey organını karşılayan ve aynı bölgede anüsün iç duvarında yer alan bir klitoris (bızır) bulunur.

DUYU ORGANLARI

Kuşlar görme ve işitme duyuları çok gelişmiş olan canlılardır. Buna bağlantılı olarak diğer algılama sistemleri fazla gelişkin değildir. Körelen duyuların başında ise koklama gelmektedir.

GÖRME

Kara omurgalıları içinde, hatta tüm omurgalılar içinde görme yeteneği en iyi gelişmiş ve vücuduna göre gözü en büyük olan hayvan grubu kuşlardır. Kuşların duyu organları arasında çok önemli bir yere sahip olan gözler, yön, uzaklık, şekil, renk, derinlik, hareket ve büyüklük gibi nesnelerle ilgili özelliklerin tümünü algılamaktadır. Kuşların büyük bir bölümünde gözler kafanın iki yanında yer alır. Sadece gece yırtıcılarında gözler kafanın ön tarafındadır. Kuşlarda gözlerin çok az hareketli olmasına karşın baş ve boyun büyük hareket kabiliyetine sahiptir. Göz kapakları çok hareketlidir. Göz kapaklarından ayrı olarak gözü örtebilen hareketli ve saydam bir zar (nicitans) bulunur. Bütün kuşlarda daralıp genişleyebilen göz bebekleri yuvarlaktır. Retina tabakası ön kısma nazaran daha geniştir. Göz çevreleyen katı tabakanın içinde ve cornea kenarlarının arkasında kemik tabakacıklarından oluşan bir halka vardır. Cornea tabakası bütün kuşlarda kuvvetli bir şekilde kubbeleşmiştir. Retina tabakasının büyüklük ve gelişmişliğine paralel olarak keskin ve net görebilme çok gelişmiştir. Durdukları yerde bir dairenin 300 derecelik sahasını görebilirler. Renk görme olayı bir çok canlıda gelişmemişken kuşlarda vardır. Örneğin köpeklerin renk görmedikleri düşünülürse kuşlar bu konuda oldukça yeteneklilerdir. Bir güvercinin 20 renk tonunu birbirinden ayırt edebildiği saptanmıştır. (insanda bu rakam 160 dır.)

İŞİTME

İşitme organı olan kulak gözlerin hemen arkasında, başın iki yanında yer alır. Kuşlarda da kulak, iç, orta ve dış kulak olmak üzere üç kısımdan ibarettir. Fakat dış kulak pek dikkati çekmez. Genellikle dıştan bir tutam kalem tüyü ile çevrili ve örtülüdür. Bazı kuşlarda kulağı çevreleyip örten kalem tüylerinin rengi değişiktir. Sadece bazı türlerde örneğin baykuşlarda dış kulak kepçesi gelişmiştir. Kuşların 40–30.000 Hz’lik sesleri duydukları saptanmıştır. Kural olarak 100 Hz’den daha düşük sesleri çok az duyarlar. En duyarlı oldukları ses aralığı 1000–3000 Hz arasıdır.

KOKU ALMA

Koku alma duyusu kuşların genelinde körelmiş ve zayıftır. Koku alma organı burun üst gaganın dip kısmında yer alır. Çoğunlukla tam olmayan bir ara perde ile ayrılmış burun boşluğunda koku alma görevini taşıyan midye şeklinde bir çift oluşum vardır. Her iki burun deliği üst gaga dibine yakın bir yerde bulunur. Bazı kuşlarda burun delikleri sert kıllarla örtülüdür (kuzgun). Bazılarında ise (fırtına kuşları) boru şeklinde uzamış ve birbiriyle birleşmiştir.

TAD ALMA

Tat alma organı dil ve gaganın iç kısmıdır. yumuşak olan dil dibi ile damakta yer alan tomurcuklar vasıtasıyla tat alma olayı gerçekleşir. Kural olarak tat alma duyusu iyi gelişmemiştir.

DOKUNMA DUYUSU

Gaga ve dil dokunma organı vazifesini de görmektedir. Çulluklar,ördekler ve genellikle diğer su kuşlarında yumuşak gaga derisi üzerinde yer alan cisimcikler gaganın dokunma organı olarak iş görmesini sağlar. Ayrıca böceklerle beslenen diğer bazı kuşlarda (ağaçkakanlar) oldukça uzun olan dilleri de dokunma vazifesini görür.

keep looking »
This site is protected by WP-CopyRightPro