güvercin anatomisi

No Comments »

BEYİN VE OMURİLİK

Beyin, kafatası boşluğu içinde yer alır. Kuşlarda beyindeki koku alma duyusu büyük ölçüde körelmiştir. Bunun yerine orta beyinde bulunan görme ve işitme lobları çok gelişmiştir. Güvercinlerde kafatası ile beyin arasında bulunan ferromanyetik bazı tanecikler, yerin manyetik alanına karşı duyarlı birimler haline gelmişlerdir. Güvercinler bu sistem sayesinde yerin manyetik alanındaki değişimleri hissedebilmektedirler. Bu sistem güvercinlerin çok uzaklardan uçurulduklarında bile yönlerini kolaylıkla bulabilmelerine yardımcı olmaktadır. Omurilik omurga kanalının son ucuna kadar uzanır. Omurilikten ayrılan sinir sistemi, bütün organlara ve kaslara kadar dağılır.

KALP, AKCİĞERLER VE SOLUNUM SİSTEMLERİ

Kuşların kalpleri dört gözlüdür. Kalp atışları memelilerden daha hızlıdır. Kalplerinin vücutlarının ağırlığına oranı, diğer omurgalılara göre daha fazladır. Solunum organları ve akciğerler küçüktür. Memelilerde olduğu gibi göğüs boşluğunda serbest halde bulunmayıp, gövde boşluğunun duvarına yapışıktırlar. Kuşlarda kısa olan bronşlar bir çok kollara ayrılmaktadır. Bu kollardan bir çok hava kesesi kuşun vücudunun değişik bölümlerine yayılır. Bu hava keseleri hava deposu işlevini görürler. Hava keseleri kuşun gövde, kanat ve ayaklarını hareket ettirmesi sonucu sıkışır ve açılırlar. Bu sayede ciğerlere hava gönderimi sağlanır. Kuşlarda diğer memeli hayvanlarda bulunan diyafram olmadığı için, ciğerlere hava körüklenmesi ve solunum bu yolla sağlanmaktadır. Uçurulmayan güvercin ve evcil kümes hayvanlarında rastladığımız durduğu yerde kanat çırpma hareketinin nedeni solunumu devam ettirme eyleminden kaynaklanmaktadır. Kuşlarda yer alan bu hava keselerinin bir diğer işlevi de vücut sıcaklığının korunmasını sağlamaktır. Bu mekanizma beyindeki bir merkez tarafından idare edilmektedir. Bir güvercinde kalbin vücut ağırlığına oranı % 14, Vücut sıcaklığı 43 derecedir. Dakikadaki kalp atış sayısı 220, solunum sayısı 450 dir. Dakikadaki kanat çırpma sayısı 8, yatay uçuşta hızı saatte 80 km. dir.

BÖBREKLER VE BOŞALTIM SİSTEMİ

Kuşlarda böbrekler iri ve uzunca bir yapı gösterir ve sırt kemiğinin iç çukuruna gömülmüş durumdadır. Böbrekten çıkan idrar kanalları bağırsağın arka tarafına uzanır ve eşey deliğinin (kloak) orta kısmına açılır. İdrar kuşlarda sulu değildir. Beyaz, yoğun ve çabuk katılaşan bir maddeden ibarettir. Deve kuşu haricinde hiçbir kuşta idrar kesesi bulunmaz. Bunun nedeni kuşların aslında sıvı olan idrardaki suyu tekrar emerek vücuda kazandıran bir yapı geliştirmiş olmalarındandır. Böylelikle kuşlar uzun süre susuz idare edebilecek bir yapı kazanmışlardır. Tane ve tohumla beslenen güvercin gibi kuşlarda su içme ihtiyacı diğer kuşlara oranla daha fazladır. Kuşlarda böbrekler, sadece azotlu atıkların atılmasına değil vücuttaki su ve tuz miktarına göre glikozun düzenlenmesinde de görev alır.

KURSAK, ÖN MİDE, TAŞLIK VE SİNDİRİM SİSTEMLERİ

Kuşlarda sindirim sistemi de değişiklik gösterir. Kuşlarda ağız kısmında diş bulunmaz. Bazı kuşlardaki gaga kenarlarındaki testeremsi çıkıntılar ve diğer oluşumlar beslenmeleri ile ilgilidir. Ağız içinde boynuzumsu bir madde ile kaplı ve hareketli olan dil, besinleri almaya ve yemek borusuna göndermeye yarar. Şekil 3 de bir güvercinin sindirim organları görülmektedir.

KURSAK VE ÖZOFAGUS

Yemek borusu kuşun boyun uzunluğuna göre şekil alır. Güvercinlerin de dahil olduğu tanelerle beslenen bazı kuşlarda ve yırtıcılarda yemek borusu genişleyerek kursak denilen bir yapı ortaya çıkartmıştır. Alınan besinler ilk önce kursakta yumuşatılır. Kursak oluşumu aslında dişlerin olmayışının doğal bir sonucu olarak gelişmiştir. Kursağın esas görevi alınan besinleri ilk aşamada depolayarak mideye yavaş yavaş geçmelerini sağlamaktır. Bunun yanı sıra kursağın diğer bir önemli görevi de özellikle tohum ve tane yiyen güvercin gibi kuşlarda besinlerin yumuşatılıp hazırlandıktan sonra yavrulara kusularak verilmesini sağlamaktır. Çünkü yavrular gagaları gelişene kadar yaklaşık 1 ay süre ile kendi başlarına yem yiyemezler. Güvercinlerde yavrular gagalarını anne ya da babalarının yutaklarına sokarak kusmalarını sağlarlar böylelikle depo edilmiş besine ulaşırlar. Tane ve tohum ile beslenen güvercin gibi kuşlarda, tanelerin öğütülmesini sağlamak amacı ile kursakta bir miktar taş bulundurulur. Kuş, uygun büyüklükteki taşları bu amaçla yutar. Bu taşlar kursakta bir tür değirmen taşı görevi görüp tanelerin öğütülmesini sağlarlar. Kursağın girişinde başlangıcında Özofagus denilen bir bölüm yer alır. Beyindeki hipofiz bezinin salgıladığı prolaktin adı verilen bir hormonun etkisi ile özofagus’tan bir çeşit salgı salgılanır. Bu salgı sadece Columbidae (güvercingiller) ailesine özgüdür ve diğer kuş türlerinde bulunmaz. Kursak sütü olarak adlandırılan bu salgı halk arasında “kuşsütü” olarak bilinmektedir. Kuluçka döneminin sonuna doğru sadece bir hafta süre ile salgılanan bu sıvının besleyici değeri çok yüksektir. Yeni yavrular kursaktaki yarı sindirilmiş besinlerle beslenmeye hazır olana kadar ilk günlerinde bu salgı ile beslenirler.

ÖN MİDE VE KASLI MİDE ( TAŞLIK )

Bütün kuşlarda yemek borusu alt kısımda genişler ve oval bir şekil alarak mideyi oluşturur. Mide kuşlarda genel olarak iki bölümden meydana gelmektedir. Bunları Ön mide ve Kaslı mide (taşlık) olarak adlandırabiliriz. Ön mideye birçok salgı bezi bağlıdır. Ön mideden sonra güçlü kaslardan oluşan ve iç kısmı sertleşmiş, boynuzumsu bir madde ile kaplı taşlık da denilen kaslı mide gelir. Kaslı mide alınan besinlere göre değişiklik gösterir. Yırtıcı kuşlarda bu mide zayıf kaslıdır. Tane yiyen kuşlarda ise sert kaslı ve içi karşılıklı sert iki plakadan oluşur. Kursak ve ön mideden geçerken yumuşayan besinler burada mide hareketleriyle parçalanır ve öğütülürler.

İNCE BAĞIRSAK

Kimyasal sindirimin büyük bir kısmı ve besinlerin emilmesi burada olur. İnce bağırsak tane yiyen güvercin gibi kuşlarda diğer kuşlara göre oransal olarak daha uzundur. Kısa olan kalın bağırsağın sonunda bir çok kuşta uzunca bir kör bağırsak bulunur. Kalın bağırsak anüse açılır.

KLOAK

Kalınbağırsağın dışa açıldığı, dışkının ve idrarın belli bir süre tutulduğu kısımdır. Sindirilmiş besinlerdeki su burada tekrar vücut içine geri emilir. Atık maddeler ise anüs yolu ile dışarı atılır. Kloak’ın bir diğer işlevi de eşeysel üretimin akıtıldığı yerdir. Kuşun cinsiyetine göre sperm ya da yumurta kanalı burada bulunur. Bakınız şekil 4

ÜREME ORGANLARI

Erkeklerde : Böbreklerin ön yan tarafına ikişer tane yumurta biçiminde testisler bulunur. Testislerden çıkan bir sperm kanalı kloak’ın orta kısmına açılır. Kloak’a açılmadan önce sperm kanalı bir şişkinlik yapar. Çiftleşme zamanı bu testisler şişer ve genellikle soldaki daha büyük olur. Kuşların çoğunda güvercinlerde de olduğu gibi çiftleşme organı (penis) yoktur. Yalnız ördekgiller familyası mensuplarında anüsün karına bakan iç duvarından ucu dışarı çıkabilen penis benzeri bir yapı bulunur. Penis üzerindeki oluk, sperma kanallarından çıkan spermayı dişiye iletmeye yarar. Leylek ve balıkçıllarda ise penis körelmiş, anüsün iç duvarında bir siğil şeklini almıştır. Tavuklarda yumurtadan yeni çıkmış yavrularda bu penis benzeri yapı iyi göründüğü için erkek ve dişi civcivler birbirlerinden kolaylıkla ayırt edilebilir.

Dişilerde : Üreme organı yumurtalık ve yumurta kanalından ibarettir. Yumurta kanalı, kloak’ın orta kısmına açılır. Sağ yumurtalık ve yumurta kanalı körelmiş veya tamamen ortadan kalkmıştır. Çiftleşme ve yumurtlama zamanı sol tarafta bulunan üzüm salkımı şeklindeki yumurtalık ve dolambaçlı döl kanalı olağan üstü büyür. Yumurta kanalı yapısal ve işlevsel olarak birbirinden ayrılan beş bölgeden oluşur. Her dişinin eşey organında erkek eşey organını karşılayan ve aynı bölgede anüsün iç duvarında yer alan bir klitoris (bızır) bulunur.

DUYU ORGANLARI

Kuşlar görme ve işitme duyuları çok gelişmiş olan canlılardır. Buna bağlantılı olarak diğer algılama sistemleri fazla gelişkin değildir. Körelen duyuların başında ise koklama gelmektedir.

GÖRME

Kara omurgalıları içinde, hatta tüm omurgalılar içinde görme yeteneği en iyi gelişmiş ve vücuduna göre gözü en büyük olan hayvan grubu kuşlardır. Kuşların duyu organları arasında çok önemli bir yere sahip olan gözler, yön, uzaklık, şekil, renk, derinlik, hareket ve büyüklük gibi nesnelerle ilgili özelliklerin tümünü algılamaktadır. Kuşların büyük bir bölümünde gözler kafanın iki yanında yer alır. Sadece gece yırtıcılarında gözler kafanın ön tarafındadır. Kuşlarda gözlerin çok az hareketli olmasına karşın baş ve boyun büyük hareket kabiliyetine sahiptir. Göz kapakları çok hareketlidir. Göz kapaklarından ayrı olarak gözü örtebilen hareketli ve saydam bir zar (nicitans) bulunur. Bütün kuşlarda daralıp genişleyebilen göz bebekleri yuvarlaktır. Retina tabakası ön kısma nazaran daha geniştir. Göz çevreleyen katı tabakanın içinde ve cornea kenarlarının arkasında kemik tabakacıklarından oluşan bir halka vardır. Cornea tabakası bütün kuşlarda kuvvetli bir şekilde kubbeleşmiştir. Retina tabakasının büyüklük ve gelişmişliğine paralel olarak keskin ve net görebilme çok gelişmiştir. Durdukları yerde bir dairenin 300 derecelik sahasını görebilirler. Renk görme olayı bir çok canlıda gelişmemişken kuşlarda vardır. Örneğin köpeklerin renk görmedikleri düşünülürse kuşlar bu konuda oldukça yeteneklilerdir. Bir güvercinin 20 renk tonunu birbirinden ayırt edebildiği saptanmıştır. (insanda bu rakam 160 dır.)

İŞİTME

İşitme organı olan kulak gözlerin hemen arkasında, başın iki yanında yer alır. Kuşlarda da kulak, iç, orta ve dış kulak olmak üzere üç kısımdan ibarettir. Fakat dış kulak pek dikkati çekmez. Genellikle dıştan bir tutam kalem tüyü ile çevrili ve örtülüdür. Bazı kuşlarda kulağı çevreleyip örten kalem tüylerinin rengi değişiktir. Sadece bazı türlerde örneğin baykuşlarda dış kulak kepçesi gelişmiştir. Kuşların 40–30.000 Hz’lik sesleri duydukları saptanmıştır. Kural olarak 100 Hz’den daha düşük sesleri çok az duyarlar. En duyarlı oldukları ses aralığı 1000–3000 Hz arasıdır.

KOKU ALMA

Koku alma duyusu kuşların genelinde körelmiş ve zayıftır. Koku alma organı burun üst gaganın dip kısmında yer alır. Çoğunlukla tam olmayan bir ara perde ile ayrılmış burun boşluğunda koku alma görevini taşıyan midye şeklinde bir çift oluşum vardır. Her iki burun deliği üst gaga dibine yakın bir yerde bulunur. Bazı kuşlarda burun delikleri sert kıllarla örtülüdür (kuzgun). Bazılarında ise (fırtına kuşları) boru şeklinde uzamış ve birbiriyle birleşmiştir.

TAD ALMA

Tat alma organı dil ve gaganın iç kısmıdır. yumuşak olan dil dibi ile damakta yer alan tomurcuklar vasıtasıyla tat alma olayı gerçekleşir. Kural olarak tat alma duyusu iyi gelişmemiştir.

DOKUNMA DUYUSU

Gaga ve dil dokunma organı vazifesini de görmektedir. Çulluklar,ördekler ve genellikle diğer su kuşlarında yumuşak gaga derisi üzerinde yer alan cisimcikler gaganın dokunma organı olarak iş görmesini sağlar. Ayrıca böceklerle beslenen diğer bazı kuşlarda (ağaçkakanlar) oldukça uzun olan dilleri de dokunma vazifesini görür.

Manyetoreseptörler

No Comments »

posta-008

Hayvanların yön bulmada dünyanın manyetik alanını kullandıkları görüşü, ilk olarak Rus doğa bilimci Middendrof tarafından ortaya atılmıştır. Dünyanın manyetik alanı,çekirdekte ergimiş halde bulunan ve hareketli olan demirden kaynaklanır. Manyetik alan, yer kürenin içinden, okyanuslardan ve atmosferden geçip bir kutuptan diğerine ulaşan oval biçimli akış çizgileri olarak tanımlanır.

Akış çizgileri,jaomanyetik ekvatorda yatay durumdayken kuzeye ve güneye gidildikçe daha dik açılarla kesişir hale gelir. Alanın şiddeti,manyetik kutuplara yaklaşıldıkça artar,ekvatorda ise daha zayıftır.Bu alan şiddetini ve eyim açısını saptayan bazı organizmalar, bu bilgiyi alan bulmada kullanırlar. İleri organizmalardan kuşlar, balinalar, bazı balıklar; ve bunların dışında bazı mikro organizmalar bu manyetik alanı saptayabilen ve manyetoreseptör adı verilen alıcılara sahiptirler.
Read the rest of this entry »

Güvercinlerde Kalıtım ve Islah

No Comments »

komorner tumbler, komaromi buko, komorner tummler

komorner tumbler, komaromi buko, komorner tummler

Kalıtım bilimi (genetik) basitce, ana ve babanın özelliklerinin yavrulara nasıl aktarıldığını araştıran bilim dalıdır diye tanımlanır. Bu konunun iyi bilinmesi yanıt aradığımız bazı soruların acıklanmasını sağlayacaktır. Kalıtım konusunda bilinenler henüz sınırlıdır. Yinede, özellikle son yüzyılda bu konuda dev adımlar atılmıştır.
Canlılarla uğraşan bütün dallarda olduğu güvercin yetiştiriciliği için de kalıtım ve ıslahı çok önemli bir konudur. Zira istenen özellikte kuşlar elde etmek için kalıtım kurallarını bilmek gerekir. Genellikle kuşcularımız arasında özelliklerin ana ve babadan yavrulara rastgele aktarıldığı fikri yaygındır. Bir yavrunun yedi göbek uzaklıktaki dede veya ninesine benzeyebileceği söylentisi bunun kanıtıdır. Halbuki her bir özelliğin ana ve babadan yavruya geçme yolu farklılık gösterir. Öyleki, biz bu konuları iyi kavrarsak bazı özellikler için yavruların göstereceği karakterleri tahmin edebiliriz. Konuların daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle tüm canlılar için geçerli olan kalıtım kurallarına kısaca göz atılmasında ve bazı terimlerin acıklanmasında yarar vardır.

Read the rest of this entry »

Güvercinlerin İç Pusulası

No Comments »

UÇURDUĞUMUZ GÜVERCİN YA GERİ DÖNMEZSE ?

Güvercin yetiştirenler için bu işin en önemli yanı kuşlarının uçuş performansıdır. Kendi kuşları ile özdeşleşmiş bir çok kuşçu tanıyorum. Kuşları ile birlikte aynı kümeste yattığı için gazetelere haber olanların yanı sıra, bir çift güvercin için ufak çaplı servet ödeyenler hiç de az değil. Kısa sürede bir yaşam biçimine dönüşen bu tutku, zamanla hep daha iyi kuşlara sahip olabilmek uğruna verilen uzun bir uğraş haline geliyor. Peki bu derece değer verdiğiniz güvercininizin uçurduğunuzda yuvasına geri gelemeyeceğini bilseydiniz ne yapardınız? Bu konuda en ufak bir şüpheniz olsaydı kuşunuzu uçurur muydunuz? Sanırım böyle bir şey olsaydı kimse güvercin uçurmaz hatta beslemezdi. Güvercin belki de bir kafes kuşu olarak alınıp satılır, kuş satın alınacağı zaman sadece renksel ve şekilsel bazı özelliklere bakılır, uçuş performansı gibi bir kavram hiç olmazdı. Bu aslında bildiğimiz anlamda güvercin yetiştiriciliğinin de sanırım sonu olurdu. Neyse ki, bütün güvercin yetiştiricileri uçurdukları kuşlarının yuvalarına geri döneceğinden adları gibi emindirler. Bazen çeşitli nedenlerle istisnai bazı durumlar yaşansa bile, bir güvercin uçtuktan sonra mutlaka yuvasına geri dönmektedir. Evcil güvercinlerle ilk tanıştığım ortaokul yıllarımda beni ilk etkileyen özellik, uçurduğum kuşların yuvalarına geri dönmeleri olmuştu. Uzunca bir süre neden kaçıp gitmediklerine ya da kaybolmadıklarına hayret etmiştim. Güvercinlerim gökyüzünde nokta gibi gözüküyor ve sonra da onları gözle göremez oluyordum. Eminim o yükseklikten bütün Ankara’yı ve çevresini çok rahat bir şekilde görebiliyorlardı. Daha sonra alçalıyor ve benim balkonumu bulup yuvalarına geri gelmeyi becerebiliyorlardı. Gerçekten de hayret vericiydi.

Read the rest of this entry »

Performans güvercinlerinde genetik aktarımı

No Comments »

Bir güvercin yetiştiricisi, eğer performans kuşu yetiştiriyorsa öncelikli olarak kuşunun performansı ile ilgilenmektedir. Performans güvercinlerinde performansa bağlı özelliklerin cinsiyete bağlı olmayan çekinik bir gen tarafından oluşturulduğu düşünülmektedir. Bunun anlamı performans açısından iyi özelliklere sahip bir güvercinin bu özelliklerini yavrularına dişi ya da erkek ayrımı olmaksızın geçirebileceği, ancak çekinik bir gen olduğu için yavruların tamamında aynı özellikleri yakalayabilmenin ancak bu kuşun eşinin de çekinik olarak bu geni taşımasına bağlı olduğudur.

DOĞRU BİR EĞİTİM OLMAZSA İYİ BİR PERFORMANS YAKALANAMAZ

Bu nedenle performans güvercinlerinde performans özellikleri iyi olan kuşların birbirleriyle eşleştirilmesi sonucu bu kuşların yavrularında bu özelliklerin devamını görebilmek mümkün olacaktır. Performansı oluşturan genler, çekinik olduğu için kuşunuzda genellikle heterezigot olarak bulunur. Eğer homozigot olarak bulunuyorsa o kuş gerçekten çok iyi bir performans gösterir. Yavrunun genlerinde iyi performans özelliklerini taşıması elbette çok önemlidir. Ancak bu tek başına yeterli değildir. Bilindiği gibi performans eğitim ile geliştirilebilir. Eğer performans açısından iyi genlere sahip bir güvercine doğru ve düzenli uçuş eğitimi verilmezse ya da hiç uçurulmazsa bu kuşunuz sıradan bir güvercin olarak yaşantısına devam eder. Bununla birlikte bu kuştan alacağınız yavruların performans açısından iyi olma ihtimalleri her zaman vardır.

KENDİ YAVRULARINIZLA ÇALIŞIN

Güvercinlerimizin performansa bağlı özelliklerini geliştirmek istiyorsak bazı noktalara dikkat etmemiz gerekmektedir. İlk olarak hangi kuşun daha iyi performans gösterdiğinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu görünüşte kolay gibi görünse de aslında dikkat ve özen gerektirir. Her şeyden önce performansın geliştirilmesi için kendi yavrularımızla çalışmak gerekmektedir. Bunun nedeni kuşlarımızın tümüne aynı eğitim, aynı uçma olanağı vb şartların sağlanıp sağlanmadığının bilinmesi içindir. Bunu bilebiliyorsak hangisinin daha iyi olduğunu kestirebiliriz. Örneğin uçurulmadığı için ya da az uçurulduğu için kötü gibi görünen bir yavru aslında genetik olarak belki en iyi yavrumuz olabilir. Eşit şartlarda yetiştirilmiş mümkün olduğunca çok yavru arasından gerçekten başarılı olan elden geldiğince az sayıda yavru damızlık olarak ayrılmalıdır. Orta kalitede kuşlar kesinlikle damızlık olarak ayrılmamalıdırlar. Ayrılan damızlıkların haricindeki kuşlar elden çıkartılmalıdır. Belli bir süre sonra yuvanızdaki genel performansın kesinlikle yükseldiğini gözleyebilirsiniz.

HANGİ RENK MANDALİNA ÇEKİRDEKSİZDİR ?

Performans güvercinlerinde kuşun renksel genetiği ile performans genetiği arasında bir bağlantı kurulmaya çalışılmaktadır. Yani belli bir renk formu gösteren güvercinin belli bir performans göstermesi beklenmektedir. Bu doğru değildir. Nasıl mandalinanın kabuğunun rengi ile çekirdeksiz olması arasında bir bağlantı oluşturamazsak, bu durum güvercinler için de geçerlidir. Güvercinlerde renk ve performans ayrı genler tarafından karakterize edilmektedir. Böyle olduğunda bir performans kuşunun renksel özelliklerine bakarak iyi ya da kötü bir performansa sahip olacağı konusunda tahmin yapılamaz. Özetle performans kuşu alıyorsak kuşun renksel özellikleri bizim tercihlerimizi etkileyebilir ancak performansa ilişkin özelliklerini rengine bakıp çıkartamayız. Performansı test edebilmek için kuşu havada seyretmekten başka yol yoktur.

Tepeli Taklacı (Oyunlu Güvercin) Genetiği

No Comments »

Taklacı performans güvercinlerimizi bu özelliklerini yitirmeksizin tepeli hale getirmek istediğimizde nasıl bir yol izlemeliyiz? Alacağımız tüm yavruların hem iyi bir performansa sahip olması hem de tepeli olması için ne yapmalıyız?Bunun en güvenilir yolu tepelilik özelliği açısından homozigot bireyler bularak bunların eşleştirilip yavru alınmasına dayanır. Ancak homozigot bireyler elde etmek ve onların homozigotluğunu test etmek belli bir dönem yavru almayı ve çeşitli denemeler yapmayı gerektirir. Bunu sağlayabilmenin yolu kümesteki geni cinsiyete bağlı olmayan çekinik gen yönünde sabitleyebilmekten geçer. Bunu başarabilmek çok kolay değildir. Burada uzun ve anlaşılması zor genetik bilgiler vermektense pratik ve daha kısa yoldan sonuca ulaşmamızı sağlayacak bazı yöntemler üzerinde duracağım. Tepelilik özelliği, güvercinlerde resesif (çekinik) yani baskın olmayan bir karakter olup cinsiyetten bağımsız bir yol izlemektedir. Başlangıç için seçeceğiniz güvercinler çok önemli. İlk önce tepesiz ve oyun açısından en güvenilir kuşlarınızdan birini seçerek işe başlayabilirsiniz. Daha sonra oyun özelliği açısından en iyi ve tepeli olan bir kuş daha bulmanız gerekiyor. Kuşların hangisinin hangi cinsiyette olacağı çok önemli değil. Bu iki kuşu eşleştirerek işe başlamalısınız. Bu takıma T1 diyelim. Birinci dölde (F1 dölü) alacağınız yavruların hiç biri tepeli olmayacaktır. Ancak bu yavruların genlerinde tepelilik özelliği bulunmaktadır. Daha sonra aldığınız yavruları birbirleri ile çiftleştirmeniz gerekiyor. Yavruların çiftleştirilmesi sonrası elde edeceğiniz (F2 dölü) kuşlardan istediğiniz özellikleri taşıyan (tepeli) yavruların oranı %25 olacaktır. Yani bu kuşlarda her dört yavrudan sadece biri istediğiniz özelliğe sahip olacaktır. Diğer üç yavru elden çıkartılmalıdır. Bu yavruya Y1 adını verelim. Y1 ile aynı şekilde geliştirilmiş başka bir Y2 yavrusu daha elde ettiğinizde (bunun için başlangıçta T1 ve T2 olarak iki takımla işe başlamak uygun olabilir. Eğer tek takımla başlarsanız T1 den beklediğiniz özelliklerde ikinci bir yavru daha almanız gerekir. İki takımla işe başlamak elinizde kalitesine güvendiğiniz fazla sayıda kuşunuzun bulunması durumunda tercih edilmelidir. ) her iki yavruyu Y1 ve Y2 birbiri ile eşleştirdikten sonra alacağınız bütün yavrular başlangıçta tam olarak olmasa bile birkaç kuşak sonra tam olarak istediğiniz özelliği göstereceklerdir. Bu deneme sırasında elde edilen ve istediğimiz özellikleri taşımayan diğer bütün yavruların elden çıkartılması geliştirilen özelliğin korunabilmesi için en uygun yoldur.

This site is protected by WP-CopyRightPro