Güvercin Bakımı

No Comments »

Kuş besleyen insanlar büyük paralar harcayarak aldıkları kuşları alırken gösterdikleri titizliği maalesef bakımı ve hastalıkları sırasında göstermiyorlar. Bu yüzden çok iyi damızlık kuşlarımız yok olup gidiyor.

Öncelikle kuş bakmak için sağlıklı bir kümese ihtiyaç vardır. Bu kümesin ahşap olması veya toprak üzerinde olması kuşlarımızı aşırı rutubetten koruyacaktır. Teras gibi yerde tuğla kümes yapan arkadaşlarımızın rutubet ortamından kurtulmaları için kümes içini strafor dediğimiz köpükle döşememiz gereklidir. Kümeslerimize bol oksijen girmesi için ufak dahi olsa bir pencere açılması ve sinek teli ile kapatılıp içeriye mikrop taşıyan sineklerin girmesini engellemeliyiz. Kapı ve pencere üzerindeki camlar kümes içine güneşin girmesine yardımcı olacağından tercih nedenidir. Kümesleri güneş alacak şekilde yapmamız sadece güneşte olan D vitamininin kuşlar üzerine gelmesine yardımcı olmamız gerekir.

Kümes içine yaptığımız yuvaların da kuru tahtadan yapılıp kuşların yumurtlaması için kuru çam yaprakları, kuru ot, kuru saman koymamız, yumurtanın hava almasını sağlayacağından yavrunun sağlıklı çıkmasını sağlayacaktır.

Beslemeyi düşündüğümüz kuşlarımızı kümesimize koyduğumuzda bunların bakımı gündeme geliyor. Günümüzde buğdayla beslediğimiz kuşları maalesef iki saatten fazla uçuramıyoruz. Veya kuşlar eskisi kadar zinde olmuyor. Bunların sebebi tek buğday veya mısırla beslenen hayvanlar, vücutlarına gerekli olan vitamin ve mineralleri yeteri kadar alamamaktadırlar. Oysa vitamin ve mineraller doğurganlık, parlak tüy yapısı, sağlam kas ve kemik yapısı, hastalıklara karşı direnç yönünden çok önemlidir. Bu yüzden kuşlarımıza buğday, mısır, fiğ, pirinç, kırmızı mercimek, kendir tohumu, kuru bezelye gibi karışımlar hayvanların bir nebze olsun ihtiyaçlarını karşılarlar. Bu yemlerin tozsuz ve temiz olması gerekir. Hayvanlar yedikleri bu yemleri taşlıkları vasıtasıyla öğütürler. Bu yüzden taşlıklarına öğütücü kum parçaları gerekir. Bizler genellikle deniz veya dere kumu ile bu ihtiyacı gidermeye uğraşırız. Ancak bu tür kumlar yuvarlak olduğundan kesici görevi yapmaz. Kuşların kursağında boşuna şişlik yapar ve bu kumları yiyen kuşlar bir köşeye çekilir ve kabarık dururlar. Bu kum ihtiyaçları Avrupa’da istiridye kabuğu kırıklar, kırmızı kil, kömür, çakıl, kurutulmuş deniz yosunu ile giderilir. Ayrıca bu karışımlar 220 derecede fırınlanarak mikrop ve zararlı bakterilerden arındırılırlar.

Kuşlarımıza genelde hastalıklar sudan bulaşır. Suluklarımız çok temiz ve temizlenebilir şekilde olmalıdır. Genelde bu suluklarımıza kuşların tüyleri , vücuttan çıkan tozları, yem parçaları ve pislikler toplanır. Suda mikroorganizmalar (mikroplar, bakteriler- mantar , koli basili) çok çabuk ürerler. Böyle bir su çeşitli hastalıklar ve ishal ile kuşun sağlığını tehdit eder. Bu sebepten haftada en az bir kere dezenfektan ilaçları ile temizlenmeli, hatta su içine birkaç damla damlatılarak suyun dezenfekte olmasını sağlarız. Bunlar; Witte Molen Wime-San, su koruyucu Dezen, Mefarol, Vanodin gibi ilaçlardır.

Dezenfektan ilaçlarına sıra gelmişken bizler bu konuyu da maalesef göz ardı ediyoruz. Halbuki kümeslerimizi en az ayda bir kere dezenfektanlamamız gereklidir. Dezenfektan yapmadan önce kümes ve yuvalardaki pislikleri kazıyıp temizlememiz gerekir. Daha sonra içerideki tozlar temizlenir. Dezenfektan kuşların üzeri dahil kümesin her yerine sıkılır. Bu bir fitil pompa yardımıyla yapılabilir.

Kuşlarımız her gün banyo yapmalıdırlar. Banyo suları temiz olmalıdır. 5-6 kuş yıkandıktan sonra yeni su koyup diğerlerinin yıkanmasını sağlamalıyız. Kesinlikle yağmur veya birikinti sularında kuşların banyo yapmasına müsaade etmeyiniz.

Bazılarımız toprak dökerek kuşların buralarda eşinmesini, toprak üzerinde bir şeyler yemesini düşünürüz. Oysa bu toprak üzerine yağan yağmur ve uçuşan tozlar hastalık taşır. Bu yüzden haftada en az bir kere dezenfektanla toprak temizlenmelidir.

Kuşlarımıza ne kadar bakım yaparsak yapalım mineral ve vitamin yönünden gerekli ihtiyacını sağlayamayız. Oysa mineral ve vitaminler sağlık, doğurganlık, parlak tüy yapısı, sağlam kemik ve kas yapısı ve hastalıklara direnç yönünden çok önemlidir.

Wimoraal mineral karışımı, VM-Forte vitamin ve Muta-Vit gibi mineral veya vitaminler kullanılır. Kuşlarımızın yedikleri içtikleri her şeyden bağırsakları bozulabilir. Bunun için COXİ PULUS, solunum yolu hastalıkları için BAYTRİL, kabarma ve kurumaya giren kuşlar için OROPHARMA FORLAYT kullanırız. Bağırsak solucanları için bir litre suya 5 diş sarımsak koyulur bir gün sonra kuşlara verilir. Bit, pire içinse Ardap, Ecto Spray kullanılır.

Kuyruk üstü yağ bezesi

No Comments »

Bir Alman yetiştirici kuyruküstü olmayan güvercinlerle ilgili gözlemlerinde kuyruk telek sayısı 14 ve daha fazla olan ırklarda kuyruküstü bezesi bulunmadığını ve aynı zamanda bu güvercin ırklarının hastalıklara karşı daha duyarlı olduğunu bildirmiştir. Gerçi bu ırklar içerisinde bazı bireylerde küçük de olsa kuyruküstüne rastlamak mümkündür.

Kuyruküstü bezesinin herkesçe bilinen fonksiyonu tüylerin yağlanmasıdır. Güvercinlerde kuyruk ustu bezesinin bu fonksiyonu su kanatlılarına nazaran çok daha önemsizdir. Güvercinlerde bu amaçla deride oluşan “kepeklenme” öne çıkmaktadır. Uzunca bir süre yıkanma olanağı verilmeyen güvercinlere bu olanak tanındığında suda yoğun bir “toz” göze çarpar. İşte bu toz deri kepeklenmesidir. Yine de güvercinlerde de tüylerin yağlanması, tüylerin su geçirgenliğinin azaltılması, tüylerin düzgün “istifi” için kuyruküstünden salgılanan yağ kullanılmaktadır. Aynı zamanda soğuk günlerde tüyler arasındaki hava muhafaza edilerek kuşun vücut sıcaklığını daha yavaş olarak dışarıya vermesi sağlanmakta, bir tur izolasyon oluşturulmaktadır. Bu anlamda bir yorum yapılacak olursa tüylerini yağlayamayanlar, yani kuyruküstu bezesi bulunmayanlar vücut sıcaklıklarını korumak için daha fazla enerji harcamak zorunda kalacaklardır. Metabolizmaları da buna bağlı olarak ısı üretme işiyle daha fazla ilgilenmek durumundadır. Bu arada bağışıklık sistemi ikinci plana itilebilir ve dolayisiyla bu kuşlar hastalıklara daha duyarlı olabilirler.

Kuyruk ustu bezesi ile ilgili araştırma sayısı kısıtlıdır. Özellikle güvercinlerde yok denecek kadar az araştırmaya rastlanmıştır. Bu nedenle aşağıda, farklı kanatlı türlerinde kuyruküstu bezesi ile ilgili bazı araştırmalardan önemli olan noktalar özetlenmiştir.

Kaya güvercininde (yabani güvercin) kuyruküstü bezesinin cerrahi yöntemlerle uzaklaştırılmasının kuşun genel durumuna ve görünüşüne bir etkisinin olmadığı sonucuna varılmıştır. Benzer şekilde bıldırcınlarda yapılan bir çalışmada kuyruküstü bezesi uzaklaştırılmış olanlarla kuyruküstü bezesi mevcut olanlar arasında vücut gelişimi, vücut sıcaklığı ve hematolojik değerler (kan değerleri) arasında bir fark bulunamamıştır. Ancak bu çalışmalarla ilgili olarak dikkat edilmesi gereken nokta gözlemlerin belli bir süre ile kısıtlı olmasıdır.

İsketelerde yapılan bir çalışmada, kuyruküstü bezesinin büyüklüğü ve salgı miktarı ile kuş üzerinde bulunan tüy akarlarının (kuşçular yanlış olarak tüy biti diyorlar) sayısı arasında pozitif bir ilişki saptanmıştır. Yani kuyruküstü bezesi büyük ve daha fazla yağ salgılayanlar üzerinde daha fazla sayıda akara rastlamışlar. Araştırıcılar kuyruküstü bezesi salgısının kokusunun sözkonusu parazitler üzerinde çekici bir etkisi olduğu kanaatine varmışlardır. Buna göre akarlar açısından kuyruk ustu bezesi olmayan güvercin ırklarının daha avantajlı olması gerekir.

Tavuklarda yapılan ilginç bir araştırmada belli sayıda tavuk iki gruba ayrılmış ve bir gruptaki hayvanların kuyruküstü bezesi uzaklaştırılmıştır. Altmış gün sonra yapılan incelemelerde sağlam gruptaki tavukların tüylerinde bulunan mikroorganizma (mikrop) türleri ile kuyruküstü bezesi uzaklaştırılmış gruptaki tavukların tüylerinde bulunan mikroorganizma türlerinin birbirlerinden farklı oldukları görülmüştür. Sağlam grupta patojen olmayan (hastalık yapmayan) ve hatta salgıları ile (antibiyotik) patojen mikroorganizmaların çoğalmasını önleyen türlere rastlanırken, kuyruküstü alınmış gruptaki tavukların üzerinde yalnızca patojen (hastalık yapıcı) mikroorganizmalara rastlanmıştır. Herhalde kuyruk ustu salgısı, tavukların üzerinde simbiyotik (tavuk ile ortak) olarak yaşamlarını sürdüren mikroorganizmalar için besin ortamı görevini görüyor.

Tüm bunların yanısıra kuyruküstü bezesi salgısının bir tür fungusit (mantar oldurucu) olduğu bilinmektedir. Tavuklarda yapılan çalışma ve kuyruküstü salgısının son olarak anılan özelliği de, kuyruküstü olmayan ırkların hastalıklara daha duyarlı olabilecekleri savını güçlendirmekte ve açıklamaktadır.

Kuş Sütü , Kursak Mayası

No Comments »

KUŞ SÜTÜ (MAYA) NASIL OLUŞUR ?
Yazar: Yahya Kemal Yılmaz

Kuş sütünün nasıl oluştuğunu bilinirse bakıcıların altına ne zaman yumurta sürülmesi gerektiği daha açık hale gelir.Metin Avrupalı tanınmış kuşbilimci ve güvercin uzmanı ve yetiştirici Dr.JP Stosskopf’nin vermiş olduğu izin ile dilimize tarafımdan çevrilmiştir.

Yavruların onsekizinci günde yumurtadan çıkmasından itibaren yaklaşık bir hafta boyunca erkek ve dişi güvercinlerin kursakda ürettikleri ürüne denir.Tabi ki hiç bir ortak ölçüte sahip olmadığı ekmek içinin görüntüsünü andıran,daha çok epey kuru bir süt pıhtısı görüntüsü veren ürün kuş sütü olarak da adlandırılır (yaklaşık % 72 ila 75 arası bir miktardan fazla su içermez,inek sütünde bu % 92 dir).Kuluçkanın sonlarına doğru bulamacın artması için bazı besleyicilerin bayat ekmek vermesi bu benzerliktendir ve soruna değişik bir bakış şeklinden başka bir anlam ifade etmez.

Ağız erkek ve dişi güvercinlerin kursak çeperlerine özgü bir üründür.Tümden inek sütü gibi ve inek memesine özgü üretim gibidir.

Bu da bir kaç yasayı içine alır:

-ilkin ağız normal üreme çemberi üzerinde belirlenmiş bir noktada üretilir (herhangi bir zaman değil,bundan bahsedeceğiz).

-ikincisi bu ağızın kimyasal yapısı tam olarak sabittir ve yetiştirici tarafından verilen besinlerle direkt hiç bir bağlantısı yoktur.Kursak ağızını oluşturmak için gerekenleri organizma kendi içinden toplar.

Kuluçkanın sekizinci gününden itibaren kursak çeperi kalınlaşmaya,kanlanmaya başlar, kursağın yan kısımlarını kaplayan salgılar kuluçkanın bitiminde ağız oluşturmak için yavaş yavaş elverişli hale dönüşür.Kursak bezesi sistemi yumurtlamadan yavruların çıkışına kadar yirmi kat genişleyecek bir hacme sahiptir.Bu üreme bezlerinin ve hipofiz bezinin kumanda etmesiyle direkt onlara bağımlıdır.

Kuluçkanın başından itibaren ortasına kadar erkeğin testikülleri hacimlerinin % 90 ını aşamalı olarak kaybederler.Bu testiküller yumurtaların açılmasından bir kaç gün sonra tekrar büyüyecekler ve dölleyici olacaklardır.Dişilerde aynı olayı over üzerinde tesbit ederiz.O halde kursak bezlerinin evriminin üreme bezlerini dinlenmeye ittiği sağlam bir bağlantı vardır.

Bu olay direkt olarak hipofiz bezlerinin etkisi altında olmaktadır.Kuluçka hipofizer bir hormonun üretimini tetikler: kursak çeperinin gelişimi için prolaktine mutlaka gerek vardır.

Bu çeperler kuluçkanın onaltıncı gününden itibaren kuş sütü üretmeye elverişlidir. Ancak bu yeterli değildir,üretime başlamak için aynı bir motordaki gibi bir kıvılcım gerekmektedir.Ağız üretiminin başlaması sinirlerden gelecek bir emirle olur:ebeveynin yumurta içindeki yavruların kımıldadıklarını ve gaga vurduklarını hissetmeleri gerekmektedir.Eğer küçük bir yavru direkt olarak kuluçka süresi sonundaki bir çiftin altına sürülecek olursa en az oniki ila onsekiz saatden önce ağız ile (kaymak da denir) beslenemeyecektir.Yani bu geçiş erken olmuştur.En az onaltıncı günden önce ağız olmadığı için güvercinler bakıcılık yapamazken,sürülen yumurtaların çıkmasıyla su ve bir parça tohumla beslenen yeni yavrular çarçabuk ölecektir.

Buna karşılık kendilerininkinden iki üç gün sonra yumurtlanmış yumurtalara yatırılırlar ise,yavruların çıkışında tabi ki bakıcılarda ağız olacaktır.Ancak bilindiği gibi kuluçka süresi bu kadar uzamaz.Eğer yetiştiriciliğin ilk günleri içinde bütün kurallarda hayal kırıklığından kaçınılmak isteniyorsa tabi ki yumurta değiştirmek için en uç seviyede bir dikkat gerekmektedir.

Kuş sütünün ortalama karışımı aşağıdadır (L.Binet araştırmas?) % 76.5,yağ % 8, protein % 14,mineraller % 1.5 ve şeker % 0.Bu tabi ki kuşdan kuşa değişir ama çok az. Karşılaştırarak belirtelim ki inek sütü % 4 protein ve % 3.5 de yağ içerir.Buna karşılık yaklaşık % 4.5 şeker (laktoz) içerir.

En hızlı büyümeyi sağlayan sütlerin (güvercin,tavşan) protein,yağ ve mineraller yönü-den kesinlikle zengin ama şeker yönünden de çok fakir olduğunu belirlemek ilginçtir.

Herkez iyi ya da çok iyi bakıcılar olduğunu bilir.Bunların sütlerinin niteliği tabi ki bazı nedenlere direkt olarak bağlıdır. Analizlere göre zenginlik bir güvercinden diğerine % 10 ila 12 arasında değişebilmektedir.Olgulara inanmak gerekir.Bakıcı tohumlardan olan tayinini yer ama ağızı üretmek için gerekenleri vücudundaki depolardan alır.Eğer tayin sütün oluşturulması için kullanılmış olan maddelerin tekrar yerine konmasına yetersiz kalırsa güvercin erir,açığını kapatamaz ve durum böyle devam ederse bu onun uçuş ya da üreme geleceğini etkiler(yavruların büyümesinin gecikmesi,sonraki yumurtlamanın gecikmesi, dölleme ve döllenme sorunu,vs…).Sekiz gün kuş sütü ile beslendikten sonra, ağız hemen hemen tamamen kaybolunca yavrulara tabii olarak derhal günlük tayin ile bakılmaya başlanılır.

Üretilen sütün miktarı şüphesiz çiftin sağlık durumu ile de direkt olarak bağlantılıdır. Her bir olumsuzluğun üretilen süt üzerinde miktar kadar nitelik olarak da olumsuz etkisi vardır.En kötüleri de şöyledir:

-Kıl kurtlarını yoğun bir şekilde taşıyan güvercinlerin yumurtalarından çıkan yeni yavrular zayıflamış,kursakları boş bir şekilde,ana babalarında süt olmadığından,aç kalarak kırksekiz saat içinde ölürler.

-Besleme sırasında süt çoğalan trikomonasi üst sindirim yollarına taşır.Yavru ilk aldığı besinle ana babasındaki asalakların saldırısına uğramıştır,ölür.

Bunlar kuluçka sırasında,yumurtaların çıkmasından az bir zaman önce,bakıcıların paraziti bulaştıracak zaman bulamayacakları şekilde antiparaziter ürünleri uygulamanın gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır.

Kuş sütünün nasıl oluştuğunu bilinirse bakıcıların altına ne zaman yumurta sürülmesi gerektiği daha açık hale gelir.Metin Avrupalı tanınmış kuşbilimci ve güvercin uzmanı ve yetiştirici Dr.JP Stosskopf’nin vermiş olduğu izin ile dilimize tarafımdan çevrilmiştir.

Yavruların onsekizinci günde yumurtadan çıkmasından itibaren yaklaşık bir hafta boyunca erkek ve dişi güvercinlerin kursakda ürettikleri ürüne denir.Tabi ki hiç bir ortak ölçüte sahip olmadığı ekmek içinin görüntüsünü andıran,daha çok epey kuru bir süt pıhtısı görüntüsü veren ürün kuş sütü olarak da adlandırılır (yaklaşık % 72 ila 75 arası bir miktardan fazla su içermez,inek sütünde bu % 92 dir).Kuluçkanın sonlarına doğru bulamacın artması için bazı besleyicilerin bayat ekmek vermesi bu benzerliktendir ve soruna değişik bir bakış şeklinden başka bir anlam ifade etmez.

Ağız erkek ve dişi güvercinlerin kursak çeperlerine özgü bir üründür.Tümden inek sütü gibi ve inek memesine özgü üretim gibidir.

Bu da bir kaç yasayı içine alır:

-ilkin ağız normal üreme çemberi üzerinde belirlenmiş bir noktada üretilir (herhangi bir zaman değil,bundan bahsedeceğiz).

-ikincisi bu ağızın kimyasal yapısı tam olarak sabittir ve yetiştirici tarafından verilen besinlerle direkt hiç bir bağlantısı yoktur.Kursak ağızını oluşturmak için gerekenleri organizma kendi içinden toplar.

Kuluçkanın sekizinci gününden itibaren kursak çeperi kalınlaşmaya,kanlanmaya başlar, kursağın yan kısımlarını kaplayan salgılar kuluçkanın bitiminde ağız oluşturmak için yavaş yavaş elverişli hale dönüşür.Kursak bezesi sistemi yumurtlamadan yavruların çıkışına kadar yirmi kat genişleyecek bir hacme sahiptir.Bu üreme bezlerinin ve hipofiz bezinin kumanda etmesiyle direkt onlara bağımlıdır.

Kuluçkanın başından itibaren ortasına kadar erkeğin testikülleri hacimlerinin % 90 ını aşamalı olarak kaybederler.Bu testiküller yumurtaların açılmasından bir kaç gün sonra tekrar büyüyecekler ve dölleyici olacaklardır.Dişilerde aynı olayı over üzerinde tesbit ederiz.O halde kursak bezlerinin evriminin üreme bezlerini dinlenmeye ittiği sağlam bir bağlantı vardır.

Bu olay direkt olarak hipofiz bezlerinin etkisi altında olmaktadır.Kuluçka hipofizer bir hormonun üretimini tetikler: kursak çeperinin gelişimi için prolaktine mutlaka gerek vardır.

Bu çeperler kuluçkanın onaltıncı gününden itibaren kuş sütü üretmeye elverişlidir. Ancak bu yeterli değildir,üretime başlamak için aynı bir motordaki gibi bir kıvılcım gerekmektedir.Ağız üretiminin başlaması sinirlerden gelecek bir emirle olur:ebeveynin yumurta içindeki yavruların kımıldadıklarını ve gaga vurduklarını hissetmeleri gerekmektedir.Eğer küçük bir yavru direkt olarak kuluçka süresi sonundaki bir çiftin altına sürülecek olursa en az oniki ila onsekiz saatden önce ağız ile (kaymak da denir) beslenemeyecektir.Yani bu geçiş erken olmuştur.En az onaltıncı günden önce ağız olmadığı için güvercinler bakıcılık yapamazken,sürülen yumurtaların çıkmasıyla su ve bir parça tohumla beslenen yeni yavrular çarçabuk ölecektir.

Buna karşılık kendilerininkinden iki üç gün sonra yumurtlanmış yumurtalara yatırılırlar ise,yavruların çıkışında tabi ki bakıcılarda ağız olacaktır.Ancak bilindiği gibi kuluçka süresi bu kadar uzamaz.Eğer yetiştiriciliğin ilk günleri içinde bütün kurallarda hayal kırıklığından kaçınılmak isteniyorsa tabi ki yumurta değiştirmek için en uç seviyede bir dikkat gerekmektedir.

Kuş sütünün ortalama karışımı aşağıdadır (L.Binet araştırmas?):su % 76.5,yağ % 8, protein % 14,mineraller % 1.5 ve şeker % 0.Bu tabi ki kuşdan kuşa değişir ama çok az. Karşılaştırarak belirtelim ki inek sütü % 4 protein ve % 3.5 de yağ içerir.Buna karşılık yaklaşık % 4.5 şeker (laktoz) içerir.

En hızlı büyümeyi sağlayan sütlerin (güvercin,tavşan) protein,yağ ve mineraller yönü-den kesinlikle zengin ama şeker yönünden de çok fakir olduğunu belirlemek ilginçtir.

Herkez iyi ya da çok iyi bakıcılar olduğunu bilir.Bunların sütlerinin niteliği tabi ki bazı nedenlere direkt olarak bağlıdır. Analizlere göre zenginlik bir güvercinden diğerine % 10 ila 12 arasında değişebilmektedir.Olgulara inanmak gerekir.Bakıcı tohumlardan olan tayinini yer ama ağızı üretmek için gerekenleri vücudundaki depolardan alır.Eğer tayin sütün oluşturulması için kullanılmış olan maddelerin tekrar yerine konmasına yetersiz kalırsa güvercin erir,açığını kapatamaz ve durum böyle devam ederse bu onun uçuş ya da üreme geleceğini etkiler(yavruların büyümesinin gecikmesi,sonraki yumurtlamanın gecikmesi, dölleme ve döllenme sorunu,vs…).Sekiz gün kuş sütü ile beslendikten sonra, ağız hemen hemen tamamen kaybolunca yavrulara tabii olarak derhal günlük tayin ile bakılmaya başlanılır.

Üretilen sütün miktarı şüphesiz çiftin sağlık durumu ile de direkt olarak bağlantılıdır. Her bir olumsuzluğun üretilen süt üzerinde miktar kadar nitelik olarak da olumsuz etkisi vardır.En kötüleri de şöyledir:

-Kıl kurtlarını yoğun bir şekilde taşıyan güvercinlerin yumurtalarından çıkan yeni yavrular zayıflamış,kursakları boş bir şekilde,ana babalarında süt olmadığından,aç kalarak kırksekiz saat içinde ölürler.

-Besleme sırasında süt çoğalan trikomonasi üst sindirim yollarına taşır.Yavru ilk aldığı besinle ana babasındaki asalakların saldırısına uğramıştır,ölür.

Bunlar kuluçka sırasında,yumurtaların çıkmasından az bir zaman önce,bakıcıların paraziti bulaştıracak zaman bulamayacakları şekilde antiparaziter ürünleri uygulamanın gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır.

güvercin Yumurtası

2 Comments »

Kuşlardaki yaratılış mucizeleri kanatları, tüyleri ya da göç yetenekleriyle sınırlı değildir. Bu canlılardaki olağanüstü tasarımlardan biri de yumurtalarında ortaya çıkar.

Bize çok basit gibi görünen tavuk yumurtasının kabuğunda, golf topu girintilerini andıran 15 bin kadar gözenek bulunur. Daha küçük bazı kuşların yumurtaları ise, ancak mikroskop altında görülebilen süngersi bir kabuğa sahiptir. Bu girintili-çıkıntılı yapılar, kuş yumurtasına büyük bir esneklik kazandırmakta ve darbelere karşı direncini artırmaktadır.
Yumurta tam bir paketleme harikasıdır. Gelişmekte olan civcivin gereksinim duyduğu tüm besin ve suyu sağlar. Yumurtanın sarısı, protein, yağ, vitamin ve mineraller içerirken, akı da bir su deposu işlevini görür. Gelişmekte olan civcivin besine ve suya olduğu kadar oksijen almaya ve karbondioksitini dışarı atmaya da gereksinimi vardır. Civcivin ayrıca bir ısı kaynağına, kemiklerinin gelişmesi için kalsiyuma, suyunun korunmasına, bakterilerin bulaşmasına ve mekanik darbelere karşı bir koruma sistemine gereksinimi vardır. Tüm bu gereksinimleri yumurta kabuğu karşılar. Civciv, kabuk zarlarının iç yüzeyinde bulunan bol damarlı bir katman aracılığıyla oksijen alır ve karbondioksitini atar. Gaz alıp verme, erişkin hayvanlarda olduğu gibi akciğerlerle değil, kabuktaki küçük gözenekler yoluyla olur.
Yumurta kabukları, şaşırtıcı ölçüde sağlam olmalarına karşın, çok da incedir. Bu özellik, kuluçkadaki ana ya da babanın ısısının, yumurtanın içine kadar kolayca iletilmesini sağlar.

Gerekli Bir Kayıp

Kuluçka dönemi sırasında, yumurtadaki suyun ortalama %16’sı gözeneklerden dışarı buharlaşarak kaybolur. Biyologlar eskiden bu su kaybının, yumurta kabuğunun hava geçirebilen yapısı nedeniyle zorunlu, ama zararlı bir kayıp olduğunu düşünüyorlardı. Oysa son araştırmalar, bu su kaybının civcivin yumurtadan çıkması için gerekli olduğunu göstermiştir. Civcivin yumurtadan çıkarken gagasındaki yumurta dişini kullanarak kendisine bir delik açtığı ilk aşamada, fazla oksijene ve başını oynatacak kadar bir boşluğa gereksinimi vardır. Bu gereksinimler, yumurtadaki suyun kaybedilmesi, dolayısıyla yer açılması ve bu açılan yerde daha çok oksijen bulundurulmasıyla karşılanır.
Konunun daha da ilginç olan yönü, farklı yumurta kabuklarının su kaybetme oranlarının da, ideal olan % 15-20′lik su kaybını sağlayacak şekilde ayarlanmış olmasıdır. Örneğin, dalgıç kuşu yumurtasının su kaybetme oranı, daha kuru ortamda kuluçkaya yatırılan aynı büyüklükteki bir başka yumurtadan üç kat daha fazladır. .

Yumurtadaki Dayanıklılık Tasarımı

Bir yumurta kabuğunun, gaz, su ve ısı işlemini düzenlemesi gerektiği kadar sağlam da olması gerekir. Kabuk, gelişmekte olan civcivi dış darbelere karşı koruyacak ve kuluçkaya yatan annenin ağırlığını kaldırabilecek kadar dayanıklı olmalıdır.

Nitekim kuş yumurtalarına baktığımızda, son derece dayanaklı bir biçimde tasarlandıklarını görürüz. Allah, küçük ve büyük yumurtaları birbirinden farklı şekilde yaratmıştır. Büyük kuşların yumurtaları genellikle sert ve esnek olmayan bir yapıya sahiptir. Daha küçük kuşların yumurtaları ise yumuşak ve esnektir.
Yumurta, civcivi 20 günlük kuluçka dönemi boyunca koruyacak kadar sağlam, ama dışarı çıkmasına imkan sağlayacak kadar da kırılgandır. Pek çok kuşun yumurtası kamufle olmalarını sağlaycak renklerde yaratılmıştır. Deniz kuşunun yumurtaları ise armut biçimindedir. Bu, sarp kayalıklar için tasarlanmış ideal bir şekildir. Darbe çemberler çizenbir yörünge izler.
Tavuk yumurtalarının kabukları sert ve gevrektir ancak yuvada birbirleri üzerine yuvarlandıklarında kırılmaz. Bu tür kabuk, aslında tüm iri yumurtalarda bulunmaktadır. Bu sağlamlık, yumurtayı saldırganlardan korumaktadır. Eğer bu sert ve gevrek kabukları küçük yumurtalarda olsaydı çok çabuk kırılırlardı. Araştırmalar, küçük yumurtalardaki kabukların gevrek değil, ama dayanıklı ve esnek olduğunu göstermektedir. Olası bir darbede esneyebilmeleri onları kırılmaktan kurtarır.
Bir kabuğun gevrek ya da esnek yapıda olması, sadece civcivi korumak açısından değil, onun dünyaya geliş biçimi açısından da belirleyici rol oynar. Sert ve gevrek bir kabuktan çıkacak olan civcivin, kafasını ve bacaklarını çıkarmadan önce yumurtanın basık ucunda sadece bir-iki delik açması yeterlidir. Böylece delikleri birleştiren bir takım çatlaklar oluşur ve civciv şapka biçiminde bir kapağı kaldırmakla özgürlüğüne kavuşabilir

Güvercinler Hakkında Bilgiler

No Comments »

Güvercinin kemiklerinin ağırlığı, tüylerinden daha hafiftir..

Kuluçkaya yatmış olan bir kuşun, belirli aralıklarla yumurtalarını
çevirmesinin nedeni nedir?

Kuşlarda kuluçkaya yatma, vücut ısısı yardımıyla yumurta içindeki embriyo
gelişiminin tamamlanmasına yardımcı olur. Karnın alt kısmında, kuluçka
bölgesi adı verilen ve kuluçka zamanında tüyleri dökülen bölgedeki kılcal
damarlardan yumurtaya geçirilen ısı, embriyonun gelişim sürecini
tamamlamasında önemli rol oynar. Çoğu kuş türünde, kuluçka esnasında
yumurtaların çevrilmesi davranışı görülür. Bunu, vücuttan yumurtaya geçen
ısının ve yumurta içeriğindeki besin maddesinin (yolk), yumurta içerisinde
homojen (eşit) bir şekilde dağılmasını sağlamak amacıyla yaparlar. Ayrıca
embriyonun gelişim sürecinde, doku farklılaşması için gerekli olan hücre
göçlerinde yerçekiminin etkisi vardır. Yumurtanın çevrilmesi sayesinde,
yerçekimi etkisi de düzgü;n bir şekilde dağıtılarak, hücre göçünün seyrine
de yardımcı olunur.
____________________________________________________________________________
Güvercinler Niye Takla Atar?

Güvercinlerde iki farklı nedenle görülen, iki farklı tip takla var.
Bunlardan ilki, havada uçarken hafifçe yan dönme şeklinde görülen ve aslında
güvercinlerle beslenen gökdoğan gibi yırtıcı kuş türlerine karşı kazanılmış
olan bir savunma uyumu. Bu, doğal olarak artık genlerine yerleşmiş ve bir
yaşam biçimi haline gelmiş bir özellik. Taklacı güvercin olarak bilinen
ırklarda görülen takla davranışı da, bu şekilde bir uyum olarak kazanılmış
ve ırk özelliği haline gelmiş. Diğeriyse, vitamin eksikliği ya da bir virüs
nedeniyle ortaya çıkabilen, beyine giden sinir hücrelerinin üzerini kaplayan
myelin kılıfın erimesine neden olan ve havalanırken ya da uçarken denge
kaybı nedenli takla atma, yürürken daireler çizme, başın arkaya doğru
yatması (stargazing: yıldız sayma) gibi belirtilerle kendini gösteren
hastalık. Bu takla zaten diğerinden belirgin olarak ayrılıyor ve sıklıkla
hayvanların kontrollü bir şekilde beslenmesiyle iyileştirilebiliyor.

_________________________________________________________________________

Kuşlar uyurken niye ayaklarını yukarı çekerler?

Bazı kuşların uyurken bir bacaklarını gövdelerine doğru çekmelerinin nedeni
bu hareketin kuşun vücudundan ısı kaybını önlemesi olarak açıklayabiliriz.
Kuşların bacakları üzerinde tüyler bulunmadığı için bu açık bölgelerden ısı
kaybı oldukça yüksek olabiliyor. Zaten dikkat edilirse kuşların uyuma
sırasında vücut yüzeylerini olabildiğince küçültecek bir şekil aldıklarını,
örneğin bacaklarını gövdeye doğru çekmenin yanı sıra başlarını da iyice
gövdelerine gömdüklerini gözlemleyebiliriz.

_________________________________________________________________________

Yavru kuşlarda beslenme

Kuşlarda kursağın içi kuluçka periyodunun erken devrelerinde prolaktin
hormonu salgısı tarafından hızla değişime uğrar. Kursakta kursak sütü adı
verilen protein ve yağca zengin bir beyaz sıvı salgılanır. Bu sıvı
yavruların yumurtadan çıktıkları ilk günlerde beslenmesini sağlar. Doğada
yavru olarak bulunan kuşların ilk günlerde insan eli altında beslenip
yaşatılması çok zordur. Annenin ilk günlerde mutlaka ağız sütünü vermesi
gerekir. Eğer yavru 4 – 5 günlükse yaşama şansı nispeten fazladır. Ama
gelişme hızı doğadaki yavru kuşlara göre nispeten düşüktür. Yavru kuşların
sindirim sistemleri henüz tam anlamıyla gelişmediği için ilk zamanlarda sıvı
gıdalara daha sonraki aşamalarda ise yavaş yavaş katı gıdalara geçilmesinde
fayda vardır.Bu geçiş kademeli olması gerekir aksi taktirde yavru da
sindirim bozuklukları görülür. Besleme aşaması kursağın şişkinliğine göre
ayarlanır. En güzel yemleme az ve sık yemleme biçimidir.
Gerekli malzemeler: Bir enjektör, Ilık su (soğuk su verilmemeli), Yumurta
sarısı (Esansiyel amino asit içeriği bakımından zengin) , Milupa bebek
maması.
Kuşlara mamayı hergün taze formda sunmalısınız. Mamalar çok çabuk hava
şartlarında bozulabilir

Güvercin Fiziği

No Comments »

DIŞ GÖRÜNÜŞ

Başlıca karakteristikleri vücutlarının çok değişik renklerde tüylerle kaplı olmaları ve gövdelerinin iki yanında yer alan kanatları ile uçabilmeleridir. Kuşların vücudunun bazı yerleri gaga, ayak, parmaklar ile akbaba gibi bazı kuşlarda boyun kısmı tüysüzdür. Kuşlarda ayaklar yürümeye, yüzmeye, tırmanmaya ve tutunmaya yarar. Ayaklar genellikle sert pullarla kaplıdır. Bazı türlerde ayakların hatta tırnaklara kadar parmaklarında tüylerle kaplı olduğu görülür. Paçalı güvercinler buna iyi birer örnektirler. Değişik şekillerdeki gaga sert keratinden oluşur. Bazı türlerde gaga yumuşak bir deriyle kaplıdır. Gaga yapıları kuşların beslenme tarzlarına bağlı olarak çok değişik şekillerdedir.

TÜYLER

Kuş tüyleri karmaşık bir yapıdadır. Keratinleşmiş deri hücrelerinden oluşmaktadır. Telek adı verilen kanat ve kuyrukta yer alan büyük tüyler uçmaya ve dönmeye yaramaktadır. Vücudu bir kiremit örtüsü gibi kaplayan dış tüyler ise kuşu ıslanmaktan korur, alttaki ince ve yumuşak tüyler ise vücudun ısı kaybetmesini önler. Güvercinlerde kanat telekleri kabaca el telekleri ve kol telekleri olarak iki gruba ayrılabilir. El telekleri, genellikle 10 tanedir. Kanat ucundan bilek eklemine kadar sıralanır. Uçmayı sağlayan ana tüyler bunlardır. Kol telekleri adı verilen ikinci bir sıra ise, bilek ekleminden dirseğe kadar uzanır. Bu telekler ikinci derecede uçma tüyleridir. Sayıları kuş türüne göre değişmektedir. Güvercinlerde genellikle 18 adettir. Kuyruk telekleri, kuyruktaki büyük tüylerdir. Uçarken dümen görevi yaparlar. Sayıları güvercinlerde genellikle 12 dir. Bazı türlerde 14 ya da 16 ya kadar çıkabilmektedir. Kuyruk telekleri son kuyruk omuruna bağlanmışlardır. Buradaki kasların hareketlerine bağlı olarak hareket ederler. Örtü telekleri, uçma tüylerinin ve kuyruğun dibinde kiremit gibi dizilmiş kısa tüylerdir. Kanatların alt ve üstünde birkaç sıra örtü tüyü bulunur. Uçma teleklerine en yakın olan örtü tüyleri en büyük olanlardır. Hav tüyleri, teleklerin altında yer alır ve kuşun vücut ısısını korumaya yarar. Renkleri genellikle beyaz ya da gridir.

TÜY DEĞİŞİMİ

Memelilerde ve kuşlarda kıllar, tüyler, tırnaklar dış etkilerle devamlı yıprandıklarından zamanla bunların yerine yenileri oluşur. Bu yenileme işi bazen yavaş yavaş ( memelilerde deri, tırnak, kuşlarda pençe ve gaga ) bazen de belli zamanlarda ve oldukça hızlı bir şekilde oluşur. (kıl ve tüy değiştirme) Genellikle, kuşlar bütün tüylerini senede bir defa, bazıları iki defa değiştirirler. Bazı kuşlar küçük örtü tüylerini senede iki defa, kanat ve kuyruk teleklerini ise bir defa değiştirirler. Tüy değiştirme yavaş olduğundan, genellikle 1-3 ay sürdüğünden kuşlar tamamen çıplak kalmaz ve uçma yeteneklerini kaybetmezler. Örneğin güvercinler bu şekilde tüy değiştirir. Fakat kaz, ördek, kuğu, turna ve bazı bataklık kuşları uçma teleklerini birden döktüklerinden birkaç hafta uçamazlar. Bu durumlar dışında değişik tüy değiştiren türler de vardır. Bazılarında erkek ve dişi değişik zamanlarda tüy değiştirir. Tüy değiştirme genellikle yavaş ve belli bir sıraya göre olur. Güvercinlerde kanat teleklerinin değişimi, el teleklerinde bilekte başlar ve el uçlarına doğru ilerler. Kol teleklerinde ise, hem iç hem de dış taraftan içe doğru değişir. Kuyruk teleklerinde ise değişim içten dışa doğru olur. Tüy değişimi derideki tüy yuvasında yeni tüyün büyümesi ve üstteki yıpranmış tüyün atılmasıyla oluşur. Bu tüy yenilemede bazı kuş türlerinde renk değişikliklerine de rastlanır. Yılda iki defa tüy değiştiren kuş türlerinde genellikle yaz ve kış renklerinde farklılıklar olur.

AYAK YAPILARI

Kuşlarda iskeleti oluşturan arka ekstremiteler yürüme bacaklarıdır. Bacağın üst kısmında yer alan uyluk kemiği ve diz eklemi bacak kasları ve karın tüyleri tarafından örtüldüğünden dışardan görülmez. Alt bacaktaki kaval kemiği kamış kemiği ile birleşerek but kemiğini oluşturmuştur. But kemiğinden sonra bilek ve tarak kemiklerinin birleşmesinden oluşan oldukça uzun ayak kemiği gelir. Bu kemiğin alt ucundaki çıkıntılara ikinci, üçüncü ve dördüncü parmaklar bağlanır. Birinci (arka) parmağı olan kuşlarda bu parmak ayak kemiğinin iç kenarındaki çıkıntıya bağlanır. Beşinci parmak yoktur. Parmak sayısı genellikle 3-4 tür. Birinci parmak 2, ikinci parmak 3, üçüncü parmak 4 ve dördüncü parmak 5 parçalıdır. Parmaklar bazı türlerde öne ve arkaya dönebilir. Ayaklar keratin pullarla kaplıdır. Kuşlarda ayaklar yaşam ve hareket tarzlarına göre değişik yapılar gösterir

GAGA YAPILARI

Gaga, besinin tutulması, yakalanması, taşınması, parçalanması gibi işlemlerin yanı sıra düşmanlara karşı bir savunma aracı olarak da kullanılır. Tüylerin düzeltilmesinde, yuva yapımında ve daha bir çok işte kullanılır. Dolayısıyla kuşlarda yaşam biçimine uygun gaga biçimleri gelişmiştir. Keratinden oluşan gaga üst ve alt gaga olmak üzere iki kısımdır. Üst gaga, üst çene ve burun kemiklerinin, alt gaga ise alt çene kemiklerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Üst gaga burundan itibaren devam eden sırt kısmı, genellikle az veya çok eğik olan gaga ucu ve keskin gaga kenarlarından oluşur. Gaga kenarlarında Çoğunlukla diş şeklinde çıkıntılar veya testere gibi tırtıklar bulunur. Alt gaga ise her iki alt çene kemiği uçlarının birleştiği gaga ucu ile çene kemikleri arasını örten, bazı türlerde yumuşak bir deriden oluşan gaga altından oluşur. Birçok kuşta ve güvercinlerde üst gaga dibinde yumuşak ve genellikle sarı renkte bir deri vardır. Ceroma adı verilen bu kısım sinirlerle donatıldığından dokunmada önemli görevler üstlenmiştir. Bir kısım bataklık ve su kuşlarında bu deri bütün gagayı örter. Burun delikleri ceromanın kafatası ile birleştiği yerden ya da ceromanın içinden açılır. Kuşların beslenme tarzına bağlı olarak çok değişik şekillerde gagalara rastlanır. Yırtıcı kuşların gagaları kanca gibi kıvrık, keskin ve güçlüdür. Bu gagaları ile deri, et ve hatta kemikleri parçalarlar. Tohum yiyen kuşlarda gagalar kalın ve koniktir. Bataklık ve sulak alanlarda yaşayan kuşların gagaları genellikle uzundur. Böcek yiyen kuşların gagaları ince ve sivridir. Pelikan gagası ise alt çenedeki esnek derisiyle büyük bir kepçe gibidir. Gaga şekilleri de kuşların tanınmasında ipuçları verir.

İSKELET YAPILARI

Kuşların genel yapısı yürüme ve uçma hareketlerini rahatça yapmaya uygun bir şekilde oluşmuştur. Yürürken ve dururken gövdenin ağırlık merkezi ayakların üzerine düşer. Bu sırada kanatlar katlanmış durumda gövdenin iki yanına yapışık olarak durur. Kuşların iskeleti incelendiğinde kemiklerin ince, içlerinin boş ve birçok yerinde belirli delikler olduğu görülür. Akciğerlerden itibaren çeşitli yerlerde bulunan hava keseleri kemiklerle bağlantılıdır. Bu durum kuşların uçmalarını kolaylaştırmaktadır. Şekil 1 de bir güvercinin iskelet yapısı görülmektedir.

KAFATASI

Kuşlarda kafatası, beyin ve soğancığın korunduğu kubbemsi ve iyi kaynaşmış kemiklerden meydana gelir. Kafatası üzerinde büyük göz çukurları, burun delikleri ve boynuzumsu bir maddeden yapılmış olan üst ve alt gaga yer alır. Eklemli ve oynak olan gaga, kafatası ve alt çene ile bağlantı halindedir. Günümüzde yaşayan hiçbir kuşta diş bulunmaz.

BOYUN

Kuşlarda boyun çok hareket edebilecek bir yapıda gelişmiştir. Boyunda yer alan omur sayısı genellikle 14–15 arasındadır. Bütün kuş türlerinde bu sayı 10 ile 26 arasında değişmektedir.

GÖĞÜS

Kuşlarda göğüste yer alan omur sayısı 3–10 arasında değişir. Güvercinlerde bu sayı 3 tanedir. Göğüste birbirine ve göğüs omurlarına bağlı 5-10 kaburga kemiği vardır. Göğüs kemiği iri, geniş ve yassıdır. Yalnız göğsü değil karın kısmını da kaplar. Göğüs omurlarından sonra gelen sırt ve bel omurları, leğen kemiği ile kaynaşmıştır. Kuşlarda ön üyeler kanat şeklini almıştır. Kanatlar kuvvetli kaslarla göğüs kemiğine bağlanmıştır. Kanadı omurgaya ve göğse bağlayan kemiklerden kürek kemikleri sırt tarafına doğru uzamışken, sırt kargacık kemikleri göğüs ile kaynaşmış, köprücük kemikleri ise uçta birleşerek lades kemiğini oluşturmuşlardır.

KANATLAR

Kanatlar, kısa bir pazı kemiği ve uzun ön kol kemikleri ile körelmiş el kemiklerinden ibarettir. El, birbirine kaynaşmış uzunca bir orta el parçası, başparmak, orta büyük parmak ve buna bitişik küçük parmak olmak üzere 3 parmaktan oluşur. Duruş ve yürüyüş halinde kolun üst kısmı geriye, alt kısmı öne ve el kısmı geriye kıvrık bir şekilde durur.

AYAKLAR

Ayaklar, sırt omurlarıyla birleşmiş ve bütünleşmiş leğen kemiğine bağlıdır. Kısa ve kuvvetli olan uyluk kemiği öne doğru yatık, gövdenin yan etleri içinde gizlenmiştir. Bu nedenle diz eklemi dışardan görülmez. Arkaya doğru eğik duran baldır oldukça iri ve uzundur. Kaval kemikleri kaynaşmıştır. Bilek ve ayak kemikleri kaynaşarak boru şeklinde parmaklara eklenmiştir. Beşinci parmak kaybolmuştur. Parmak sayısı genel olarak 3-4, deve kuşlarında 2 dir. Güvercinlerde parmak sayısı 4 tür. Arkaya dönük birinci parmak 2, içe bakan ikinci parmak 3, ortadaki üçüncü parmak 4, dıştaki dördüncü parmak ise 5 eklemlidir. En uç eklemde tırnak oluşmuştur. Güvercinlerde tırnaklar alttan gelen kısımlarla yenilenen bir yapıdadırlar. Parmak sayısı ve eklemler kuş türlerine göre çok değişiklikler gösterir. İskelet kaslarla çevrilidir. Kanatlar çok kuvvetli kaslarla bağlı olup ayrıca ayak kasları da oldukça güçlüdür.

keep looking »
This site is protected by WP-CopyRightPro